Anda di halaman 1dari 147

A N A D O L U ’ DA - M O Ğ O L L A R

F A R U K SÜ M ER

I.

1227 yılında C e n g iz H a n ’ın halefi olarak kağan seçilen Ö ge-


dey, C urm ağun N o y a n ’ı otuz-kn*k bin kişilik bir ordunun başında
H a riz m ş a h C e lâ le d d in M e n g ü B e rti’nin üzerine gönder­
mişti1. C e lâ le d d in bu zamanda İran'ın mühim bir kısmına hâkim
bulunuyordu; hükümet merkezi Tebriz şehri idi. Bu şehir ilk defa
onun zamanında İran'ın baş şehri olmuştur. C u rm a ğ u n Moğol
Sünit (suni'it) boyundan olup, C e n g iz H an mektebindeüYyetişmiş
değerli bir kumandandı. C u r m a ğ u n ’Un yanınajc^ııdisi gibi muk­
tedir kumandanlar verilmişti: B a y c u (Bisu'ut boyundan), Y e k e
y is a ’ur (? jj~*i IfU = Tasa'ur, Kurulas'dan), M e lik şa h , S a r ıc ı
M iii İg em iş Uygur), E süke (<C-I), B ü yü k
Ç a ğ a ta y (Arlat = Arutai' dan), K ü ç ü k Ç a ğ a ta y (Sünit9dtn).
Adı geçen bu kumandanların çoğu da C e n g iz H an mektebinden
yetişmişlerdi2. Bunlardan B a ycu , Y e k e Y is a ’ur ve M e lik ş a h tü­
men beğleri, diğerleri de binbaşı idiler3.
C u rm a ğ u n ’un başkumandanı^olduğu ordu dört tümenden müte­
şekkildi4*. Bu ordu geri dönmeyerek, açılan ^.yerlerde daimî ola

1 C u v e y n î, Tarih-i Cihânguşây, yay. M ir z a M u h a m m ed -i K a z v in î,


GMS, Leyden, 1912, s. 150; R e ş îd u d -d în , CâmiuH-tevârih, yay. E. B loch et,
GMS, Leyden, 1911, s. 18.
2 R e$ îd u d -d în , Moskova, 1956, s. 150.
3 Ermeni müverrihi K ira g o s , (Türkiyat Mecmuası, II, s. 176). C u rm a ğ u n ’dan
sonra onun başlıca yardımcıları olarak şu beğleri sayar: Is ra r N o y in (yani Y i­
sa’ ur N oyan ), G u ta n veya Ç o rç u n N o yin , D u ta n N o yin . A k n e r li
G r ig o r ise (Moğol tarihi, türkçeye çeviren Hrand D. Andreasyan, İstanbul,
1954, s* u -12 ) daha tafsilatlı bir liste vermektedir : A s u t u N o y an , Ç a ğ a ta y ,
S u n ita y , K ü ç ü k Ç a ğ a t a y , B a y c u N o y a n , A s a r N o y an , H u ttu N o yan ,
T u t t u N o y a n , O g ö ta y N o y a n , H o c a y N o yan , H u r u m ç i N o y a n , Hu-
n a n Noyan, T a y n a l N o y a n ve E n g u r a g N o y a n .
4 R e ş îd u d -d în {Moskova yayını, gösterilen yer). Fakat, C u v e y n î (gösterilen
yer yine ondan naklen R e ş îd u d -d în , B lo ch et, gösterilen yer) üç tümen diyor.
C u v e y n î’nin sözleri doğrudan doğruya Moğolistan'dan gönderilen tümenleri ifade
edebilir (metni tetkik ediniz).
rak kalacağı için askerler ailelerini de birlikte götürmekte idiler5.
Bu dört tümenden biri sadece Uygur, Korluk., Türkmen, adlı Türk
kavimleri ile Kâşğar bölgesi Türklerine mensup askerlerden meydana
gelmişti. Bu tümenin başında, yukarıda adları geçen beylerden
M e lik şa h (şüphesiz Türk ve Müslüman) bulunuyordu6. Yine bun­
lardan M in İgem iş de bir Uygur binliğine (moğolca: minga,
farsça: hezdre) kumanda ediyordu7.
Şüphesiz, C e lâ l e d din gibi, çok yiğit bir düşmana karşı bundan
daha az bir kuvvet gönderilemezdi. C u rm a ğ u n bir yel gibi, Mo-
5_
tSjÇ' ıj-z** b ^SsAİ jUjJ ^ jj>- ...

ül U ı ^\yy
^Aa I y ^
(Ö ged ey K aan ) “ C u rm a ğ u n ’u dört tümen teme gerisi ile görevlendirib bu tarafa
gönderdi. Teme gerisi, binlik ve yüzlüklerden ayrılan ve bir ülkede oturmak üzere
gönderilen çeriye denilir” (R eşîd u d -d în , Moskova, s. 151).
~~ J ı £ $ y \ İİJ y
Cj\İj üj>- (JjJ j oijf' ^ (SWj^ J ( S J ü\$j j (ijîjli
y tw***s^j oIaS" ^ \j ^ y bAota y^ '

u*y^ Iyy\
J u&ı ^ £ j j j ' j. ' j j\ (S^r^
ü\iji Uy ^ S ^c&y y i y <-->y*4z'«* y\ (S^ Ij dJL* j NL>
Ijj\ l)1>- *X«I Jh y} b jNL* y ai££* j +&a

1^1 l)I j Uj L vj
w L*»Lj o ^ jjl ölxS" jİJb

üU j (j\ ûjlj^SO ^Uj^I jl 3y*ji


“ Tümen beğlerinden diğer biri de M e lik şa h olup, Uygur, Karluk, Türkmenler
ile Kaşgarlı ve Awfejy/er’den toplanmış çerinin kumandası ona verilmişti. O ölünce,
yerini oğlu H in d u c a k ’a verdiler. H in d u ca k Kum melikini suçsuz olarak öldür­
düğünden M en gü K a a n ’ın yarlığı gereğince E m ir A rğ u n onu Tus kapısında
öldürttü ve evlerini C en g iz H an ’ın dört oğlunun uruğu arasında taksim etti.
Kardeşi S â lâ r Beğ’i yerine geçirdiler. Mısır savaşında K it b u ğ a N o y a n
öldürülüb onunla birlikte bulunan S â lâ r Beğ kaçarak geri gelince H ü leg ü H an
onu suçlu bularak öldürttü ve binlikler başka beğlere verildi. O cümleden olarak
bu binliklerden birinin beği N a v u ld a r ’dır (R eşîd u d -d in , Moskova, s. 154-155).
7 R e ş id u d -d in , Moskova, s. 155.
ğolistan, Türkistan, Doğu ve Orta İran'ı geçib, Azerbaycan'& geldi. Mad­
deten zayıf ve bilhassa manen çökmüş olan TSrFhükümdarı kendisin­
den beklenen dayanma ve direnmeyi gösteremedi. Çekilmiş olduğu
Âmid dolaylarında ikinci bir baskına uğrayıp tek başına Meyyafârikin
dağlarına kaçtı ve orada bir Kürd tarafından öldürüldü (1231).
Bu başarı üzerine C e lâ le d d in ’in ülkesi Moğol İmparatorluğuna
katılmış olduğu gibi, C e lâ le d d in ’e tabî olan küçük devletler de
Moğol hâkimiyeti altına girdiler.
G u rm ağu n , karargâhını Muğan ovasında kurdu. Askerlerinin
bir bölüğü de Erran'da yurd tuttu. Her iki bölge de otu bol, su­
vatları çok ve aynı zamanda kışlamak için pek elverişli yerlerdi. Mo­
ğolların gelişi üzerine, adları geçen her iki bölgede, Selçuklu devrinden
beri yaşamakta olan çok kalabalık sayıdaki Türkmenler Anadolu'ya.
göç etmek zorunda kaldılar8.
Moğollar'a en yakın ülke Gürcistan idi. Gürcüler, X II. yüzyıldan
itibaren İran Selçuklu devletinin sonu gelmez iç mücadeleler ile zayıf
bir duruma düşmesinden faydalanarak, komşu İslâm ülkelerine sürekli
saldırılarda bulunmakta idiler. Hattâ X III. yüzyılın başlarında o
kadar kuvvetli bir hale gelmişlerdi ki, Türkiye Selçukluları hükümdarı
S ü le y m a n Ş a h ’ı bile Avnik dolaylarında mağlûbiyete uğratmışlardı.
Ancak, C e lâ le d d in Gürcüler’e birkaç mühim darbe, vurarak onların
kuvvetini epeyce kırmıştı.
G u rm a ğ u n Muğan'a yerleştikten sonra, daha ziyade Gökçe Göl
taraflarındaki Ermeniler ile Gürcüler'i itaat altına almakla meşgul oldu.
Arada sırada Diyarbekir taraflarına, Musul-Erbil yörelerine ve hali­
felik topraklarına da yağma ve çapul akınları yapılıyordu.
Bu esnada Yakın Doğu’da Moğol hâkimiyeti altına girmemiş
üç devlet vardı: Abbasî halifeliği, Eyyubîler ve Türkiye Selçukluları.
Abbasî halifeliği başlıca Irak, Huzistan ülkelerini içine alıyordu. Başta
Bağdad olmak üzere memleket mamur bir durumda idi. Eskisi gibi
devam eden Hind ticareti halifeliğin en zengin gelir kaynağını teşkil
ediyordu. Bağdadi genişliği, nüfusunun çokluğu, kalabalık pazarları,
ilim müesseseleri ile İslâm âleminin en büyük, en hareketli ve en
zengin şehri vasfını taşımakta devam ediyordu. Halifeliğin sayıca pek
fazla olmayan, fakat iyi yetiştirilmiş ve teçhiz edilmiş Türkler'den
müteşekkil (çoğu Kıpçaklar'dan) bir ordusu vardı. Irak Selçukluları'n-

8 F. Süm er, Oğuzlar, Ankara, 1967, s. 130.


dan S u lta n M esud (1134- 1152) halifeliğin cismanî kudrete sahip
olmasını önlemek için çağdaşı bulunan halîfeye Türk memlûkü satın
almamayı kabul ettirmişti. Fakat ne bu tedbir, ne de Türk askerinin
(EtrâkJ, halîfelerden bazılarının öldürülmesine kadar giden, serkeşçe
hareketleri onları, ordularını Türkler'den teşkil etmek fikrinden bir
türlü vazgeçirmemişti.
Mısır, Suriye, Doğu ve Güney Doğu Anadolu'daki bazı yörelerin
{Hısn Keyfa, Meyyâfarikin, Ahlat) hâkimleri olan Eyyubîler, birbirleri
ile sonu gelmez bir mücadele içinde bulunuyorlardı. Bunlar da hassa
ordularını Türkler'den meydana getirmişlerdi. Bu Türkler Eyyubî hâ-
nedanı mensuplarının âciz şahsiyetler olmalarından faydalanarak
1250 yılında kudretli Memlûk devletini kuracaklardır.
Türkiye Selçuklu devletine gelince, bu esnada Orta Doğu'nun en
kuvvetli devleti olarak görünüyordu. Devletin başında bulunan
A lâ e d d in K e y k u b a d (1220-1237), bir taraftan devletinin hu-
dudlarım genişletirken, diğer taraftan da ülkesinin maddeten ve
manen gelişmesine çalışıyordu. Hıristiyanların Selçuklu ülkesine “ Tür­
kiye” ve “ Türkistan” adlarını vermeleri de bilhassa bu hükümdarın
devrinde görülmektedir. Bu husus, Moğol istilâsı sonucunda kalabalık
Türkmen topluluklarının Anadolu'ya, gelmeleri yüzünden bu ülkenin
kavmî çehresinde daha geniş ölçüde değişmeler vuku bulması ile
ilgilidir.
Yeni gelen bu Türkmenter bermutad daha ziyade uçlara, yani
devletin sınır bölgelerine gönderiliyorlardı. Bu suretle hem onlaan
dahilde zayıf ve buhranlı zamanlarda karışıklık çıkarmaları önleni­
yor, hem de hududlarda düşmana karşı mühim bir kuvvet bulundu­
ruluyordu. Sınır boyundaki Türkmenler'z “ Uç Türkmeni” deniliyordu.
Bunlar gösterdikleri faaliyetler ile o kadar büyük bir şöhrete sahip
olmuşlardı ki, Müslim ve gayrı Müslim bütün eserlerde onlardan bah­
sedilir. Hatta eski müelliflerden bazıları uç (türkçe: sınır) sözünü
onların adları sanmışlardır.
Selçuklular'm Eyyubîler'e karşı olan sınır bölgesindeki Türkmen
nüfusu yeni gelenler ile pek yoğunlaşmıştı. 1240 yılındaki Babaîlcr
isyanını bu Türkmenler çıkarmış idiler. Bunların Elbistan, Maraş ve
Malatya'nın ormanlık bölgelerinde yaşayanlarına X III. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren “ Ağaç Eri” adının verildiği görülüyor. Bu
Türkmenler Moğollar tarafından da yakından tanınmışlardı. Hattâ
bu yüzden Ağaç Eriler, eski zamanlardan beri mevcut, bir Türk
kavmi sanılmıştır9.
A lâ e d d in K e y k u b a d , H a riz m ş a h C e lâ le d d in ordusunun
Doğu Anadolu'da, bulunan kalıntısını da hizmete almıştı. Bu Harizmli-
ler'in askerî gücü her halde beş - altı bin atlıdan ibaret idi. En büyük
beyleri K a y ır H an olup, onu B erke H an, B ile n T o ğ u (? )
H a n , S a ru H an ve K ü ç lü S e n g ü n H a n ad ve sanlı beyler
takip ediyordu. Bunlardan D e v le t H an o ğ lu B erke H an, X .
yüzyıldaki ünlü Türk kavimlerinden Kimekler'in Yemek boyuna men­
sup olup, kızı Memlûk hükümdarı B a y b a rs’m hatunu idi.
Selçuklu hükümdarı Harizm beğlerine büyük bir itibar gösterdi ve
onlara ülkesinin en fazla gelir getiren vilâyetlerinden bazılarını dirlik
verdi. Bu cümleden K a y ır H a n ’a Erzincan,, B erk e H a n ’a Amasya^
B ile n T o ğ u (? )’ya Niğde ve K ü ş lü (G ü çlü ) ye de Lârende (bugün
Karaman) tahsis edildi10. A lâ e d d in K e y k u b a d ’m Harizmliler'e> bek­
lenilenden fazla ehemmiyet vermesinin, muhtemel bir Moğol saldı­
rısında onların tecrübelerinden faydalanmak istemesi ile ilgili olduğu
âşikârdır.* Bu suretle Harizmliler'in çıkarmaları muhtemel gaileler de
önlenmiş olacaktı. Selçuklular'ın merkez kuvvetleri yani hassa ordu­
larına gelince, çoğu Rum kölelerinden müteşekkil olan bu ordunun,
sayıca fazla olmadığı, kuvvetli bir varlık gösterememiş bulunmaları
ile sabitdir. Türkiye Selçuklu hükümdarlarının, Abbâsîler ve Eyyubîler gibi,
Türk memlûku tedarik etmeye ehemmiyet verdiklerine dâir deliller
yoktur. Halbuki Kıpçak memlâkleri'ni temin etmek için en müsait pazar
Selçuklu ülkesindeki Sivas şehri idi. Bu husus, Rum kölelerinin yapılan
fetihler »ve Türkmen akınları sonucunda çok daha ucuza elde edil­
meleri ile ilgili olsa gerektir.
Bu devletin ordusunun esasını dirlikti atlı askeri teşkil ediyordu.
Bunların başında, ihtimal OsmanlIlardaki alay beğleri'ne tekabül eden
'elli başılar' görülüyor. Bu timar askeri, vilâyet kumandanları olan
'subaşılar'ın idaresinde savaşlara giderlerdi. Selçuklular, sayıları her
halde binden fazla olmayan, Frank şövalye askerini de hizmetlerinde
kullanmakta idiler. Bunlar hangi hükümdardan beri hizmete alın­

9 Ağaç .Enler hakkında: F. Süm er, Ağaç Eriler, Belleten, X X V I, s. 521 - 528.
Babaîlvc isyanını Ağaç inlerin çıkardıkları veya bu ayaklanmada en mühim rolü
onların oynadıkları muhakkaktır.
10 îb n B îb î, tıpkıbasım, T .T .K ., Ankara, 1956, s. 434, 435.
mışlardır? Bu hususta henüz bir bilgi olmamakla beraber, bunun
1204 yılından sonra olduğu muhakkak ve K e y k u b a d devrine tesa­
düf etmesi de muhtemeldir. Frank askerinin bilhassa göğüs göğüse
çarpışmalarda işe yaramakta olduğu görülüyor.
A lâ e d d in K e y k u b a d , ülkesindeki şehirleri surlarla çevirtmek
suretiyle berkitmesine ve askerî kuvvetini artırmasına rağmen, Ö ge-
d e y ’in 1235 yılında yaptığı tâbiiyyet teklifini derhal kabul etti.
Vâkıa bu tâbiiyyet, her yıl kağana bir miktar armağan göndermekten
ibaret ise de, kudreti ve başarıları karşısında ondan böyle bir davranış
pek beklenmezdi. Bu husus, tabiatiyle K e y k u b a d ’m Türkiye'ye yö­
nelecek bir Moğol tehlikesini önleyecek cesareti ve dirayeti kendisinde
görmemesi ile ilgilidir. Gerçekten bu hükümdarın, hatta belki selef­
leri, ağabeğisi Iz z e d d in K e y k â v u s ve babası G ıy a s e d d in K ey-
h üsrev’in, başarılarına rağmen (efsanevî İran kahramanlarının adla­
rım da taşımakla beraber) dedeleri çapında cesur ve muktedir harb
adamları olmadıkları anlaşılıyor. Bağdad halifeliği şöyle dursun,
Musul, Meyyâfarikin (bugünkü Silvan) gibi şehir devletlerinin bile
Moğol hâkimiyetine henüz girmemiş oldukları bir zamanda, Orta
Doğu'nun en kuvvetli devletinin başındaki hükümdarın Moğol tâbi-
iyyetini kabul etmesine gerçekten hayret edilebilir. Bu mütalâalar
ile birlikte, kendisinde bir Moğol saldırısını önleyecek cesaret ve ehli­
yeti görmeyen bir hükümdarın, hafif bir tâbiiyyeti kabul ederek bu
tehlikeyi uzaklaştırması da akıllıca bir hareket olarak vasıflanabilir u .
Moğol istilâsı neticesinde Anadolu'ya pek çok da Iranlı gelmişti.
Bunlar başlıca aydınlar, dinî sınıf, tarikatlar, tâcir ve san’atkârlar
zümresine mensup kimseler idiler, hanlılar Moğol istilâsından önce de
Anadolu'ya, gelmekte idiler. Bu îranlı unsurun Türkiye'nin medenî
gelişmesinde mühim rolleri olduğu inkar edilemez. Devletin mülkî
kadrosu, eskiden de olduğu gibi, umumiyetle Iranlılar'ın elinde idi.
Moğol istilâsı neticesinde yeni gelenler ise, Konya, Kayseri, Sivas ve saire1

11 K e y k u b a d ’ın, G e lâ le d d in H arizm şa h ile yaptığı Yassı Çimen savaş


dolayısiyle, nasıl derin bir kaygı ve korkuya kapılmış olduğunu yabancı kaynaklar
yazarlar.
y''"'M oğol tehlikesi hududlara dayanmışken K e y k u b a d ’ın Moğollarla, karşı,
G e lâ le d d in ’e olduğu gibi, EyyübÛvc hattâ Abbâsî halifeliği ile birlikte hareket
etmek çarelerini arayacağı yerde, Eyyubiler ile harb durumuna düşmesi üzerinde
dc durulabilir. Bu Selçuklu hükümdarı hakkında: O. Turan, İslâm Ansiklopedisi,
I, s. 646 - 661.
gibi büyük şehirlerde koloniler teşkil edecek derecede kalabalık bir
sayıda idiler. Bu unsur K e y k u b a d ’ın halefleri zamanında devletin
kadrosuna tamamen hâkim olmuşlardır ki, aşağıda yeri geldikçe
bu hususa yeniden temas edilecektir.
1237 yılında A lâ e d d in K e y k u b a d yediği bir av etinden ağıla­
narak öldü. K e y k u b a d ölmeden önce, küçük oğlu I z z e d d in K ıl ıç
yA r s la n 5ı veliaht tayin etmiş ve beğlerine de bu hususta and içirmişti.
(Fakat, tahta G ıy a s e d d in K e y h ü s r e v geçirildi. Bu hususta en
mıühim rolü beğlerden S a a d e d d in K ö p e k oynamış ve andlarına
j sâdık kalan emirlerin çekingen davranmalarından faydalanmıştı.
Yeni sultan aklen kifayetsiz, ahlâken düşük, iradesiz, hâsılı her
bakımdan zayıf bir şahsiyet id i12. Bu yüzden iktidar tamamen
S a a d e d d in K ö p e k ’in eline geçti. Mücadeleci ve muhteris bir
şahsiyet olan K ö p e k tehlikeli gördüğü beğleri ortadan kaldırdığı gibi,
pek tehlikeli görmediklerini de mevkilerinden uzaklaştırmıştı. Harizm-
tiler'in başı K a y ır H an da habsedilenler arasında idi. K a y ır H an
A lâ e d d in K e y k u b a d ’ın içirdiği anda sadık kalmış ise de, mühim
bir kuvvete sahibolduğu halde harekete geçmemiş ve G ıy a s e d d in
K e y h ü s r e v ’e biat etmişti. K a y ır H an çok geçmeden habsedildiği,
Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesindeki £amantı kalesinde hastalanarak öldü.
Bunun üzerine diğer Harizm beylerinin Sultana itimadları kalmayarak.
Selçuklu ülkesini terk cdib Urfa bölgesine gittiler. Bunların memleketi
terk etmelerini önlemek için harekete geçilmiş ise de muvaffak oluna-
madı. Bir müddet sonra Harizmliler'in Selçuklu ülkesine dönmeleri
için ikinci bir teşebbüs yapılmış ise de, bu da müsbet bir sonuç verme­
mişti. Bunlar, Harizmtiler'in Selçuklu ülkesini terketmelerinde başka
mühim bir sebebin, yani başlarına buyruk yaşamak istemelerinin âmil
olduğunu gösteriyor. Gerçekten, Urfa bölgesine gelib yurd tutan
Harizmliler etrafa yağm a a kı nları nda bulunmağa, kervanları vurmaya
ve koygunlar' yapmaya başladılar. Fakat, Türk tarihinde çok defa
görüldüğü gibi, kısa bir zaman içinde de varlıklarını kaybettiler.
r 1238 yılında beğlerbeği S a a d e d d in K ö p e k sarayda alınan
bir tertip ile öldürüldü; ölümü, devleti oldukça dirayetli bir şahsi­
yetten mahrum bıraktı ise de K ö p e k ’in Moğol istilâsını önleyebile­
cek iktidarda bir beğ olmadığı muhakkaktır.

12 G ıy a se d d in K e y h ü sre v üzerinde : O . T u ran , İslâm Ansiklopedisi,


I, s., 620 ve devamı.
1240 yılında geniş ölçüde bir Türkmen ayaklanması vuku buldu.
Bu ayaklanmayı hazırlayan Türkmen Şeyhi B a b a îsh a k , bilhassa
Malatya bölgesindeki yoğun Türkmenler arasında (Ağaç Eriler) kendi­
sine peygamber (Baba Resul) dedirtecek derecede büyük bir nüfuz
^kazanmıştı. Bu husus şüphesiz en başta pek çoğu Moğol istilâsı sebebi
ile yeni gelmiş olan Türkmenler’in, birçok misalleri olduğu gibi, dev­
letin kendilerine karşı tutumundan hiç de memnun olmamaları ile
ilgilidir.
Selçuklu hükümdarları eskiden beri bu kavimdaşlarına ehemmi­
yetlerine göre bir değer vermemişler, geçmiş olaylardan ibret alarak
hiç bir zaman onları tatmin etmek yoluna gitmemişlerdir. Öteden-
beri uygulanan siyaset, onlara hududlarda yurd vermekten ibaret
id i13. Harizmliler'e, yine görüldüğü üzere, yakın bir teveccüh gösteren
A lâ e d d in K e y k u b a d ’m yeni gelen Türkmen toplulukları ile ilgilen­
diğine dâir herhangi bir delil ve işaret yoktur. İleride görüleceği gibi
onlardan her zaman sıkışınca faydalanma yoluna gidilmiştir. Güney­
deki bu yoğun Türkmenler için asıl talihsizlik onların Bizans ucundaki
kardeşleri gibi, akınlar yapamamaları idi. Buna karşılık otlak sıkıntısı
çektikleri ve yoksul bir durumda oldukları muhakkaktır. Hattâ,
Türkmenler'in> S u lta n S a n c a r devrindeki Oğuzlar ile I I . B â y e z id
devrindeki köylü ve göçebeler gibi, devlet memurlarının baskılarına
maruz kalmış olmaları da muhtemeldir.
Sultanın, devlet adamları ve ondan sonra gelenlerin büyük bir
kısmının israf içinde yaşamaları, hattâ hükümdara uyarak birçokları­
nın herkesçe bilinen sefih bir hayat geçirmeleri de bunlar üzerinde
menfi tesirler yapıyordu. Nitekim, B a b a îs h a k bu Türkmenlerle ve
hattâ Urfa bölgesindeki Harizmliler'e gönderdiği müridleri ile, Sultanim
din ve ahlâkın tecviz etmiyeceği bir hayat sürdüğünü bildirerek onlar­
dan harekete geçmelerini istemişti. İşte Türkmenler'in isyan hareketine
girişmelerinin asıl sebepleri bunlardır.
Malatya bölgesinden Amasya bölgesine kadar yayılan Türkmen
ayaklanması Kırşehir yöresindeki geniş Malya ovasında yapılan kanlı
bir savaş ile sona erdi. Selçuklu ordusunun bu Türkmenler’den gözü
yılmıştı. Ancak ücretli Frank askerinin ileriye atılması ve başarı­

13 Osmanlı kaynaklarına göre, E r tu ğ ru l Beğ de oymağı ile Türkiye'ye geldi


ğinde kendisine uc'da yurd verilmiştir ki, bu vâkıayı ifade etmesi bakımından hatır­
latmaya değer.
larıdır ki, onlara cesaret vermiş ve taarruza geçebilmişlerdi. Her ne
kadar Babaî Türkmenlerinin ayaklanması bastırılabildi ise de, Babaîlik,
Bektaşî tarikatı ve diğer Alevî inançları şeklinde varlığını kuvvetle
muhafaza ettiği gibi, Türkmenler'in, Moğollarla karşı olduğu kadar,
Selçuklu devletine karşı duydukları kızgınlık ve giriştikleri mücadele de
şiddetle devam etti. Bunun ise Türkiye tarihi bakımından pek mühim
sonuçları olmuştur14*.
Selçuklu müverrihi îb n B îb î, B a y c u ’nıın Türkiye'yi istilâya giriş-
fmeşinin sebebini Moğol kumandanının şöhret kazanmak ve askerî kud­
retini göstermek istemesi ile ilgili olduğunu söylüyor16. Diğer kaynak- j
larda ise hiçbir kayda rastgelinemiyor. Baycıinun Türkiye'ye yürüyüşü
esnasında henüz Moğol tahtına bir kağan seçilmemişti. Kağanlık ile
ilgili işler 1241 de ölen Ö g e d e y ’in karısı T u r a ğ ın a H â tû n tarafın-/
dan yürütülüyordu.
Yukarıda şahsiyeti kısaca belirtilmiş olan K e y h ü s r e v ’in ba­
bası gibi, Moğollarla, “ il” olmakta devam ettiği muhakkaktır. Ancak
Ö g e d e y ’in ölümünden sonra buna riayet edilmemiş olduğu düşünü­
lebilir, İstilânın gecikmesindeki baş âmilin Selçuklulardın askerî gücü
ile ilgili olduğundan şüphe edilebilir. Çünkü, daha K e y k u b a d ’ın
sağlığında, 1232 yılında G u rm a ğ u n N o y a n ’ın Sivas yakınına kadar
uzanan bir akın yaptığını biliyoruz ki bu, şüphesiz Selçuklu hükümda­
rının bilâhare “ il” olmasında mühim bir amil olmuştur.
j B a y cu 1242 yılında Türkiye'nin istilâsına girişerek Erzurum'u
zapt ve tahribetti. Ertesi yıl daha büyük kuvvetlerle "Batıya Tloğru
ilerledi. Otuz-kırk bin kişilik ordusunun bir kısmını Gürcüler ve Ermeni-
ler teşkil ediyordu. Selçuklular tehlikenin vehametini anlayarak iyice
hazırlanmışlar ve silâhları mükemmel ve Moğollannkinden sayıca daha
fazla (elli - altmış bin) bir ordu meydana getirmişlerdi. Fakat bu
ordunun (daha ziyade hassa kuvvetlerini teşkil eden), takriben yirmi bin
kişilik kısmının Moğollar tarafından çevrilib yok edilmesi üzerine
geri kalan kısmı da sultanın korkaklığı, aczi ve muktedir bir ku­
mandanın olmaması yüzünden, bütün ağırlıklarını bırakarak savaş­
madan dağıldı (1243 yılı Temmuz başlan). Böyle utanç verici ve
sonucu pek ızdıraplı bir mağlûbiyetin eşine Türkiye tarihinde rastge-

14 Bu olay hakkında: Ib n B îb î, T. T. K ., s. 498 - 504; E b ü ’ l F erec, türkçe


tercümesi ö. R. Doğrul, T. T. K ., 1945, s. 539 - 540.
16 Aynı eser, s. 514.
linmez. Savaş Sivas9m takriben 80 kilometre kuzey-doğusundaki Köse
Dağ*da vuku bulmuştu. Selçuklu ordusunun zengin ağırlığım ellerine
geçiren Moğollar bununla yetinmeyip, Sivas91 kısmen ve bir Ermeni
dönmesinin hiyaneti yüzünden de Kayseri9yi tamamen yağmaladılar.
Bu başarıdan sonra B a y cu Anadolu'ca. kalmayıp Muğan'a. döndü;
fakat şüphesiz ertesi yıl yine gelecekti.
Köse Dağ bozgunu üzerine Amasya'ya kaçan Vezir M ü h e zzi-
b ü d d in A li, ne sultana ne de bir emir veya devlet adamına danış­
madan B a y c u ’nun arkasından yetişerek onunla birlikte Muğan'a
gitmiş ve orada vergi karşılığında barış yapmıştı. Müzakereler esna­
sında C u rm a ğ u n N o y a n da hazır bulunmuş ve karısı E ltin a
H â tû n konuşmaları kulağına eğilerek nakletmiştir.16
B a y c u gerçekten büyük bir başarı kazanmış ve Yakın-doğu'nun
en kuvvetli devletini vergi vermeye mecbur etmişti. Küçük halifelik
hükümeti ile Suriye, Doğu ve Güney Anadolu'daki şehir devletleri bu
olaydan sonra da istiklâllerini devam ettirdiler. Selçuklu hükümeti
yapılan barışa muvakkat bir gözle bakmamış, bilâkis bu tâbiiyyeti
sağlamlaştırmak için Batu Han'a. mu’teber bir devlet adamını elçi
olarak göndermişti. Y a v ta ş , A rs la n D oğm u ş ve diğer bazı Türk
emirlerinin büyük çapta şahsiyetler olmamaları yüzünden devletin
idaresi, Iranlı mülkî ricalin eline geçmişti ki, devletin çökme ve yıkıl­
masında bu adamların mühim bir rolü olmuştur. B a y c u ile barışı
yapan M ü h e z z ib ü d d in A li Kâşânlı bir İranlı idi. Bundan sonra
vezir olan Isfahanlı Ş em sed d in devlete hâkim olmuş ve işte bilhassa
bu vezir, hemşehrilerinden pek çoğunu mühim memuriyetlere geçir­
mişti. Isfahanlı vezir iktidarını o kadar ileri götürmüştü ki, sultanın
annesi ile evlenmiş ve hattâ E b û ’ l- F e r e c ’ e göre17, ondan bir de
oğlu olmuştu. îb n B ib i d e 18 onun divanda başına bazan sultana
mahsus külâhı giydiğini kaydetmektedir. Isfahanh vezirin bu cür’etli
hareketleri, sultanın çocuk yaşta (8- ıo yaşında) olması ile B a tu
H a n ’ın kendisini Selçuklu ülkesine “ hâkim” tayin etmiş bulunma­
sından ileri geliyordu

16 Bu savaş ve neticeleri üzerinde: O. T u r a n , G ıy a se d d in K e y h ü sre v ,


İslâm Ansiklopedisi, I, s. 624 - 627.
17 E b ü ’ l-F e re c, s. 548.
18 Aynı eser, s. 572.
Mülkî devlet ricali arasında şüphesiz yerli yani Türk menşeli
şahsiyetlere de rastgeliniyordu, Fakat bunlar da, Türk menşeli beğler
gibi kuvvetli bir varlık gösterememişler ve neticede devlet diğer, bir
Acem'in, yani M ü h e z z ib ü d d in A li’nin oğlu P e rv a n e ’nin eline
geçmiş ve onun eliyle koskoca bir ülke alelâde bir Moğol eyâleti duru­
muna düşmüştür.
C u rm a ğ u n 1243-1246 yılları arasında vefat etti. Kendisi
dirayetli bir kumandan olduğu kadar itidal sahibi bir şahsiyetti19.
Yerine geçen B a ycu N o y a n ’da da aynı vasıfların mevcudiyeti
görülüyor.
1256 yılında kağan seçilen M engü, kardeşlerinden K u b ila y ’a
Çin'in idaresini verdiği gibi, H ü le g ü ’ yü de İran'a gönderdi.
M en g ü K a ğ a n valiler ile İran'ın idare edilemiyeceğini takdir
etmişti. H ü le g ü ’ye bütün Moğol ordusunun onda ikisi verildi ki
bu, kalabalık bir sayıya ulaşıyordu; ordusunda C e n g iz H an devrin­
deki Moğol kumandanlarının oğulları bulunduğu gibi, bizzat haneda­
na mensup bazı şehzâdeler de refakatine verilmişti. Diğer taraftan
bir tümenle Keşmir sınırında bulunan Ş a li N o y a n (Tatar boyundan),
B ay cu ve İran'ın mülkî işlerine bakan Uyrad A r ğ u n A k a d a H ü le g ü ’-
nün buyruğuna verildiler.
H ü le g ü ’nün başlıca vazifesi Bâtinîler'i ortadan kaldırmak,
eskiden beri olduğu gibi, yollarda soygunculuk yapan Lûr ve Kürdleri
yola getirmek ve Abbasî halîfesine barış yolu ile Moğol tabiiyyetini
kabul ettirmek, etmediği takdirde halifeliğin varlığına son vermekti.
m
Hülegü’nün buyruğunda moğolca konuşan toplulukların hemen
hepsinden beğler bulunmakla beraber bunların en muteberlerini
Celayir ve Suldus oymaklarına mensup olanlar teşkil ediyordu.
Câmiu't-tevârih'de Celayirler, asıl Moğol (Manghol) adım taşıyan
topluluğun dışında, başlı başına bir kavim sayılmışlardır; mâzilerine
dair verilen bilgiler de bunu göstermektedir. Onlar V III. ve IX .
yüzyıllardaki Uygur kağanlarının buğralarım (erkek deve) yağladık-10

10 M ir z a M u h a m m ed -i K a z v in î’nin dediği gibi (Tarih-i Cihânguşay,


III, s. 467, haşiye 2), C u rm a ğ u n ’un hangi yılda öldüğü hakkında kaynaklarda
bir kayda rastgelinmemektedir. Bununla beraber yine kaynaklardaki ifadelerden
onun 1243 - 1246 yılları arasında öldüğü anlaşılıyor.
larını unutmamışlardı ve bunu, galiba, övünerek söylüyorlardı20.
Moğolca konuşan topluluk arasında görülen kuvvetli ve belirgin Türk
kültür tesiri şüphesiz en fazla Gök Türk ve Uygur devirleri ile ilgilidir.
Celayirliler ıo boya ayrılmışlardı. C e n g iz H an batı seferine çıkar­
ken ÇıVdeki Moğol işgal kuvvetleri kumandanlığına bu oymaktan
M u h a li (M u k a lı) N o y a n ’ı tayin etmiş ve Çinliler bu beye G u y a n k
(guo-ong=büyük kıral) lakabını vermişlerdi.
llhanlı devletinde en itibarlı emirler bu boya mensup görünüyor.
H ü le g ü ile birlikte gelen Celayir î lg e y N o y a n en muteber emir
olup orun’da yani siyasî toplantılarda (kurultay) en baş mevkide
oturuyordu. Celayir devletini kuran Ş e yh H aşan , işte bu î lg e y
N o y a n ’ın torununun oğludur ( îlg e y o ğ lu A k B u ğa K ü r e g e n
o ğ lu H ü se y in K ü re g e n o ğ lu Ş e yh H aşan).
llhanlı devletinde Celayirler’den sonra ikinci mevkii Suldus (Sulduz)
beğleri işgal ediyorlardı. Sulduslar doğrudan doğruya Moğol adını
taşıyan topluluktan olup, S o rğ a n (Sorhan) Ş ira ve iki oğlu, C e n ­
g iz H an'a, gençliğinde (Taydutlar’m tutsaklığından kurtulmasında)
unutulmaz bir yardımda bulunmuşlardı21.
H ü le g ü ile birlikte İran’a, gelen baş yargucu ve sağ kol ordusu
kumandanı S u n ca k (S u ğ u n c a k ) N o y a n (bazan Aka) Sorğan
Şira soyundan olup (Suncak-Sodun-Çila’un-Sorğan Şira), meşhur Ç o ­
ban N o y a n ’ın dedesi Tuda'unun kardeşidir (Ç o b a n -M e lik -
T u d a ’un). Anlaşılacağı üzere llhanlı devleti başlıca bu iki boya
dayanmış ve bu devletin en büyük emirleri de bu iki boydan çık-

20 Hattâ Uygur Kağanı K ü r H an bu yüzden onlara Balağa adını vermiş.


Esasen o esnada yurdları da Kara Kurum*da. (yani Uyğurlar ülkesinde) imiş

1y y ^ çyy^j* y^ y
^ ol>- y y ^ J S

(R e ş îd ü d -d in , Moskova, s. 132). jtjb

21 S o rğa n (So rh an ) Ş ira çadırına sığınan T e mu cin ’i saklamış, bir kısrak


vc iki tulum yiyecek vererek onu ailesine yollamıştı (Moğolların gizli tarihi, türkçe
tercümesi A. T cm ir, T. T. K ., Ankara, 1948, s. 33). S o rğ a n Ş ir a ’nm bu
büyük iyiliği, “ çakmak ve eğer vermedi” diye sonraları küçük gösterilmek istenmiş
vc dedikodusu yapılmıştı (R cşîd u d -d in , Moskova, s. 447). Fakat C e n g iz H an
S o rğa n Ş ir a ’yı hem tarhan hem de binbaşı yapmıştı (Moğollarıngizli tarihi, s. 148).
mıştır. îlhanlı hânedanına da bu boyların başında bulunan ailelerin
[Çobanlılar ve Celayirliler) halef olduklarını biliyoruz.
Celayir ve Sulduslar'dan sonra diğer Moğol el ve boylarına mensup
emirler gelmektedir. Bu beğlerin yüksek mevkilere çıkabilmeleri
daha ziyade veya münhasıran hanların teveccühünü kazanmalarına
bağlı kalıyordu. Moğol kavimlerinden olup, Baykal'ın kuzeyinde
Ankara ırmağı (Anğara Mııran) kıyılarında yaşayan Uyratlar'dan
da kalabalık bir topluluk gelmişti. Bunlar Musul-Amid (Diyarbakır)
bölgesinde yıırd tuttular ve mühim bir rol oynadılar ki, aşağıda buna
temas edilecektir.
Her ne kadar C e n g iz H a n ’ın, Moğollarınan’anevî düşmanları
sayıp, boylan arabanın dingilbaş çivisinden uzun olanlarını öldürt­
tüğü meşhur Tatarlar’dan da H ü le g ü ile birlikte birçok beğ gelmişti.
Bu Tatar bcğlcrindeıı Hitıd-Keşmir sınırında, yani Kunduz, Baklan ve
Bedahşan taraflarında bulunan Moğol tümeninin başındaki Ş a li
N o y an ile G a z a n H an zamanında Anadolu valiliğinde göreceği­
miz oğlu A b u şk a ve U lc a y tu devrinde Horasan'daki kumandan­
lardan B ektut, meşhur S a m a ğ a r N o y an , H ü le g ü devrindeki
Diyarbakır valisi D u rb a y , G ire y , k a rd eşi D o la d a y ve Malatya
valisi K ü r B u ğ a kayda değer.
Aralarında Hıristiyanlığın çok yayılmış olduğu görülen Kireyit-
ler'den de birçok beğler îlhanlı devletinde mühim mevkilerde bulun­
muşlardır. Bunun bir sebebi de H ü le g ü ’nün baş ve sevgili zevcesi
D o k u z H a tu n ’ un Kireyit hükümdarı meşhur Onğ Han'm torunu
olmasıdır. D o k u z H a tu n ’un kardeşi S a r ıc a olup Anadolu'daki
valiliği esnasında yaptığı zulmü ve bilhassa K u ru m ışı’nın mütte­
fiki olarak E bu S a id B a h a d ır H an devrinde bir isyan hareketine
girişmesi ile tanınan îr in c in , bu S a r ıc a ’nın oğlu idi. Adı geçen
K u r u m ış ı’nın da Kireyit'lerdcn, A h m ed T c k u d a r ’m baş kuman­
danı A lin a k ’ın oğlu olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda damad
(G üregen) olan K u r u m ış ı’nın B u ğ d ay , A rp a ve Ç a v d a r adlı
kardeşleri vardı ki, bunlar Türkiye'de bulunmuşlardır. O sm an ve
O rh a n B eğ devirlerinde, Eski Şehir taraflarında yaşayan “ Çavdar
Tatarı" nın adını A lin a k ’ın bu oğlundan aldığından şüphe edilmez.
C e n g iz H an devrindeki Moğol âleminde en fazla Türk gelenek­
lerinin tesirine maruz bir kavim olarak Naymanlar görünmektedir.
Hattâ bu derin Türk tesirinden dolayı bazı âlimler Naymanlar'ın Türk
menşeli oldukları görüşünü ortaya atmışlardı22. Fakat kaynaklar
yakından iyice incelenir ise, Kireyitler ve öngütler gibi Naymanlar'ııı
da Tilrk menşeli olmadıkları görülür. Hattâ onların taşıdıkları moğolca
Nayman adından (Nayman moğolca sekiz demektir), onların, Uygur
kitabelerinde geçen ve Uygurlar'm tabilerinden olan “ Dokuz Tatar” \ax
olduğu düşünülebilir23. R e ş id ü ’ d -D in Nayman hükümdarlarının

22 P. P e llio t, La Haute d'Asie, Paris, s. 25, 28; R. G ro u sset, UEmpire d


steppes, Paris, 1948, s. 244, 245*
28 R e ş îd u d -d în ’de Türk âlemini teşkil eden kavimler ile Moğol âlemini
meydana getiren kavimler ayrı ayrı gösterilmiştir. Türk dünyasını teşkil eden kavim­
ler başlıca şunlardı: Oğuz (Türkmen), Karluk, Uygur, Kıpçak, Kanlı, Yalnız bunlar­
dan Kanlılar aslında Kıpçaklar'ın bir kolu idiler.
X. yüzyıl İslâm coğrafyacıları Tilrk kavimlerinden bahsederken bize aynı isim­
leri verirler. Onlarda Kıpçak ve Karililer, doğru olarak Kimek adıyla gösterilmiştir.
Bu müelliflerin Türk âlemine dahil ettikleri bir kavim de Kırgızlar olup, R eşid u d -
dîn, hiç te haklı olmayarak, onları ayrı zikretmiştir.
R e şid u d -d in Kireyitler hakkında aynen şöyle söylüyor (Moskova s. 253):
<1)1 j j} j &k * otaLüob \j LîİJl
*2^ j Jjl Alİb J cl >jİ jl
j a;l J\jk* j Aj I oaJ j * ^ j

ü \j j & j

,Jj\ jL*o C~AÎli£ ıl)lclj ç\ji\ Ij tj+j\ \j j


Onların kendi kavimlerinden muteber hükümdarları vardı ve o ülkedeki
diğer kavimlerden daha güçlü ve kuvvetli idiler; Isâ a le y h isse lâ m ’ın dâvetini
duyarak bu dine girmişlerdi. Kireyitler MoğollaPdan bir koldur. Turdları Moğolistan*da
Onun ve Kerulen boylarıdır. Oraları Hıtay (Çin) ülkesi hududuna yakındır. Kireyitler
birçok kavimler ile bilhassa Naymanlar ile mücadele'etmişlerdir.”
Görüldüğü gibi R e ş id ü d -d în KereyitlePi Moğolların bir kolu olarak vasıf la-
maktadır. Aynı müellifin onlara ait verdiği şahıs isimleri (ünvanlar değil) ve yer
adları, Kireyitler in moğolca konuştuklarına şüphe bırakmamaktadır. Esasen bu
kavmin adı da moğolcadır (Kireyit = yağız = esmer).
Naymanlar9a gelince :R e ş îd u - d - d în onlara dâir şu sözleri kaydediyor (s. 293):
J Oll aijj Jb - , j j i J jL b l J

-UiU jL b l J J A lib J & j j U


Naymanlar muteber ve güçlü bir el olup hükümdarları da öyle idi. Orduları
çok güçlü idi .Bunlar gelenekleri ve şiveleri ile Moğollarla benzerdi.”
Bir kavmin taşıdığı adın aslı, o kavmin menşeini tespit bakımından mühim bir
U y g u r kağanlarının Unvanlarını taşıdıklarını ve hatıralarını sakla­
dıklarını bildirmektedir. Naymanlar Moğol âleminin en medenî kavmi
idi. Fakat bu kavimden çok az bir kısmın Irar?a geldiği anlaşılıyor.
1260 yılında Memlûkler ile Ayn Câluf da savaşan Moğol ordusunun
kumandanı K i t B u ğ a ’dan başka îlhanlı tarihinde Nayman menşeli
ünlü bir kumandan tanımamaktayız.
Şimdi şu soruyu cevablandırmak yerinde olacaktır. İran'a, gelen
Moğol topluluğu arasında Türkler'in yeri ve ehemmiyeti nedir ?
Yukarıda C u rm a ğ u n N o y a n ’ın başkumandanlığında C e lâ ­
le d d in H a riz m ş a h ’ın üzerine gönderilen dört tümenden M e lik
Şah buyruğundaki bir tümenin, tamamen muhtelif Türk kavimlerine

delildir. Kireyit (yağız) ve Nayman (sekiz) adlarının her ikisi de, bilindiği gibi, moğol-
çadır. Bütün bunlar karşısında bu kavimlerin Türk menşeli olduklarını ileri sürenlerin
veya muhtemel bulanların delilleri nelerdir? Bunlar hemen hemen ünvanlar ve
belki birkaç da şahıs ismi veya lâkablardır. Bunlar ise o zamanlar için tek başına
delil olmak vasfını haiz değildir. Moğolca konuşan toplulukların eskiden beri Türk-
ler9in siyasî an’aneleri ve hâtıraları ile kültürlerinin tesirleri altında kaldıkları ma­
lûmdur. Nitekim R e şid u d -d în , Naymanlar bölümünde, buna işaret ediyor
(Moskova, s. 301)

<L)U-il oliob ü UIj 11 ol>- jl }


j jjl) j Jj\ aXİS" jl>- ji aS\JL> Ijjl

,AZ^S uJyu jl Stjta ^U*p I j Jj ^Ijîl j


“ Naymanlar’m, C e n g iz H an ile düşmanlığından önceki hükümdarlarına
în a n ç B ilg e B ügü H an derlerdi. în a n ç ’ın anlamı inanmaktır. B ilg e pek
büyük bir unvandır. Bügü H an ise, Uygarlar ve diğer birçok kavimlerin tam bir
şekilde inandıkları eski zamanlarda yaşamış ulu bir han idi onun bir ağaçtan
doğduğu söylenir.”
Esasen moğolca konuşan toplulukların çince birçok unvanlar taşıdıklarını da
biliyoruz. Naymanlar’m ise en fazla Türk kültürünü benimsemeleri tabiî karşılanmalı­
dır. Uzun bir müddet Türk hâkimiyeti altında kalmışlar ve Türkler ile komşuluk
yapmışlardır. Fazla olarak Moğolistan’daki Türk hâkimiyetinin yıkılmasından sonra
birçok Türk oymaklarının Naymanlar’ın ve hattâ belki de Kireyitler’in idaresi altına
girmiş ve onların buyruğu altında kalmış olmaları da muhtemeldir. Eski zamanlardan
beri iki taraf arasında siyasî durumun gerektirdiği karışmaların ve kaynaşmaların
olduğu muhakkaktır. Bunun en son ve en açık misali Moğol istüâsı sonucunda vuku
bulan büyük çaptaki karışma ve kaynaşmadır. H m u j ’un, soyça^ Moğol olduğu
muhakkaktır. Fakat moğolca bildiği şüpheli olup türkçe konuşuyordu.
mensup bölüklerden müteşekkil olduğu söylenmiş ve ayrıca M in k
îg e m iş kumandasında bir Uygur binliğinin bulunduğuna işaret
edilmişti. İlhan U lc a y tu devrine gelinceye değin Moğol noyanlan
gibi, tümen başılığından bulunmuş Türk beğlerine nadiren rastge-
linir. Bu husus tabiî Moğollar'da açıkça müşahede edilen kavmî ve
ailevî asabiyetle çok yakından ilgilidir. Bunun yanında Moğol asılzâ-
desinin kalabalık oymaklara sahib olması da mühim bir âmil olabilir.
Nitekim Çağatay ve Cuci uluslarında da aynı şey görülmektedir 24. Hü-
legü ulusu arasındaki Uygurların bir kısmı da mülkî memur (bitikçi)
ve din adamı (bahşi) olarak gelmişlerdi. Bunlardan en eskisi K ö r gü z
olup Ö g e d e y K a ğ a n zamanında Horasan valisi idi. K ö r g ü z ’ün
yanında oğulları K u tlu ğ B o ğa ve Y a y la ğ B o ğa ve kardeşleri vardı.
Bunlardan K u tlu ğ B o ğ a ’nın oğulları U y ğ u r ta y ve G a z a n B a­
had ır, ikinci derecede emîrler olarak A rğ u n ve G a z a n H an
devirlerinde yine Horasan'da yaşadılar252 .
6
A b aka ve A rg u n devirlerinde Uygarlar'dan en muteber emîr
O rd u K a y a idi. Bilhassa A r g u n ’un O rd u K a y a ’ya büyük bir
teveccühü olduğu görülüyor. Hattâ bundan dolayı adı geçen hüküm­
darın veziri Yahudi S a’ d u d -D e v le hayatını tehlikede görünce
O rd u K a y a ’nın himayesine sığınmış fakat bu, O rd u K a y a ’nın
da suçsuz yere emîrler tarafından öldürülmesine sebeb olmuştur.

24 Cuci ulusunda öz Moğol boylarından Konğuratlar başta gelmekte idiler. On­


ları Naymanlar, Kireyitler, Oryangat9\ar takibediyordu. Türkler9den Kıpçaklar ve Uygur-
lar ayrı ayrı oymaklar halinde görülmektedir. T im u r zamanında Mâverau9n-nehr9de
mühim siyasî mevkie sahib olan oymaklar: Barlas-Barulas- ( T im u r ’un boyu, öz
Moğol boylarından), Celayir ve Sulduslar (Sulduz) olup bunlardan sonra Arulat, Nayman,
Taydutlar geliyor. Türk oymaklarından yalnız Kıpçaklar görülebiliyor, T im u r ’­
un en ünlü kumandanlarından A b b a s B a h a d ır ile Ş eyh N u re d d in Kıpçak-
/ar’dan, T u ğ lu k T im u r H an ’ın Mâverau9n-nehr9deki kumandanı meşhur B ik ic ik
de Kanlılar dan idi (Şerefedd in A li- i Y e z d î, Z af ern^mei Kalkutta, 1887, I, s. 32,
39, 101, 130, 133).
Ayrıca, llhanlılar zamanında İran'da olduğu gibi, Mâverau'n-nehr'de de Kara9-
mas (KarcÜma) çerisi vardı. Taşıdıkları ada bakarak (Karaunas = melez) bunların
Türk ve Moğollar9da\\ müteşekkil bir topluluk olduğu sanılabilir. Bunlar, hayat tarzı
ve davranışları ile Kazakların öncüleri gibi görünüyorlar. Çağatay ulusu arasında
Kartuklar9dan bir beğ veya oymağa %afernâmelcrdc rastgelinemedi. Bu husus onların
varlıklarını muhafaza edememiş olduklarını gösteriyor. R e ş îd ııd -d în ’deki
Oğuz Han destanından anlaşıldığına göre, onlardan bir bölük, X III. yüzyılın
sonlarında Pamir bölgesinde yaşıyordu.
26 R e ş îd u d -d în , Moskova, s. 313, 314.
O rd u K a y a ’nın N a v u ld a r (?jW>J) adlı bir oğlu ve M u k b il
adlı bir kardeşini tanıyoruz. N a v u ld a r U lc a y t u ’nun hizmetinde
bulunuyordu. M ukbiT e gelince, onun da K u tlu ğ K a y a ve P u la t
K a y a adlı iki oğlu olduğu görülmektedir. Her iki kardeş de G azan
H an devri emirlerinden olup binbaşı idiler. 1299 yılında G a z a n ’-
m Suriye seferine katılan K u tlu ğ K a y a , zaptedilen Dimaşk’a. (Şam)
şahne tayin edilmişti. O rd u K a y a ile kardeşi M u k b il’in, diğer
bazı kavimdaşları gibi kabiliyetleri sayesinde bitikçilikten emirliğe
yükselmiş olmaları muhtemeldir^.
A rğ u n ve G e y h a tu devrindeki Türk beğlerinden biri de Ba-
y ıtm ış K u şç u ile kardeşleri B a y B uka K u şç u ve II B asm ış’tır.
B a y B u ka Diyarbakır'daki emirlerdendi. Kardeşi II B asm ış’ı aynı
bölgede G aTz an ve U 1 c ay t u zamanlarında tümen beyi olarak
göreceğiz. B a y ıtm ış ve kardeşleri de Kıpçak TürklerirCden idiler,
B a y ıtm ış ’ın oğlu M u h a m m ed B eğ’dir ki, 733 (1332 - 1333) de
Katabağ emirliğine tayin edilmiş ve emirlerin E bu S a id ’e yaptıkları
bir fesat hareketine katılmıştı2 27. Meşhur K ö r g ö z ’ün torunları
6
U y ğ u r ta y ve kardeşi G a z a n B a h a d ır ’ın da G a za n H an dev­
rinde, ikinci derecedeki beğlcrden olduğu yukarıda kaydedilmişti.
A b a k a ve A rğ u n devirlerindeki emirlerden biri de Ş iş i B ah şi
(ur* ısV) idi. Ş iş i B ahşi, A b a k a ’nm ölümü üzerine han seçimi
için toplanan kurultayda B u k a , O rd u K a y a ve saire gibi emirler ile
birlikte A r ğ u n ’un taraftarları arasında bulunuyordu. Fakat, bcğlerin
çoğunun, A h m ed ’i han yapmak için direndiklerini görünce, çok akıllı
ve dirayetli bir emir olduğundan, A rğ u n ’ a : “ senin ve bizim selâme­
timiz için A h m c d ’in hanlığına razı olmalısın, böylecc sağ ve esen ola­
rak bu 'topluluktan kurtulabiliriz.” demiş ve A rğ u n da onun sözünü
dinlemişti. A h m ed H an, sonra kendisine itaat etmeyen A rğ u n ’u
ele geçirince, onun yakın emirlerinden Ş iş ! B ah şi ile diğerlerinin
tevkif edilmelerini buyurmuştu. Ş iş i B a h ş i’den bir daha bahsedil­
miyor. Ş îş î Uygurlar'dan idi. Oğlu S e v in ç A k a ’yı E b u S a id ’in
atabeği ve en büyük emirlerinden biri olarak göreceğiz28.

26 Bu Uygur beğleri hakkında: R e ş îd u d -d în , yayınlayan A b d ü lk e rim


A li o ğ lu A lizâ d e , Bakü, 1957, Fihrist.
27 Aynı eser, s. 215, 216, 238, 242, 243, 305, 335.
88 R e ş îd u d -d în , Moskova, s. 168, 169, 180, 183, 186; Ebû B ekr c l- K u t b î
cl E h rî, Târih-i Şeyh Üveys, tıpkı basım vc İngilizce tercüme J. B. V a n Loon,
Lahey, 1956, s. 148. Bu eserde bir çok isimler yanlış okunduğu gibi, maalesef tercüme
hataları da vardır.
Selçuklu Tarihi D. 2
G a z a n H a n ’ın halefi U lc a y tu zamanındaki (1304-1316)
beğlere dâir KâşârClı E b u ’ l-K a s ım A b d u lla h ’ın eserinde bir cedvel
vardır. Bu cedvelde adı geçen beğlerden çoğunun mensup oldukları
el ve boylar da gösterilmiştir. Bu cedvel şimdi üzerinde durduğumuz
konu bakımından o kadar değerlidir ki, bu cedvel elimizde olmasa
idi, ne oradaki beğlerden birçoklarının Türk menşeli olduklarını bile­
cek ne de daha önce (A b a k a , A rğ u n ve G a z a n h a n la r dev­
rinde) yaşamış Türk beğlerinden (veya ekserisinden) bahsedebilecektik.
Bu cedvel aynen şöyledir29:

dU aL.jil+jl y t\jA\ Jjorf

jlîb l j Oli j l » j îso*.| j c J jj *1^1 jl jfi>

J c& J. j JJJ, j-£ ili JsJji l$ V J filjî C.JİSC 4 JİJUÜ

J J CSJİV: J J J c p J CoUT

UJİ
. j| jlijJ a liil» ^ 1 J j| ^

(>. J iU J dJbjlî ^ \ ^

c -iiiT j c?U ji o b jî ( ( j )
.ı— l jîli -JiSjilf? j j j — »U. j
. tglkily jl bUUI>- iV

•30j'— 0 - > JMİ


j' dr. lîT

• ÛJÎU- jj & j j J İU 4* > U ^ o 0 ^ j^l ^

29 Tarih4 UlcaJ,tu> Ayasofya kıp, nr. 3019, yap ı 40


« A k B uğa da H ü le g ü ve A b a k a ’nın en muteber heS‘ t,
oğlu olup, K e y h a t u ’nun en mu’temed emîri idi. A k R,,^ gey N o y a n ’
rınden K o n ğ u r a t A b a ta y ’m oğlu K o n c u k b a l’ın 1 g& B a y d u ’nun beğl
Oğlu H ü sey in de güregen (güveyi=damad) dir ve ^ ^ Ş 's ı n d a öldürülmüşt

^ M„to yu’ dun“ da ' “ “S"™ ■ »■ »y»™.' yh Ha,a” ’


i9
Cr. öjtji j,~>l J*U ^

dr. dS*£ â. j. gli û


C «>. p lb dr. U
j j» j İİ a j ^İja aT aU* Oij 323
<jU- ouil dr.^-^ji,
4
tâ S* l$>^ «*V" öt>U' J Coljj J o l i ^ J £ j^ .
jjid j\ fJî jl C-J -Jjij 1^1 ül^il J .u ri jl

^ y>{^ ^ üUy jy.1 6UL .

^ ^ iSs~i drj' fü dJUjiNTj 4;^b


t# C^.JUI> jlo ^ aT ^.bl o-.U o jji j i ^

(3 W ^
3 ° U *,i jUT CJÜU*. aS '^ jjlo >«l c$l; Ai
— ----------- ^ (* ^
33 - • i* *
L-MaJJ a^V*

$ 3 fJJ 3 ÛUj T Jüb- A^ lİjljjf ş»\ ^Ajjl,


34 .- | „ .---------
Ç3İJj*

32 E?en (îsen ) K u t lu ğ, görüldüğü gibi, bir han ailesinden geliyor. Esen


K u t lu ğ ’a ait soy kütüğüne bir Memlûk eserinde, başka bir şahsa ait olmak üzere,
rastgelinmiş ise de, bu eserin adını, maalesef şimdi hatırlayamadım.
33 Bu, Diyarbekir bölgesinde .Sytaylılar’a adını vermiş olan beğdir. S u ta y ’ın
hangi oymaktan’ olduğuna dair kaynaklarda bir şey söylenmiyor. Su tay, Sunitay'ın
kısaltılmış şekli olduğuna göre, bu beğin Sünit boyundan olması icabeder. Bazı
Memlûk müverrihleri bu Su t ay ile H ü le g ü ve A b a k a zamanındaki S un i t ay
N o y an ’ı birbirine karıştırırlar. Su n i t ay, C u rm a ğ u n ile birlikte gelmiş emirler­
den olup asıl adı K ü ç ü k Ç a ğ a ta y idi. S u n ita y yaşı doksanı geçtiği halde, A ba-
ka’nın B a ra k ile Horasan'da. 1270 yılında yaptığı savaşta bulunmuş, emirleri ve
askeri yiğitçe döğüşmeye teşvik etmişti. S ü n ita y ’ın bu tarihten sonra, bir daha
kendisinden bahsedilmediğine göre, ölmüş olduğuna hükmedilebilir. Esasen söylen­
diği gibi, çok yaşlı idi.
34 K ü r B u ğa Çağan {Ak) Tatarlardan idi (R eşid u d -d în , Moskova, s. 192).
ff* 36aT çj» jl o\iy \ij~f j~) 35J j LU- jUaL.

Dl*»lj£, aS'cj.j k <l)Uy^«l 3^sr jh k II :

i5 ^jJLc^LİjI ^Aijl^>-

jUT Jülî fi» j' <^y J 1- dr. j j ~ > £jj&>

Ai^/4 1
Oi*di' fj» J' bij' j jb & * jily. j i j jb ,y :^ j ^ u

j UÂilâ lîla ^.1 : ^a-Ua

•O J*Â>- *4^ jt Uî ^J t y»*0 jljÜjJ

.^8CaaajL»Ij?î- *l^«l *<d^ jl <jl£*jjs oUâ^j ^*:>jljJ

jityt Ia^ I j jla\

41*lib çjj jlo

36 R e ş id u d -d în ’de: JjL*, jl]JU . Y is a v u l (yahut Y a s a v u l), Gazan


H an devrinde de emirlerden idi (R eşîd u d -d in , Bakû, s. 338, 341).
36 Tabiî Nayman olacak.
37 N o k a , B a ya n N o y a n ’ın oğludur. Bu da (yani B ayan ) C e n g iz H an ’ın
eski düşmanlarından Tayci’ut’hı T a r ğ u ta y K i r i l t u k ’ u (T a r k u ta y K ir ilt u h )
yakalayıb C e n g iz H an ’a getiren Şirşu'et'mın soyundan geliyor (Moğolların gizli
tarihi, s. 77 - 78, 148; R e ş îd u d -d în , Moskova, s. 524). P e rv a n e ’nin, R ü k n ed d in
K ılıç A rsla n adına Tokat'ı ele geçirmek için yardımına müracaat ettiği Moğol
beği B a ya n ’ın (Ib n B îb î, s. 628; Baybarsu'l-Mansurî, Z ubdetu'l-fikre9 Biritish
Museum,Add. 23325, yap. 53 a), aynı emîr olduğunu söylemek mümkün değildir.
8B Bu beğin menşeini tesbit edemedim.
39 Diğer kaynaklarda bu ada rastgelinemedi. K a z a n c u k olması muhtemel­
dir. Yine bu hükümdar devrinde Anadolu’daki Moğol beğlerinden biri olarak gördü­
ğümüz K a za n c u k ’un aynı beğ olduğu muhakkaktır.
40 Metin :
41 A b u şka, H ü le g ü ’den önce, Ki§mir ve Hind sınırına gönderilmiş olan
Tatar S a lı N o y a n ’ın oğludur (R e ş îd u d -d în , Moskova, s. 189). İleride yeniden
bahsedileceği gibi, Anadolu'daki vâliliği esnasında kendisine Köse Peygamber dedir­
tecek derecede, halkı adaletle idare etmiştir.
çjy ^ o lJ jl lîT {j„jy jdjlj ^ j

. *Lil{ \J

<jk>- (l)İ^i^-l jl İİU-ISC; j *~j 43J lij? 42J b ' juA ç j* j C~«xj

, ULw*^l lL> .*^2>- *-** *İL* 45 *

. ^ j j L v (?) (^Wjl d-V> ÇJ*MJ

.öd^J ^Mj\j\ j l c\i\j^ J

ö^iy tS ^ jî l/. : j^ -»

Bu cedvelde görüldüğü üzere, U lc a y tu devrinin en mühim


emirlerinden on’u Türk asıllıdır. Bunlardan Ş iş i B ah şi oğlu E m ir
S e v in ç A k a U lc a y t u ’nun en muteber emirlerinden biri olup
Horasan vâliliğine tayin edilen E bu S a id ’e atabeğlik yapmıştır;
1317 yılında beklenmeyen ölümü vezir, tabib ve müverrih R e şid ü d -
D in ’in de felâkete uğramasına sebeb olmuştur. Çünkü S e v in ç A k a
R e ş id ü d -D in ’in dostu ve hâmisi idi. S e v in ç ’in îr in c in a d lı
bir kardeşi olduğunu biliyoruz. Esen (İsen ) K u t lu ğ ’ a gelince,
soy kütüğü onun Uygur hanları sülâlesinden olduğunu gösteriyor.
Esen K u tlu ğ da U lc a y tu devrinin en itibarlı emirlerinden biri
idi. Hattâ bu hükümdar 709 (1309 - 1310) yılında fffliği kabul ettiği
zaman birçok emirler ona uydukları veya zahiren bu mezhebe gir­
miş gibi göründükleri halde, E sen K u tlu ğ , Ç o b a n ile birlikte,
açıkça eski mezheplerinde kaldıklarını beyan etmişlerdi. Babası
gibi Esen K u t lu ğ ’a büyük bir teveccüh gösteren E b û S a id H an,
onun 718 (1318) yılında ölümünü öğrenince pek müteessir olmuştu.
Şüphesiz ki, bu iki Uygur beği çok yaşasalardı beğlerbeği yani llhanlı

43 Metin : JL»(
43 T okm ak, kardeşi ö r s ile birlikte K u ru m ışı ve I r in c in ’in 1320 yılında
giriştikleri isyana katılmış ve savaşta tutsak alınarak, diğerleri ile birlikte öldürül­
müştü (H â fız -ı E brû, Zeyl-i Câmiu9t-tevârih-i Re§îdt, yayınlayan H . B ey ân î,
Tahran, 1317 ş., s. 98, 103; E b û B ekr e l- K u t b î Tarih-i Şeyh Üveys, s. 151, ing.
tere. s. 53). Burada T o k m a k ’ın kardeşi ö r s “ A r a ş ” şeklinde okunmuştur ki,
doğru değildir.
devletinin, devlete hâkim en kudretli emirleri olacaklardı. Dokuzuncu
olarak zikredilen Kıpçak, Kuşçu (avcıbaşı) B a y B u ka oğlu E m ir A li,
G a z a n H a n ’ın son yıllarında U lc a y tu ile birlikte Horasan'da, bulu­
nuyordu. Hattâ halk onun ve H o rk u d a k ’ın zulmünden U lc a y t u ’ya
devamlı olarak şikâyette bulunmuşlardı. U lc a y tu bu şikâyetlere
ehemmiyet vermedi. Az sonra G a z a n ’m ölümü üzerine, merkezdeki
bazı emirlerin U lc a y t u ’yu bertaraf edip, hanlık mevkiine geçirmek
üzere, K e y h a tu ’nun oğlu A la F re n k ’i getirmesi yolunda bir mek­
tup yazdıklarını öğrenen A li K u ş ç u gecikmeksizin U lc a y t u ’ ya
bunu bildirmişti. A li, K u ş ç u ’nun ne zamana kadar yaşadığı kesin
olarak bilinemiyor. 1320 de E b û S a id ’in âsi beğler olan K u ru m ışı,
îr in c in ve diğerleri ile yaptığı savaşta Emîr A li K u ş ç u ’nun oğlu
E m ir Ş eyh A li, görülmemiş bir yiğitlik göstererek hükümdardan
armağan (çuldu) kazanmıştı. E bû S a id B a h a d ır H a n ’ın ölümü
esnasında Horasan valisi bulunan Ş e yh A li, U y r a d A li P a d iş a h
ve C e la y ir Ş e yh H a şa n beğleri takliden orada C e n g iz H a n ’ın
kardeşi soyundan T u ğ a T im u r ’u han ilân etmişti. Fakat Ş e yh
A li 1338 de Horasan'da N e v r u z ’un oğlu A rg u n Ş ah tarafından
öldürüldü.
X V I. sırada adı geçen yine Uygarlar'dan E m ir T a r ım ta z ve
kardeşleri S ü n ü k ta z (?) ve E re tn e ’ye gelince, bu isimler bizim
için hususî bir ilgiye lâyıktır. Çünkü, bunlardan E re tn e Orta Ana­
dolu'da, bir devlet kurmuştur. Araştırmalarımızın neticesine göre,
E m îr T a rım ta z , G a z a n H a n devrinde de emîrlerden olup,
T a y c u (?) B a h şi’nin oğludur. T a y c u B ah şi A b a k a ’nm en itimad
ettiği yakın adamlarından biri id i44, T a r ım ta z U lc a y t u ’nun yakın

J jtfy J js fb J -A-jb j i Jb tS jlı jC> İJ <1)1j l *


0 o b b j <- t Ija f j

“ A b a k a H an S a lç u k H â tu n ’u Demavent tarafına gönderiyordu. E m îr


T a r ım ta z ’m babası T a y c u (?) B ahşi ve anası T ü k e lt i’yi çağırıp: “ tam bir
güvenim olduğundan G a za n ’ı, oğlunuz gibi bakmak üzere, size teslim ediyorum
diye buyurdu’* (R eşid u ’ d -d în , GMNS, s. 10, Bakû,s. 253). T a r ım ta z ’m babası­
nın adı yazmalarda: j*ıU, b, j>-\ şekllerinde görülmektedir (göste­
rilen yerler). E b û B ekr e l- K u t b î’de (s. 151) T a r im ta z ’ın babasının adı
olarak gösteriliyor ki, bunun da bozuk bir kelime olduğu muhakkaktır.
emirleri arasında bulunuyordu. Re/dc büyüdüğü için müfrit bir şî’î
olarak yetişmiş ve UJipaytu’ nun^ Hanefiliği- bırakarak- bu mezhebi
kabul etmesinde mühim bir rol oynamıştır45. E bu B e k ir e l- K u t b î ’-
nin bildirdiğine göre, T a r ım ta z ve kardeşi 1319 yılında K u ru m ı-
şı, îrincin ve arkadaşlarının ayaklanmalarına katıldıkları için öldü­
rülmüşlerdir46. T a r ım ta z ’m diğer kardeşi olan E re tn e ’ye gelince,
bu beğden ileride ayrıca bahsedilecektir. İşte llhanlılar devrinde ad­
larını tesbit edebildiğimiz Türk asıllı beğler bunlardan ibarettir.
Bunlar da, anlaşılacağı üzere, Uygur ve K ıp ç a k menşeli idiler.
Adı geçen beğlerin, M o ğ o l beğleri gibi, atalarından intikal etmiş
oymakları veya askerî kuvvetleri sayesinde değil, saray halkından
(1bahşi, avcıbaşı, bitikçi) olarak, sırf şahsî kabiliyetleri sayesinde bu
mevkilere yükseldikleri anlaşılıyor.
Bütün bunlar ile beraber, H ü le g ü ulusu içindeki asıl kalabalık
Türk unsurları doğrudan doğruya Moğollar arasında bulunmakta idi­
ler. Yani, onların mühim bir kısmı Moğol oymaklarına bağlı (una-

46 T a rim ta z , U lc a y tu ’nun hanefî ve şâfiî âlimleri arasındaki sonu gelme


münakaşalarından usanıp bu mezheblere karşı güvenini kaybettiğini görünce:
“ insanların en akıllı ve mükemmeli olan G a za n H an ’ın şî'î mezhebine temayülü
vardı; hükümdar da aynı şeyi ihtiyar etmelidir” demişti. U lc a y tu : “jiV lik nedir”
diye sorunca: “ rafz adıyla tanınandır” cevabını vemişti. Bunun üzerine U lc a y tu
bağırmış ve : “ ey bedbaht! beni rafizi mi yapacaksın” demişti. Babası gibi gayet zekî
ve iyi konuşan T a rim ta z , sultanı teskin ettikten sonra: “ jıT ler hükümdarlığın
C e n g iz H an ’dan sonra onun ailesinde kalmasını isteyenler, Sünnî'ler ise hükümdar­
lığın C e n g iz H an ’dan sonra, onun yakınları olan karacu emirlere geçmesini arzu
edenlerdir.” diyerek, hükümdar olması münasebetiyle, U lc a y tu ’yu ilgilendiren
hassas bir noktaya değinmiş ve bunun gibi daha nice sözler söyleyerek han’ın bu
mezhebe girmesinde âmil olanlar arasında bulunmuştu.

O ) (J ) J

(J ) i i 3>\j> J ÖÜ2L" *8 j JZjP

. 1j l£j ( j ) lÜ[l
“ îr in c in , K u ru m ışı, V e fa d a r , G a z a n S u lta n ’ın süt kardeşleri olan T a s’ın
( T a y c u ’nun) oğulları T a rım ta s ve S u n ik ta s, T ek e cek ’in oğulları T o k m ak
ve ö r s , A b u şk a ve Y u s u f Böke Sultaniye'de yasaya çarptırıldılar” (yani öldürül­
düler” , s. 151). Diğer kaynaklarda bu iki kardeşin adı geçmez. V a s s â f (Bombay,
1269, s. 540, 541, 542, 543), ayaklanmaya katılanların adlarını tafsilâtla yazdığı
halde bu iki kardeşten bahsetmez. Yukardaki metinde görülen V e fa d a r, îr in c in ’in
oğlu idi.
garı boğol) oldukları gibi, bir kısmı da Moğol hanları, şehzadeleri ve
beğlerinin nökerleri (türkçe yoldaş), iç oğlanları (iv oğlanan), uşak ve
hizmetçileri arasında yer almışlardı. Ayrıca mülkî memur (bitikçi)
ve din adamı {kam, bafişi-Müslüman Türk aydınları ve şeyhleri), tabib
(otaçı) san’atkâr, (uzân) ve saire olarak da çok Türk vardı.
işte Moğolların, Türkistan'da, Kıpçak ülkesinde olduğu gibi,
İran'da da sür’atle türkleşmeleri, en başta bu yoğun Türk nüfusundan
ileri gelmiştir. İlhanlı devletinde Türk ve Moğol dillerinin yan yana
kullanılması da bununla ilgilidir.
Gerçekten her iki dilin yan yana yaşaması her sahada görülür.
Tarlığlar, her iki dilde (moğolca ve türkçe) yazılmış47, birçok yerler,
her iki dilde ve aynı anlamda isimler taşımış48, her iki dilde ünvan
ve şahıs adları taşınmıştır49.
H ü le g ü ’nün türkçe'yi bildiğini sanmıyorum. Moğolistan'da,
doğmuş olan A b ak a’ nın da türkçe bildiğinden şüphe edilebilir50.
A r ğ u n ’un türkçe bildiğine ihtimal verilebilir. Ondan sonra gelen
İlhanlı hükümdarları ise moğolca ile birlikte türkçe de konuşmakta idiler.
Moğollar, fethettikleri yerlere Türk ve Arab fatihlerinden, çok daha
mükemmel bir askerî ve mülkî teşkilâta sahib olarak geldiler. Onlar
hiçbir hususta yerlilere muhtaç değillerdi. Kendi yazılarını ve tak­
vimlerini kullandılar. Her türlü geleneklerini kuvvetli ve şuurlu bir
şekilde yaşattılar ve hattâ vergi sistemlerini bile tatbik ettiler.
Moğollar, her fâtih kavimde görülen kuvvetli bir kavmî şuura ve
gurura sahib idiler. Hanedân azası, Tanrı'nın dünyanın idaresini

47 A rğ u n A k a oğlu Em îr N evru z, G a za n Horasan vâlisi iken A rğ u n


H an ’ın son yıllarında Ş e h za d e H ü le cü lehine ve G a za n aleyhine harekete
geçtiğinde etrafa şu başlıklarda mektuplar göndermişti : “ Hülecü yarlığındın Kihşu
buyrukındm" (R eşîd u d -d în , K ., John tabı, s. 18, Baku, s. 261).
48 Buna ait iki misal: Kuzey Azerbaycan'daki bir ırmağa moğolca Çağan Müren,
türkçe Ak Su deniliyordu. Sefîd Rûd9a Moğolca Hulan (Ulan) Müren (yani Kızıl Irmak),
ve türkçe Kızıl Özen adları verilmişti. Bu hususta: F a ru k Süm er, Azerbaycan'ın
türkleşmesi tarihine umumî bir bakış, Belleten, X X II, s. 429 - 447.
49 G a za n H an ’dan itibaren noyan (noyin)'ın yanında bizim beğ sözü de yer
almış (meselâ: Ç o b a n Beğ, M u h am m ed B eğ), beğlerbeği ve atabeğ unvanları
da kullanılmaya başlanmıştır.
60 İb n Ş e d d ad ’a göre (Baypars tarihi, türkçe tere, Ş. Y a ltk a y a , T. T. K .,
1941, s. 92), P erv a n e’nin B a yp ars ile mektuplaştığını öğrenen A b a k a ona :
“ sen yağı (düşman)” demiştir. Fakat sanmıyorum ki bu, A b a k a ’nm türkçe bildiğine
kesin bir delil olabilsin.
kendilerine vermiş olduğuna samimiyetle inanıyorlardı51. G a z a n
-
H an’ın Müslüman olduktan sonra da İ r a n ’daki JLî jl d >”
âyetine içten inanmadığı muhakkaktır. Moğol beğleri Cengiz Han
soyuna, kendilerini Türkler’den aldıkları karacu (kara soylu, yoksul)
sözü ile vasıflayıp52 büyük bir saygı gösteriyorlardı. Gerçekten
Moğollar neseb ve hasebe ehemmiyet vermek hususunda Arablar'dan
daha ileride olup, kuvvetli bir şuura sahip idiler. Ilhanlı hükümdar­
larının hepsi de damarlarında halis Moğol kanı taşımaları ile Yakın
ve Orta Doğu9da bir istisna teşkil ederler, Türkleşin, Moğollar Müslü­
man oluncaya değin ikinci derecede bir unsur olarak kalmaları bu
husus ile de ilgilidir.
H ü le g ü daha İran9a ayak basmadan B a y c u ’ya yarlığ gönderip,
Muğan yazısında kendisinin oturacağını söyliyerek askerleri ile birlikte
Türkiye'ye {Rûm) gitmesini buyurmuştu. B aycü , emri alır almaz derhal
Türkiye9ye yollandı. Yanında halis Moğol K u r u lu s ’dan Y isa v u r
(yasavur) N o y a n 51n oğlu H o c a , E n g ü re k ile diğer noyanlar vardı.
Yalnız C u rm a ğ u n N o y a n ’ın oğlu Ş ire m u n ’un kendi tümeni ile
Gürcistan sınırında kaldığı anlaşılıyor. H ü le g ü kalabalık ordusu ile
göçe kona, ağır ağır yoluna devam ederek 653 yılı sonlarında (1255
Ocak) İran'a ayak bastı. İramdaki tâbi devletlerin hükümdarları, de­
ğerli armağanlar ile katma geldiler. H ü le ğ ü gecikmeksizin, bir buçuk
asırdan beri, yaptıkları dehşet verici suikastlar ile İslâm hükümdarları­
nı ve devlet adamlarını titreten Bâtınîler üzerine yürüyerek, kalele­
rini birer birer alıp bu zümreyi tamamiyle yok etti. Bunu müteakip,
kağanın buyruğu gereğince, halîfe’yi “ il olmaya99 yani Moğol tâbiiy-
yeti akına girmeye davet eden İlhan, halîfenin, bilhassa Türk emir­
lerinin görüşlerine uyarak, aksi teklifi ile karşılaştığı halde yine de
Bağdad üzerine yürümekte tereddüd etti. Bunun sebebi, halîfenin
ruhanî kudretinin kendisine ve ailesine bir zarar vermesinden kork­
ması idi. Moğollar, hangi dine mensup olursa olsun, manevî kudrete

01 Gazan Han 1299 Suriye seferinde Şam’a girdiğinde, şehrin ileri gelen­
lerine Memlûk hükümdarı çl-M elik e l-N â s ır’m ve kendisinin ailelerinin
menşeini sormuştu (R e şîd u d -d în , K. Jahn tabı, s. 128).
62 “ Karaçı; kapıları dolaşan dilenci” (K â ş ğ a r lı, Divanu lugat-it-Türk, türkçe
tercümesi B. A ta la y , T. D. K ., İstanbul, 1939, I, s.445). Kara eskiden Türkiye'de
“yoksul” anlamında kullanılmış olsa gerektir. Şimdi köylerde yoksul konuklar için
“ kara misafir” sözü halâ söylenilir.
sahib olduklarına inandıkları din adamlarının bu kudretlerinden
çekiniyorlardı. Fakat Bâtmîleci'n hizmetinde bulunmuş bir şî’î
âlim, N â s ır u ’ d -D in -i T û s î, H ü le g ü ’nün tereddüdünü giderdi.
Bağdad sıkı bir kuşatmadan sonra zapt edildi ve her yerde yapılan
mutad kıyım yani katliâm burada da gereği gibi icra edildi. Bu arada
halîfeyi boyun eğmemeğe teşvik ve şehri şiddetle müdafaa etmiş
olan Türk kumandanlarının da hayatlarına son verildi ki, bunlar
arasında bizim Oğuz Yıva boyu beği ve Hemedan ve Kürdistan bölgesi
hâkimi Berçem oğullarından S ü le y m a n Ş a h da vardı.
Halîfenin Türk hassa ordusunun bir kısmı Memlâkler'e sığındığı
gibi, bir kısmı da, halîfe’nin büyük kumandanlarından D e v a td a r
K ü ç ü k ’ün oğlu C e lâ le d d in ile birlikte Moğollar tarafından hizmete
alındı. C e lâ le d d in , H ü le g ü ’nün derin sevgisini kazanmıştı.
Buna rağmen Moğollar ile birlikte yaşamaktan hoşlanmamış ve Irak
bölgesinden topladığı Kıpçak Türkleri ile birlikte Mısır'a, kaçmış ve
bu, H ü le g ü ’yü pek müteessir etmişti53.
03 ^ ^
-UibjS" Û j j iy ^ |j jloJlji Jt>U- j

jj\ öl&ab u -j Jj I V » j i S V 'j® ite? «U a ljjlü j i Ij *j>-j\ j


C~ib ji j C - jJ ^
Û J j Ij a * L U C Ş İ J J i C m-I

^ j çjj. OUji I J *1)


j «âi-u-j o u aS jA. ^ t

^ ^ ^ rC ^ 4 6y \ > j U x h

* *** * ^ J»" İ>u. } x m , c/SIT., ,


J<C~ ) ) OOJI JJr% ^ } JJİJj ? O tL . C _ l * y ,y . OÜj
ı£ f C j J JİJA* j U y

, . ^ TİJ tiL^I J 0-~>J


jSrl J f'î 'i ■ kjf. W B xT ^ ^ B
■> # W A> j U *J i W
H ü le g ü bundan sonra Suriye seferine girişti, Eyyubî hükümdar­
larının elinde bulunan Şam'a, kadar Suriye yi istilâ ettikten ve orada
K i t B u ğ a kumandasında kuvvet bıraktıktan sonra geri döndü;
kudretinin son noktasına ulaşmıştı. Horasanda,, Herat'daki Gurlu Kert
ailesi, Kirman'daki Kara Hitaylı B a ra k H â c ib yahut Kutluğ Hanlar
sülâlesi, Fars'taki Oğuz Salğurlu hânedanı ve saireden başka, Diyar-
tekir'den Denizli'ye kadar uzanan koca Selçuklu devleti, Kilikya'daki Er­
meni kırallığı ve Gürcistan, îlhanlı devletinin başlıca tâbilerini teşkil edi
yorlardı. Suriye'nin zaptı ile Moğullar, Memlûkler'in elinde bulunan Mısır
hududlarına dayanmışlardı. Eyyubîler, devletlerinin kuruluşundan beri
Türkler'den müteşekkil hassa askerlerine sahip idiler. Bu hânedandan
bilhassa el-Meliku's-Sâlih Necmeddiıı Eyyûb (1240 - 1249)1 Türkler'in
askerlikte, diğer kavimlere üstünlüğünü yakından görerek, onların
sayısını artırmağa hususî bir ehemmiyet vermişti. Kıpçak bozkırlarının
Moğollar tarafından fethi, Kıpçak memlûklerinin eskisine nisbetle kolayca
ve çokça temin edilmelerine âmil olmuştu. İşte bu Memlûkler, bilin­
diği gibi e l- M e lik ü ’ s -S a lih ’in halefi zamanında Mısır'da, iktidarı
ellerine geçirib aralarından birini sultan seçtiler ki bu, Ay B e ğ u ’ t-
T ü rk m â n î idi. Eski ve yeni müelliflerden bazıları, A y B eğ’in “ Türk-
manî nisbetine bakarak bu hükümdarı Türkmen sanmışlardır. Fakat
A y B eğ- mantıken de şüphe edilebileceği gibi - Türkmen olmayıb
ocakdaşlarının pek çoğu gibi, başka Türk (Kıpçak ?) eline mensub idi.
Memlûkler, Moğollar'ı 1260 ta Filistin toprağında Ayn Câlut'da, o
zamana kadar görmedikleri müthiş bir yenilgiye uğrattılar. Bu yenilgi
Moğol ilerleyişini durdurdu. Bizzat Moğollar arasında bile, kendileri­
nin yenilmez bir kuvvet oldukları hakkında şüpheler uyandı. H ü le g ü
yenilginin öcünü almak için harekete geçmediği gibi, Müslüman olan
G a z a n H a n ’a kadar halefleri de Memlûkler’e karşı bizzat sefere
çıkmadılar.
Ayn Câlut zaferi aynı zamanda Memlûkler’e Fırat'a, kadar Suriye'yi
de kazandırmıştı. Yine bu zafer sebebi ile Memlûkler'e Irak ve Ana­
dolu'dan kalabalık sayıda Türkler gelerek onların askerî güçlerini
artırdılar. İb n Ş e d d at, B a y b a rs devrinde Anadolu'dan kırk bin

H ü le g ü ’nun Bağdad seferi esnasında Moğol hizmetinde bulunan Harizm li


kalıntıların beğlerinden S u lta n cu k , halîfe ordusunun öncü kuvvetleri kumandanı
K a r a S u n ğu r’u, kavmiyet birliğini ileri sürerek llharCm hizmetine girmeye davet
etmişti (R eşîd u d -d în , Bakû, s. 53).
evden fazla Türkmen'in geldiğini kaydeder 54. Gelenler arasında bizzat
Moğollar da vardı ki, Memlûkler bunlara büyük bir itibar gösteriyor­
lar, sultanlar ve emirler bilhassa onların kızları ile evlenmeye hususî
bir ehemmiyet veriyorlardı. Hattâ bu Moğollar'dan K i t B u ğ a gibi
bir sultan, S a lla r gibi, Ç erkeş B a y b a rs e l- Ç a ş n ig îr ile birlikte
devlete hâkim olan bir emir çıkmıştır.
Memlûkler't sığınan bu yoğun Türk ve Moğol unsurları aynı za­
manda Memlûkler arasındaki türkçeyi, Türk geleneklerini ve Türk
terbiyesini daha kuvvetli bir duruma getirdiler.
B a y cu N o y a n , Anadolu'ya, hareket ettiği zaman (j_25j5), Sel­
çuklu tahtında II. îz z e d d in K e y k â v u s bulunuyordu; kendisi bu
esnada 28 yaşında idi. K e y k â v u s dirayetsiz bir hükümdar olup,
Hıristiyan dayılarından ve diğer bazı emirlerden bir takım fena alış­
kanlıklar edinmişti. Fakat bu tarihte iş başında oldukça iyi bir kadro
vardı: Vezir K a d ı îz z e d d in , Beğlerbeği Ş em sed d in Y a v ta ş ,
E m ir ah u r A rs la n D o ğm u ş, P e rv a n e N iz a m e d d in H u rşit,
E m ir D â d F a h re d d in A li ve E m ir-i H a c ib M u in ü d d in
S ü le y m a n .
Bu esnada devleti sadece Ağaç Eriler meselesi meşgul ediyordu.
Gerçekten 1243 yılındaki Köse Dağ bozgunundan sonra uç bölgelerinde
yoğun bir şekilde yaşayan Türkmen toplulukları, tatmin edilmedik­
leri için, ötedenberi kızgın oldukları devlete karşı itaatsızlıklarını
artırmışlar ve kendi menfaatlarına göre hareketler yapmaya başla­
mışlardı. Daha İsfahan'lı vezir zamanında, kaynağın (îb n B ib i)
T ü r k î A h m ed adını verdiği bir şahıs A lâ e d d in K e y k u b a d ’ın
oğlu olduğu iddiası ile uç bölgesinde (batıda, herhalde Denizli taraf­
larında) ortaya çıkmış ve üzerine gönderilen ordu ona karşı birşey
yapamamıştı55. Kaynağın A h m ed T ürk,olarak vasıf laması, belki,
onun yerleşik halka mensub bulunduğuna delâlet edebilir. Bu olayın
arkasından, üç kardeşin müşterek saltanatları devrinde, aynı kay­
nağın, U y u z M e lik (dJL jj£İ) adını verdiği bir şahıs da yine uç
bölgesinde ayaklanmış ise de, Y a v ta ş ve A rs la n D oğm uş tara­
fından tedib edilmişti56*5 .
8

54 Aynı eser s. 155.


55 Isfahatılı v e zir, A h m ed ’in üzerine gönderilen kumandanların yardım istek
lerine karşı Suriye9den gelmiş olan, HarİzmM, Kürd ve Kıpçaklar91 da yollamıştı (îbn-
B îb ı, s. 583-584).
58 Houtsma yayını, s. 270.
Köse Dağ savaşından sonra, Ermenek uç bölgesine yerleştirilmiş olan
Türkmenler de kendi başlarına buyruk hareket ediyorlardı. Bu Türk-
menler'in başında K a ra m a n B eğ vardı ki, Avşarlar'dan olması muh­
temeldir. Âdeta Anadolu Türklüğünü temsil ederek, Moğollar'a karşı
yılmadan sonuna kadar en çetin mücadeleleri bu Türkmenler ve on­
ların başındaki K a ra m a n B e ğ ’in oğulları yapacaklardır.
Ağaç Eriler'e gelince, Maraş ve Malatya bölgelerinin ova ve or­
manlarında yaşayan ve bundan dolayı da Ağaç Eri adını taşıyan bu
çok yoğun Türkmen topluluğu daha önce Babaî ayaklanmasını çıkar­
mıştı. Çıkardıkları ayaklanmanın kanlı bir şekilde bastırılmasına
rağmen bunlar kuvvetlerinden pek birşey kaybetmemişler, devletin
belini kıran Köse Dağ bozgunluğundan sonra da kervanları vurmak,
yolcu kafilelerini soymak, kovgunlar yapmak, baskınlarda bulunmak
sureti ile, düzeni ihlâl, halkı tedirgin etmişler, ticarî münasebetleri
sekteye uğratmışlardı. Devlet erkânı Kayseri'ye gelip, bunların üzerine
kuvvet yolladıktan sonra, B a y c u ’nun doğu’dan gelmekte olduğu
haberini aldı. Mamafih B a y c u fena bir niyetle gelmediğini, isteğinin
kendisine yaylak ve kışlak gösterilmesinden ibaret olduğunu bildir­
mişti. Yukarıda da söylenildiği gibi, B a y c u ’nun sözleri doğru idi.
Ancak B a ycu ve askerleri aileleri, göçgünleri ve hayvanları ile Tür­
kiye'de, daimî olarak oturmak üzere geliyorlardı. Türkiye Moğol
İmparatorluğuna tâbi bir devlet olmakla beraber, ülke ilk defa olarak
mühim bir Moğol kuvvetinin işgaline uğruyor ve Moğullar’ın daimî
oturma yerlerinden biri durumuna giriyordu. Diğer taraftan bu aske­
rin masrafını karşılamak ve Moğol beğlerinin sonu gelmez istekle­
rine Çatlanmak da çok güçtü. Bu sebeble, haklı olarak, B a y cu ile 13
yıl sonra yeniden savaşmaya karar verildi. Konya ovasında kalabalık
bir asker toplandı ki, bunun mühim bir kısmını göçebe Türk unsuru,
yanı Türkmenler teşkil ediyordu. Orduya Beğlerbeği Y a v ta ş kumanda
ediyor, yanında E m îr a h u r A rs la n D oğm uş ve diğer kumandan­
lar bulunuyordu. Hamiyetli vezir K a d ı I z z e d d in de orduda idi.
Sultan ise ordunun başında bulunmaya cesaret edemeyerek Kon-
ya'da kalmıştı. Gerek bu husus gerekse büyük kumandanlardan bir
kısmının veya çoğunun gayret göstermeyerek kaçmaları57, Selçuklu

67 İb n B îb î (s. '621 - 622), Konya'dan hareket eden Selçuklu ordusundaki sul­


tanın yakınlarının mektup yazarak büyük emirlerin kötü davranışlarından şikâyet
etmeleri üzerine, K e y h â v u s ’un savaştan sonra bu yaşlı beğleri öldürteceği şeklinde
ordusunun Konya Aksaray arasındaki Sultan Han’ı yakınında ağır bir
şekilde bozguna uğramasına sebeboldu (23 Ramazan 654= 14 Ekim
1256). Vezir K a d ı Iz z e d d in , 14 kadar beğ ve Sultanim Memlûklerin-
den olup yeni emirliğe yükselmiş 35 kişi ve pek çok asker savaş alanın­
da kaldılar58.
Bozgun haberini öğrenen K e y k â v u s , derin bir izdir ab içinde
birkaç adamı ile Antalya'ya gitti. B ay cu ’ya gelince, kazandığı zaferden
sonra K o n y a ’ya yönelmiş ve şehrin batısındaki, bugün de mevcut
olan Kızıl Viran’da. ordugâh kurmuştu. Ağırca bir para ödenetek
şehrin yağmalanması önlendi. Moğol kumandanı kız torunu B is u ’ u-
t a y ’ ı bin atlı ile, teminat vererek K e y k â v u s ’u yanma getirmesi için
Antalya’ya, yolladı. Selçuklu hükümdarı ile ancak Denizli dolaylarında
temas sağlayabilen Bisu’utay, dedesi Baycu’yu kastederek "atan seni
çağırıyor” demişti. Bu ifade B a y c u ’nun Selçuklu hükümdarlarını
doğrudan doğruya kendi tâbiî saydığını açıkça gösteriyor. B a y c u ’­
nun K e y k â v u s ’u çağırması, cezalandırmak için olmayıp, ona sul­
tanlığını tekrar vermekle beraber ülkenin idaresini doğrudan doğruya
eline almak yani ona her istediğini yaptırmak maksadı ile ilgili idi.

sözler söylediğini, bunu işiten büyük beğlerin de incinib kaçtıklarını, ordunun bu


büyük beğlerin alçakça hareketlerinden dolayı bozguna uğradığını söyler. A k s a ra y î
de beğlerden bazılarının savaşta gayret göstermeyerek kaçtıklarını bir rivayet şek­
linde kaydediyor. Müellifi meçhul Selçuknâme’de (s. 53), îb n B îb i’yi teyiden,
savaş başlar başlamaz beğlerin hep birden kaçtığı yazılmaktadır. Emin bir kaynak
(B a y b a r su ’ l-M a n su r î), E m ir A h u r A rsla n D oğm u ş’un, savaş günü
K e y h u sr e v ’in karısına tecavüz ettiğini haber alınca kızarak B a ycu ile anlaştığını
yazar ki (O. T u r a n Türkiye Selçukluları hakkında resmî vesikalar, T. T. K ., Ankara,
1958, s. 57), K e y k â v u s ’un, ne kadar ahlâkî zaaf içerisinde olursa olsun böyle na­
zik bir zamanda bu harekete tevessül ettiğine inanmak güçtür. Diğer taraftan K e y ­
k â vu s’un ordusunun hareket günü Y a v ta ş ve A rsla n D oğm uş ile gizli bir görüş­
me yaparak onlara iltifatlarda bulunduğunu ve orduya, vezirin değil her ikisinin
kumanda edeceklerini söylediğini biliyoruz (tbn B îb î, s. 620).
68 Savaştan kaçmayarak ölen 14 bahadır beğden (Anonim Selçuknâme, s, 53) hepsi­
nin veya çoğunun Türkmen beğleri olduklarından şüphe edilmez. İb n B îb î’nin ifade­
sinden savaşta en çok Türkmenler*in kayıp verdikleri açıkça anlaşılıyor. E b u T -F e re c
(türkçe tercümesi, s. 562) Beğlerbeği Y a v ta ş ’ın savaşta öldüğünü söylediği gibi,
A ks ar ay î de (s. 42), Y a v ta ş ’ın savaştan sonra uca giderken Türkler tarafından
öldürüldüğünü yazar. Halbuki, İb n B îb î (s. 629) ve B a y b a r su l-M a n s u r î,
(53 a) daha sonraki yıllarda, yine K e y k â v u s ’un kumandanı olarak onu hayatta
gösterirler (bu mesele üzerinde her iki kaynakta bir muvazilik var). Bizce, şimdilik
bu hususta kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Ş em sed d in Y a v ta ş ’ın
oldukça ünlü bir beğ olduğu anlaşılıyor. Kendisi bir ayakkabıcının oğlu idi.
Bu suretle huzursuzluk ve ayaklanmalar da önlenmiş olacak idi.
Fakat K e y k â v u s Moğol kumandanının çağırmasına icabet etmedi.
Bunun üzerine, Borğulu'da mahbus bulunan kardeşi R ü k n e d d in
K ı l ı ç A rs la n hükümdarlık tahtına geçirildi. Bu hususta A rs la n
D oğm uş, P e rv a n e N iz a m e d d in H u rşit ve M u in ü d d in
S ü le y m a n en başta gayret gösterenler arasında bulunuyorlardı69.
Bir gün yeni hükümdar K ıl ıç A r s la n ’ın verdiği bir ziyafette,
N a ib N iz a m e d d in H u r ş id ’in sunduğu bir armudu yiyen Moğol
beğlerinden H o ca N o y a n ani olarak öldü. N iz a m e d d in H u rşit
ağılamakla itham edilip tomruğa vurulmak suretiyle öldürüldü.
H o ca N o yan , G u rm a ğ u n ile birlikte gelmiş olan K u r u la s ,
Y is a v u r (Y a s a v u r) N o y a n ’ın oğlu olup babası bir iki yıl önce
ölmüştü; Sultan Ham savaşının asıl galibi o id i5 60. Bu yüzden gurur­
9
lanarak sert ve haşin hareketlerde bulunmuştu 61. Kendisinin, binbaşı
olan T u n a tu (? ve S u la k a r (? jJ ) adlı iki oğlu ve
T u n a t u ’ nun da T ö k ü rg e n (? B a ru la ve K u ru m ış ı adlı
oğulları bilinmektedir. Bu kardeşler, G a z a n H an iktidarı aldığı
sırada bir fesat hareketine katıldıklarından öldürüldüler62.
A k s a r a y î63 B a y c u ’nun kışı Aksaray*da geşirdiğini yazmakta,
İb n B îb î ise64 onun Muğan tarafına gittiğini kaydetmektedir. Ger­
çekten R e şid u d -d in , H ü le g ü ’nün 655 Rebi’u’l-evvel’inde (Mart-
Nisan 1257) Kazvin yöresinden HemedarCa. yöneldiği zaman B a y c u ’nun
Azerbaycan tarafından Ilhan'ın katma geldiğini bildirir65. Biz îb n

59 İb n B îb î, s. 625. O sm an T u ra n , Türkiye Selçukluları hakkında resmî


vesikalar, s. 63 - 74.
60 K ı lı ç A r s la n ’m, K e y k â v u s ’a yazdığı mektuptaki bir ifade (O sm an
Turan, Türkiye Selçukluları hakkında resmî vesikalar, vesikalar kısmı, s. 86), müver­
rihlerin kayıtları (îb n B îb î s. 626; A k s a r a y î, s. 43), Selçuklu ordusunu yalnızca
Moğol öncü kuvvetleri kumandanı H o ca Noyan*m bozguna uğratmış olduğuna
ihtimal verdiriyor.
61 İb n B îb î, gösterilen yer. A k s a r a y î (gösterilen yer), H o ca N o y a n ’ın
B a y c u ’nun buyruğu dışında yaptığı zulümlerden dolayı, N iz a m e d d in H u rşid ’in
H o ca N o y a n ’a takdim ettiği armuda, yüzüğünün kaşındaki zehiri katarak, onu
kasten ağıladığını yazar ki, bizce bunun doğruluğunu kabul etmek güçtür.
62 R e ş îd u ’ d -d în , Moskova, s. 153-154, Bakû, s. 303, 304, 305.
68 S. 42.
04 S. 626.
05 Bakû yayını, s. 39. Aynı müverrih’e göre, H ü le g ü B a y c u ’ya bağırarak,
(4&j j j d5Cîb) ” C u rm a ğ u n N o y a n ’ın yerine geçtikten sonra ne iş gördün,
hangi savaşı kazandın, hangi yağıyı itaat altına aldın, Moğol çerisini halîfenin kudret
B îb î ile onu tamamlayan R e ş id u d -D in ’in sözlerinin doğru
olabileceğine inanıyoruz. Esasen, Baycu’nun daha önce görüşmediği
H ü le g ü ’ye armağanlar sunarak tazimlerini arzetmesi ve yaptığı
işler hakkında bilgi vermesi gerekirdi. B a y cu bu görüşmeden sonra
Anadolu'ya dönmüş ve R ü k n e d d in K ılıç A rs la n da ona katıl­
mıştır. Bizans topraklarına sığınarak Moğol istilâ ve tahakkümü­
nün ızdırabını duymakta olan îz z e d d in K e y k â v u s ’a gelince O,
kardeşinin birlikte B a y c u ’ya gitme teklifini reddettiği gibi, K ıl ıç
A r s la n ’ın -destek görmediği için- B a y c u ’nun yanma çekilmek
zorunda kalması üzerine Konya'ya gelmiş ve bu, her yerde sevinçle
karşılanmıştır. Bütün Türk halkı ve bilhassa Türkmenler K e y k â v u s
taraftarı idiler. Onlar K ıl ıç A r s la n ’ın Moğolların elinde bir vasıta
olduğunu açıkça görüyorlardı. Moğollar onun adına hareket eder
görünerek, geniş çapta yağma ve katiller icra edib, kendi hırslarını
tatmin etmekten başka birşey düşünmüyorlardı. B a y cu da Bağdad
seferine katılıncaya kadar Orta Anadolu'nun doğu bölgelerinde ve ona
komşu yerlerde (Kayseri, Sivas - Tokat - Amasya, Maraş, Malatya),
K ıl ıç A r s la n ’ın hâkimiyetini tanımayanlara karşı harekât icra
etmekle geçirdi. Yanında E n g ü r e k N o y a n d a vardı66. Bu cümle­
den Moğollar, Elbistan yöresinde yedibin kişi öldürerek pek çok kan
dökmüşler, genç erkek ve kızları tutsak edip götürmüşlerdi67 ki,
bunların çoğunun Ağaç Eriler oldukları muhakkaktır.
B a y c u ’nun 1257 sonlarında Bağdad seferine katılmak üzere
Anadolu'dan ayrılmasından faydalanan î z z e d d i n K e y k â v u s Ma­
latya dahil olmak üzere Orta Anadolu'nun doğu bölgesine de hâkim
oldu. Bundan dolayı Kılıç Arslan, yanında baş destekleyicisi M ui-
n ü d d i n Pe r v a n e olduğu halde, o kışı Erzincan'da geçirmek mec­
buriyetinde kaldı.

ve ululuğu ile korkutmaktan başka bir şey yapmadın” demiştir. B a ycu da: “ /?<?/den
Rum ve Şam sınırlarına kadar olan yerleri tek bir ülke haline getirdim. Fakat Bağdad
işine gelince, halîfe*nin pusatlı, giyimli, geçimli çok askeri ve kalabalık bir halkı
olduğu ve yollar da sarp idiği için oraya çeri yürütmek güçtü. Buyruk hanımızın-
dır, ne buyurur ise ben kulunuz (karacu) ona tâbiim” diyerek H ü le g ü ’nün gaza­
bını yatıştırmıştı. Fakat R e ş îd u d -d în B a y c u ’nun Köse Dağ savaşını ve Anadolu'yu
fethini bu görüşmeden sonra yaptığını yazarak hayret edilecek bir hatada bulunmuş­
tur (gösterilen yer).
08 E n gü rek N o y a n ’ın, C u rm a ğ u n ile gelen beğleıden biri idiği görülyor-
sa da kimin oğlu ve hangi oymaktan olduğuna dâir bir kayda rastgelemedik.
67 E b u ’ l-F e re c, s. 563-565.
K e y k â v u s , mevkiini muhafaza edebilmek için, Bağdad'ı da
zapt eden H ü le g ü ’nün katına gitmenin zarurî olduğunu anlayarak
656 Şabanında (1258 Ağustos) Merağa'ya geldi. B a y cu ile savaştığı
için H ü le g ü ’den çok çekinen Selçuklu hükümdarı, kendisini affet­
tirmek maksadiyle, H ü le g ü ’ye takdim ettiği bir çizmenin tabanına
resmini yaptırmıştı. H ü le g ü görülmemiş olan bu zelilce hareket
karşısında merhamete geldi. Ilhan'ın baş hatunu D o k u z H a tu n ’un
da ricasiyle onu affetti ve M e n g ü K a ğ a n ’dan gelen yarlığı-belki
de P e rv a n e ’nin entrikaları neticesinde - tatbik etmeyi uygun görerek
ülkeyi iki kardeş arasında taksim etti68.
Buna .göre, Sivas suyunun (K ızıl Irmak) batısındaki bölgeler
K e y k â v u s ’un idaresinde, doğusunda kalan yerler de K ılıç A r s la n ’ın
hâkimiyetinde olacaktı. Ayrıca her iki sultana İlhanlık hâzinesinden
borç para da verildi. Yıllık vergi ise yirmi tümen nakitten gayrı,
beş yüz kıymetli kumaş, üç bin parça altın işlemeli diğer bir cins
kumaş, beş yüz iğdiş at, beş yüz katır olarak tespit edilmişti69.
İşte bu esnada (656 = 12 5 8 Bağdad fethinden sonra) H ü le g ü
B a y cu N o y a n ’ı öldürttü. R e ş id u d - D in ’ e göre H ü le g ü , Bağdad
kuşatmasında iyi hizmetler görmekle beraber, “ Rum ülkesini ben il
kıldım” diye öğünmesine kızarak B a y c u ’yu yasaya çarptırmış ve
malının yarısına el koymuştur. Fakat aynı, müellif B a y c u ’nun hangi
yılda öldürüldüğünü bildirmez. B a y c u ’nun U v e k (illjl) ve S ö k te y
ve U v e k ’inde S ü le m iş ve K u ta k tu ( ÇjJaJLki ) adlı
oğulları bilinmektedir70. Bunlar Anadolu'da yaşadılar. B a y c u ’nun

88 R e ş îd u d -d în , Bakû , s. 66.
89 A k s a r a y î, s. 62. Köse Dağ mağlubiyeti üzerine Moğollar'a verilmesi karar­
laştırılan vergi dört yüz bin dinar idi.
70 Y û n û n î, f a l Mir'atu’z-zeman, Haydarâbâd, 1955, I, s. 89. R eşîd u d -
d în BistCut oymağı bahsinde B ay cu’nun G urm ağun ile birlikte gelirken binbaşı
idiğini kayd etmekte {Moskova, s. 561), fakat G u rm ağ u n ’dan bahsederken B a y cu’­
nun tümenbaşı olduğunu söylemektedir (s. 151). Bu ikisinden onun binbaşı olduğu
hakkındaki birinci ifade doğru olsa gerektir. Esasen Ermeni müverrih’i K ir a g o s
da bu kadar ünlü noyanlar var iken, B ay cu’nun C u rm a ğ u n N o y a n ’ın halefi
tayin edilmesine şaşmış ve bunu talih veya fala bağlamıştır (Türkiyat Mecmuası, s.
177). Fakat B a ycu başarıları ile büyük ve muktedir bir kumandan olduğunu
ispat ettiği gibi, davranışları da onun aynı zamanda muvazeneli bir şahsiyet
olduğunu göstermektedir. A y n î’nin B ay c u ’nun Müslüman olarak öldüğünü
-bir rivayet olarak- kaydetmesi {İkdu'l-cuman, Veliyüddin Efendi Kitaplığı, nr. 2393,
s. 419), B ay cu’nun Miislümanlarca sevilmiş bir beğ olduğunu ifade eder.
Selçuklu Tarihi D. 3
öldürülmesinden sonra Anadolu’daki Moğol kuvvetlerinin başına A lın -
ca k N o y a n getirilmişti. Bunun başlıca görevlerinden biri de sultan
R ü k n e d d in K ıl ıç A r s la n ’ı ağabeyisi îz z e d d in K e y k â v u s ’a
karşı koıumak ve ona ait yerlerde dirlik ve düzenliği sağlamak idi.
îz z e d d in K e y k â v u s , Selçuklu ülkesinin Kayseri’den Bizans
uçlarına kadar uzanan kesiminde hükümdar olmakla beraber, yine
bu durumdan hoşnut değildi, huzursuz ve üzüntülü idi. Şanlı ata­
larının ülkesi ne hale gelmişti!.. WLoğollar’m sonu gelmez isteklerini
karşılamanın ve onlara yaranmanın mümkün olmadığını çok iyi
anlamıştı. Diğer taraftan kardeşinin veziri P e rv a n e M u in ü d d in
S ü le y m a n ’ın, Moğollar’ın sâdık bir adamı sıfatı ile hareket edip,
kendisini, mevkiiden attırmak için, mütemadiyen Moğollar nezdin-
de kötülediğini de haber alıyordu. Bu sebeble memleketi Moğol
boyunduruğundan kurtarmak ve tamamen kendi idaresi altına al­
mak için Memlûk sultanı B a y b a rs ile 660 (1262) yılında muha­
bereye girişti. K e y k â v u s , Moğol hâkimiyetinden kurtarılmasına
yardımda bulunursa ona bazı yerleri vereceğini bildirmiş ve B a y­
bars da bunu kabul etmişti71. Fakat Memlûk sultanı yardıma
gelmedi. K e y k â v u s ’u ortadan kaldırmak çarelerini arayan, K ıl ıç
A r s la n ’m veziri M u in ü d d in S ü le y m a n bu muhabereyi öğre­
nerek derhal H ü le g ü ’ye bildirdi ve K e y k â v u s ’un bertaraf edilme-

H ü le g ü ’nün onu öldürmesinin, başlıca kıskançlıktan ve malına göz dikmekten


ileri geldiği muhakkaktır. Artık llhanlılar’ın kılıcı, anî tehevvür, dedi-kodu, iftira
ve ehemmiyetsiz bir kusur üzerine noyanlar üzerinde işlemeye başlamış ve az bir
zaman içinde Moğol asilzâdesinin en seçkin aileleri yok olup gitmişlerdir. Bununla
beraber bu mesele üzerinde kabahati yalnız hanlara yüklemek, şüphesiz, doğru
değildir. Çünkü noyanlar da kendi mutluluklarını, meslekdaşlarının felâketlerinde
buluyorlardı. Şunu da yeri gelmişken kayd edelim ki, Moğollar, yabancılara yaptık­
ları sertlik, huşunet, gaddarlık ve vefasızlığı bir kelime ile bütün davranışları, kendi
kavimdaşlarına da göstermekte idiler. Moğollar’m savaşlarda ibraz ettikleri cesaret
ve sebat, bir yandan da kumandanları tarafından öldürülmek korkusundan ileri
geliyordu, tıpkı Moğollar’ın hizmetinde kullanılan yabancı askerlerin efendilerinin
korkusundan, yiğitçe döğüşmek mecburiyetinde kaldıkları gibi... Tabiî Moğol
kumandanları da hanlar karşısında aynı durumda idiler. Değil ise Moğollar, göğüs
göğüse savaşlarda pek iş göremiyorlar, uzaktan ok atarak ve gayet ustalıkla uygu­
ladıkları birkaç savaş usulü ile başarı elde ediyorlardı.
71 M a k r iz î, Kitabu’s-sulûk, M u sta fa Z iy a d e yay, Kahire, 1936, s. 469 - 470,
495. Y û n û n î’ye göre (Zeyl Mir’atu’z-zaman, Haydarâbâd, 1955, II. s. 160), B ay­
bars elçiler göndererek, Sultan kendisi ile müttefik olduğu takdirde bizzat ordusu
ile gelip ülkesini kurtaracağını bildirmiştir.
^sini ısrarla telkin etti. A k s a ra y î’ye göre72, K e y k â v u s , llhanlı
hâzinesinden borç olarak alınan paranın tahsili için gelen elçilere
soğuk davranmıştı. H ü le g ü ’ye aynı zamanda K e y k â v u s ’un Konya'­
ya, tercihan Antalya'da oturmasının, uç Türkleri'nden asker devşirerek
isyan etmeye hazırlanmakla ilgili olduğu söylenmişti. Halbuki uç Türk-
leri'nin başı M eh m ed Beğ, yine aynı müellife inanmak lâzım ge­
lirse, Beğlerbeği Rum K ö n d ista b P d a n dolayı, ona düşman olmuştu.
Hattâ bu yüzden M eh m ed B eğ Antalya - Alâiyye arasında sultanın
emirleri ile yaptığı bir savaşta onları bozguna uğrattmıştı73. P e rv a ­
n e c in ısrarlı telkinleri ve cömertçe armağanları nihayet tesirini gös­
termekte gecikmedi v e H ü le g ü I z z e d d in K e y k â v u s ’un öldürül­
mesi için yarlığ verdi. Bunun üzerine K ılıç A rs la n , P e rv a n e ve
M oğol askerinin başında olarak da Alıncak Konya'ya yöneldiler. Bunu
haber alan K e y k â v u s sür’atle Antalya'dan Konya'ya geldi ve veziri
F a h re d d in A li ’yi durumu anlamak için Aksaray'a, varmış olan kar­
deşinin yanma gönderdi. Ne gibi meziyetler ile bu yüksek mevkie
ulaştığı iyice anlaşılmayan, fakat duruma uymasını gayet iyi bildiği
anlaşılan F a h re d d in A li, kendisine yapılan K ılıç A r s la n ’ın
veziri olması teklifini kabul etti veya etmek mecburiyetinde kaldı.
Bunu duyan K e y k â v u s yine ızdırab içinde Antalya'nın yolunu
tuttu. K ılıç A rs la n Konya'ya gelip tahta oturdu. Fakat K e y k â v u s
henüz ümidini kaybetmemişti. Sâdık kumandanı A li B a h a d ır
Sivri Hisar'd a 74 mühim bir kuvvet hazırlamıştı. Fakat A li B a h a d ır
A lin e a k 5a yenilerek uç bölgesine kaçtı. Bunun üzerine îz z e d d in
K e y k â v u s İstanbul'a, gidip Bizans imparatoruna sığınmaktan başka
çare görmedi (660-1262). Bununla beraber hâlâ K e y k â v u s
her sınıf halk tarafından tutuluyordu. Bunun sebebi onun, karde­
şinin aksine Moğollar'a karşı elinden gelen direnmeyi göstermesi
idi. Kendisi İstanbul'da, iken verdiği emir üzerine A li B a h a d ır
ve C â m e d a r U ğ u rlu , yeniden mühim bir kuvvet toplayarak Konya
önlerine kadar geldiler. Fakat şehrin batısındaki Altın Aba kervan­
sarayı'nın yanında yapılan bir savaşta sultan K ıl ıç A rs la n ve asıl
iktidarı elinde tutan P erva n e, yine Moğollar'm yardımı ile

72 S. 65 - 66.
78 Aynı eser, s. 66.
74 Kaynaktaki (İbn B îb î, s. 637) : adını, Seferi Hisar değil, şüphesiz
Sifri Hisar (Sivri Hisar) şeklinde okumalıyız.
gâlib geldiler. A li B a h a d ır ve U ğ u rlu İstanbul'a kaçtılar75. Bu­
nun arkasından aralarında K e rim ü d d in A li Ş îr ’in (Germiyanlı)
de bulunduğu, K e y k â v u s taraftarı yüksek devlet ricalinden mühim
bir kısmı P e rv a n e tarafından Moğollar'a teslim edildi. Onlar da
bunların hepsini öldürdüler.
İ z z e d d in K e y k â v u s , daha önce de işaret edildiği gibi, kuv­
vetli bir şahsiyet olmamakla beraber, memleketi Moğol işgali altına
sokmamak için elinden gelen gayreti göstermiş bir hükümdardır.
O da, armağanlar ile sık sık Ilhan'ın katına gitmek sureti ile pek âlâ
mevkiini muhafaza edebilirdi. Bu hükümdardan sonra artık Selçuklu
ülkesi nefes alamayacak şekilde Moğol boyunduruğu altına girecektir.
Gittikçe ağırlaşan öyle bir boyunduruk ki, buna P e rv a n e bile taham­
mül edemiyecektir.
R ü k n e d d in K ılıç A rs la n gerçi güçlü, kuvvetli bir genç ise de,
mevlevî kaynaklarında da işaret edildiği g ib i76, zekâsı kifayetsiz bir
hükümdardı. îb n B îb î’nin gayet yerinde olarak ifade ettiği üzere77,
P e rv a n e c in , istekleri karşısında ağzından, kelime-i şehâdetdekinden
başka “ hayır” çıkmıyordu. oglu.Ab.aka P e rv a n e ’yi kendi
naibleri saydıkları gibi, o da onların naibi olarak hareket ediyordu.
M u in ü d d in P erva n e, K e y k â v u s taraftarı olan bir kısım
devlet ricalini öldürtmüş olmakla beraber, Türkmen beğlerini tatmin
yoluna giderek hâdise çıkmasını Önlüyordu. Bu cümleden K a ra m a n
B eğ’e büyük bir dirlik tahsis edip beğlik (emâret) vermiş, kardeşi
B unsuz da sultan’ın emîr-i candan yapılmıştı78. Yine K e y k â v u s ’un

76 Ib n B îb î, s. 642. Aks a ra y ı, bu olaydan bahsetmez; buna karşılık, K a ­


ram an ve kardeşleri B unsuz ve Z e y n u lh a c c ’ın yirmi bin “ Etrak” ile Konya'ya.
yürüdüklerini, fakat P erv a n e tarafından tutsak alınıp asıldıklarını anlatır (s. 70)
ise de, olayların en yakın müşâhidi îb n B îb î’nin ifadeleri karşısında bunu kabul
etmeğe imkân yoktur. Söylemek mümkün olabilir ki, A k s a ra y î bu olayla, şahıslar
değişik olmak üzere, A l tun Aba savaşını kastetmektedir.
70 Menâkibu*l-Âriftn, yay. T a h sin Y a z ıc ı, T. T. K ., Ankara, I, s. 77, 643.
77 S. 643.
78 îb n B îb î, s. 688. Anonim Selçuknâme de bunu teyid ediyor (s. 55) :

j-* oL^jl j l aS* Ij j UIj İ iilj I

j j jAa |j £ j s j j \ C-pUaj
taraftarlarından Şah M e lik B eğ ’de, Emîr-i alem yapıldıktan başka,
Simre (Amasya bölgesinde) subaşılığma tayin edilmişti. Fakat çok geç­
meden Şah M e lik iki bin kadar Türk ile Amasya yöresindeki Kedagra
kalesine tahassun ederek isyan etti. P e rv a n e Moğollar ile birlikte Şah
M e lik ’i bir müddet kuşattıktan sonra kaleyi düşüremiyeceğini anla­
yınca and içerek onu kaleden indirdi ise de, Moğollar'a teslim etmekte
gecikmedi. Moğollar bu son K e y k â v u s taraftarını da öldürdüler79.
Bu esnada Sinob, Trabzon Rum imparatorluğu'nun eline geçmişti.
Sinob'un elden çıkmasına göz yumulamazdı. Çünkü, burası kuzey
ticaretinin en işlek limanı idi. P e rva n e , İlhan'dan müsaade alarak,
Selçuklu ve Moğol askerleri ile gidib şehri uzun bir kuşatmadan sonra
geri aldı ve K ıl ıç A r s la n ’a şehri ve yöresini kendisine temlik ettirdi.
P e r v a n e 5nin bu başarısı içerde ve İlhan katında durumunu kuvvet­
lendirdi. Artık sıra, saf sultanı bertaraf edib hâkimiyetini daha emin
bir duruma getirmeye gelmişti. Bu maksatla, “ Sultan, Ilhan'a isyan
etmek için Memlûk hükümdarı ile muhabere ediyor” iftirasını ortaya
atarak A b a k a ’ dan öldürülmesine dair yar lığ çıkartmaya muvaffak
oldu ve bunu gecikmeksizin tümen beyi T a y c i (T a y ş i), T a y n a l
Y a r g u c u ve diğer Moğol emirlerine icra ettirdi. Selçuklu tahtına
iki buçuk yaşında (bir rivayete göre altı) bir çocuk olan K ıl ıç A rsla -
n’ın oğlu çıkarıldı. P e rv a n e gayesine ulaşmış, devletin yegâne
hâkimi durumuna yükselmişti; Isfehanlı vezir Şem se d d in ’i takliden
II. G ıy a s e d d in K e y h ü s r e v ’ in karısı G ü rc ü H a tu n ile de evlenen
P erva n e, hemşehrileri olan Acemleri de mühim mevkilere getirmişti.
Fakat, P e rv a n e ’nin bu başarıları gerek memleket ve gerek kendisi
için pahalıya mal oluyordu. Han'a ve Moğol beğlerine daha sık arma­
ğanlar veriliyor ve Anadolu'ya daha çok Moğol askeri gönderiliyor,
bu suretle Moğol boyunduruğu gün geçtikçe ağırlaşıyordu.
1265 yılında Hülegü^yefalLCtti ve yerine en büyük oğlu A b a k a
ilhan seçildi^ A b ak a Tebriz'i devlet merkezi yaptı. Vezirlik, dirayetli,
hayırsever ve hamiyetli bir şahsiyet olan Ş em sed d in M u h a m m e d -i
C u v e y n î’nin uhdesinde bırakılmıştı. H ü le g ü devrinde olduğu gibi,
Celayir t lg e y N o y a n en muteber beğ olup, onu baş yargucu Sulduz

70 Ib n B îb î, s. 643. Bu hâdiseyi 661 yılında anlatan Y û n û n î (I, s. 536),


Şah M e lik ’in, P e rv a n e ’nin isteği üzerine isyan ettiğini söylüyor ki, P e rv a n e ’nin
Moğollar’a karşı herhangi bir maksatla böyle bir hiyleye baş vurduğu kolaylıkla
kabul edilebilir.
S u n c a k (Soğuncak) A ka, A b a ta y N o y a n (Konğurat), A rğ u n A k a
( Uyrat), D u rb a y (Tatar), S u n ita y (Simit), Ş ik tu r (Celayir) ve
Sam ağ ar (Tatar) gibi diğer büyük noyanlar takip ediyorlardı. Bun­
lardan S u n c a k ’a Bağdad ve Fars, D u r b a y ’a merkezi Musul olmak
üzere, Âmid yöresini de ihtiva eden *Dvyarbekir eyâleti verilmiş, C ur-
m ağu n oğlu Ş irem u n N o y a n eskisi gibi Gürcistarfda bırakılmıştı80.
Bu bilgiyi veren müellif81 A b a k a ’nm î lg e y N o y a n ’ın oğlu T o k u
B itik ç i ile S u n c a k ’ın kardeşi ve Ç o b a n N o y a n ’ın dedesi T u d a ’un
noyanları da Anadolu'ya. gönderdiğini yazar ise de, bunun epeyce
sonra olması muhtemeldir.
B a y cu ile Anadolu'ya, gelen Moğol beğlerinden E n g ü rek , 658
de (1260) Irak taraflarında, Memlûk sultanın halîfe olarak gönderdiği
e l-H â k im B ie m rilla h kuvvetleri ile yapılan bir muharebede ölmüş­
tü 82. K e y k â v u s ve K ılıç A rs la n arasındaki mücadeleler esnasında
P erva n e, Moğol kumandanlarından B a y a n ve K a d a ğ a n (K a-
da’an) noyanlann desteğini sağlamıştı. Bunlardan sonra A lın c a k ’ı
görüyoruz ki, yukarıda zikredilen olaylar dolayısı ile bu beğ’in adı
geçmişti. K ılıç A r s la n ’ ın öldürülmesi esnasında tümen başılardan
biri T a y c i (T a y ş i) N o y a n olup, Celayirler'in Tukra'ut boyuna
mensuptu. T a y c i ’nin yanında B a y n a l (yahut T a y n a l (?), G e rey ,
B erd i E b u gen , T o ğ a T im u r adlı diğer Emirler vardı83.
B a y c u ’nun oğlu U v e k de Anadolu'da bulunuyordu.
Oldukça dirayetli bir hükümdar olan A b a k a , kuzeyde B erk e
ve M en g ü T em ur kuvvetlerini ve Horasan'da, da Çağataylı
B a ra k ’ı yendikten sonra dikkatini asıl kuvvetli hasmı B a y b a rs’a
çevirmişti. Onun Anadolu'ya, yapacağı bir sefere karşı ilk tedbir olarak
kardeşi A c a y ile S a m a ğ a r’ı bu ülkeye gönderdi. A c a y , haşin ve
tama’kâr bir şehzâde olarak görünmektedir. Sam ağ ar N o y a n ’a
gelince, ağır başlılığı, hilmi ve âdil idaresi ile Moğollar arasında
nadiren rastgelinen bir şahsiyetti. S a m a ğ a r 670 (1272) de Bay-
b a rs’a, A b a k a ’ya isteklerini bildirmesini, kendisinin de bunla­
rın tahakkukunda yardımcı olacağı yolunda haber göndermişti.
B a y b a rs S a m a ğ a r’dan gelen bu haberden memnun kalarak,

80 R eşid u d -d in , Moskova, s. 102.


01 Gösterilen yer.
82 Y u n û n î, I, s. 485.
83 Y û n û n î, II, s. 404. A lın c a k ’ın adı geçmediğine göre öldüğü veya öldü­
rüldüğüne hükmedilebilir.
elçiler göndermiş ve bunlar hükümdarları adına S a m a ğ a r’a bir ok
ve A b a k a ’ya da bir zırh vermişlerdi. Okun eski Türkler'de tâbilik
alâmeti olduğunu biliyoruz 84.
B ay b a r s, A b a k a ’dan, Müslüman ülkelerinden el çekmesini
istemiş, fakat İlhan bunu reddettiği gibi, elçilere hoş olmayan sözler de
söylemişti85. Ertesi yıl A b a k a ’nın buyruğu üzerine, Moğol ve Selçuklu
kuvvetleri Bire (Birecik) ye inerek orayı kuşattılar. Moğol kuvvetleri
nin başında llhanlı sağ kol kuvvetleri kumandanı A b a ta y N o y a n
(Konğurat), vardı. Ondan sonra Diyarbekir valisi D u r b a y (Tatar)
ve diğerleri geliyordu. Selçuklu kuvvetlerinin başında ise P e rv a n e
bulunuyor ve kendisine yakın adamı beğlerbeği ^nctftt’lı H a tîr o ğ lu
Ş e re fe d d in , Atabeğ A rs la n D o ğm u ş, Nâibü's-Saltana E m in u ’ d-
D in M ik â il refakat ediyorlardı. Fakat Bire kuşatması başarısız­
lıkla sonuçlandı86.
A b a k a ’nın kardeşi A c a y ’ın Anadolu'ya, gelişi P e rv a n e ’nin dav­
ranışları üzerinde geniş ölçüde müessir oldu. Hayatında yeni ve huzur­
suz bir safha başladı; kudreti ve itibarı kırıldı. Filhakika A c a y ,
P e rv a n e5den takatinin fevkinde isteklerde bulunuyor, bunları ye­
rine getiremediği takdirde, kendisini tehdid ediyor, adamlarına,
başkalarına karşı sert ve haşin muamelede bulunuyordu.
Bu sebeble, 670 (1272) de A b a k a ’ya yaptığı ziyaret esnasında,
İlhan' a gizlice “ hükümdarlıkta akrabalığın ehemmiyeti yoktur,
A c a y beni öldürüb Anadolu'nun hâkimi olmak ve Mısır sultanının
tâbiiyyetini kabul etmek düşüncesini taşıyor” demişti. A b aka, bunu
başka kimseye açmamasını söylemiş87 ve A c a y ile S a m a ğ a r’ı geri
çekeceğini va’d etmişti88. P e rv a n e Türkiye'ye dönünce A c a y ’ı
eskisinden ziyade kendi aleyhinde buldu. P e rv a n e bunu, söylediklerini
A b a k a ’nın A c a y ’a bildirmesi ile izah etti; yaptığı iftiranın işe yara­
madığını gördü. A b a k a ’nın kendisine büyük bir teveccüh göster­
diğini bilmekle beraber Ilhan'ın kendisini A c a y ’a tercih edeceğine de
inanmıyordu. Esasen ithamlarını isbat etmesi de imkânsızdı. Böylece
Selçuklu devletinin kudretli hâkimi, hiddet ve şiddetinden ürktüğü
A c a y karşısında hayatını tehlikede gördü. Bu gibi kıvrak zekâlı,
84 O sm an T u ra n , Eski Türkler’de o&un hukukî bir sembol olarak kullanıl­
ması, Belleten, sayı 35, s. 305-318.
85 tb n Şedd ad , türkçe tercümesi Ş. Y a ltk a y a , s. 5 - 7 .
88 Aynı eser, s. 18.
87 Bu, bir fesat hareketine sebeb olabilirdi. Çünkü, muhteris A c a y pek tatmin
edilmemişti.
88 Aynı eser, s. 33.
entrikacı adamların çoğunda görüldüğü gibi, soğuk kanlılıkla olayların
gelişmesini beklemek, yani sabretmek yerine, Pervane, vehim ve
telâşa kapılarak B a y b a rs’a elçi gönderib, S u lta n G ıy a s e d d in
ve kendisinin hukukuna riayet edilmek şartiylc, Anadolu'yu Moğol-
lar'dan kurtarması karşılığında, bu ülkede askerlerinin kalmasına
muvafakat edeceğini bildirmişti. B a y b a rs, müsbet bir cevap vermiş
olmakla beraber, Anadolu'ya ancak gelecek yıl gelebileceğini bildirdi89.
B a y b a rs ertesi yıl 673 (1274 - 1275) belki de va’dettiği sefere
çıkacaktı. Fakat P e rv a n e gelecek yıl gelmesini rica ettiğinden B a y­
bars ordusunu Kilikya Ermeni krallığına yöneltti909 1. Aynı yıl A b aka
A c a y ’ı Rum'dan geri çekerek yerine Celayir T o k u B itik ç i’yi gön­
derdi ve ona Türkiye’nin bütün gelirini yeniden tesbit etmesini emr
ettikten sonra P e rv a n e ve diğer Selçuklu devlet adamlarına, T o k u ’nun
tasvibi olmadan hiçbir mesele üzerinde karar almamalarını söylediöl.
Böylece, Pervane, Abaka nezdinde haiz öldüğü teveccüh, itibar ve
itimatdan çok şey kaybettiğini anladı. Bu sebeple TeAt/’nun T ü r k i­
ye’deki icraatı karşısında hiçbir varlık göstermiyerek onun teveccü­
hünü kazanmak yolunu tuttu. Toku da T ü r k iy e ’yi dolaşıp elde
ettiği emvali Abaka'ya göndermişti ki, M o ğ o lla r ’ın çoğu gibi onun
da istediği bu idi. Pervane 673 (1274-1275) yılında Abaka'nın yeni­
den gözüne girmek için, varlığı daha ziyade ancak yaptırdığı sayı­
sız âbideler ile anlaşılabilen vezir F a h re d d in A li’yi de yanma alarak,
sultan'm kız kardeşi Ş e lç u k H a tu n ’u A r ğ u n ’a gelin götürdü.
Ertesi yıl A c a y yeniden Türkiye'de göründü. P e rva n e , T o k u
ve vezir F a h re d d in A li, A b a k a ’nın yanında idiler. T o k u , yeniden
F a h re d d in A li ’nin vezirliğini, oğullarının emirliklerini temin etti.
Buna karşılık onlar A b ak a ’y a her yıl iki bin bal iş ödeyecekler ve
Anadolu'dan yine her yıl Ilhan'a, gönderilen eşyanın nakli için de yedi
yüz at vereceklerdi. Bu misalin de gösterdiği üzere, Selçuklu ülkesinin
siyasî ve malî bakımlardan bütünlüğü gittikçe parçalanmaya doğru
götürülüyordu. Türkiye’ye dönüşünde P erva n e, A c a y ’ın, naiblerini
döğerek ellerindeki malları aldığını ve ileri gelen birçok kimselere de
aynı şeyi yapmış olduğunu duyunca T o k u ile birlikte A b a k a ’ya
mektup gönderip her ikisi A c a y ’dan şikâyetde bulundular. Yine tb n

89 Aynı eser, s. 33 - 34.


90 Aynı eser, s. 49.
91 Aynı eser, s. 50.
ŞeddâcTa göre92, P e rva n e , A c a y ’ın kendisini ve T o k u ’yu öldüre­
rek Anadolu'yu Memlûk sultanına teslim edeceğine dair, emîr, kadı ve
fakihlerin imzaları bulunan bir mahzarı bizzat Ilhan'a, takdim etmiş­
tir* Bunun üzerine A b a k a A c a y ’ı yanında alıkoyduğu gibi, adam­
larından yedi kişiyi de öldürtmüştü93. A c a y ’ın, ağabeyisi A b a k a ’ya,
Anadolu'nun idaresini kendisine vermemiş olmasından kızgın olduğuna
inanmak mümkün ise de bu ülkeyi B a y b a rs’a teslim edeceğine dair
ifadeyi kabul etmek güçtür. A b a k a ’nın, bir mesele çıkmaması için
bu ithamın üzerinde durmadığı anlaşılıyor. Aynı yıl Moğol ve Selçuklu
kuvvetleri yeniden Bire önüne geldiler. Kuşatma esnasında, Memlûk
sultanının P e rv a n e ’ye gönderdiği mektuplar A b a ta y N o y a n ’ın
eline geçti. P e rv a n e bu mektublarm, düşmanı olan Ermeni kıralı
tarafından düzüldüğünü söyledi. Yine başarısızlıkla sonuçlanan Bire
kuşatmasından dönüşte P e rv a n e , beğlerin çoğu ile anlaşarak, adam
gönderib sür’atle gelmesi için B a y b a r ş s a n yeniden ricada bulundu
ve ondan, suyun azlığından - gelecek mevsim - gelebileceği cevabını
aldı94. Ertesi yıl (675 = 1275 — 1276) Memlûk sultam P e rv a n e ’nin
son müracaatına kayıtsız kalmayarak, Anadolu'daki durum hakkında
doğru bilgi edinmek için E m îr B ek tu t kumandasında bir keşif
kuvveti gönderdi. Bu kuvvet Elbistan'a, kadar giderek, buradaki Sel­
çuklu emirleri ile birleşip Moğol keşif kuvvetlerine saldırdıktan sonra
birlikte B a y b a rs’ın yanma döndüler °5. B ay b ar s’m, Türkiye'ye bir ke­
şif kuvveti göndermesi onun Anadolu'ya sefer yapacağına şüphe bırak­
mıyordu. Esasen E m îr B ek tu t Anadolu beğlerinc, hükümdarı tara­
fından yazılmış mektuplar da yollamıştı. Bu esnada P e rv a n e vezir
F a h rıjd d in A li, N â ib E m in ü d d in M ik â il A b a k a ’nın yanında
bulunuyorlardı. Onlar, Selçuklu sultanının kız kardeşini A rğ u n ile
evlendirmek için ordasına gitmişlerdi. îşte bu esnada P e rv a n e ’nin
yükselttiği ve en güvendiği Beğlerbeği H â tîr o ğlu Ş c re fü d d in
Moğollar'a karşı Kayseri'de açıkça isyan etti; mütercddidleri de tehdit
ile hareketine iştirak ettirdi. Fakat B a y b a rs’ın yola çıktığına dair
beklenilen haber bir türlü gelmiyordu. Bu sebeble, Kayseri'de kendisini
emniyette hissetmeyerek, yanında Sultan III. G ıy a s e d d in K e yh ü s-

92 S. 58.
08 Gösterilen yer.
04 Aynı eser, s. 58 - 60, 61.
05 Aynı eser, s. 73 - 74.
r e v ve devlet ricali ile beğlerin çoğu olduğu halde dirliği olan Niğde'ye
çekildi. Orada da bir haber alamayınca kardeşi Z iy a e d d in M ah-
m ud ile emirlerden T o ru m ta y ’m oğlu S in a n e d d in ’i B a y b a rs’a
gönderdi. Bunlar Memlûk sultanından, daha öncekiler gibi üzücü bir
cevap aldılar. B ay b a r s, onlara, P e rv a n e ile kararlaştırdıkları üzere
bu yılın sonunda Anadolu'ya, geleceğini söylemişti. Fakat gerçek
şudur ki, B ay b a r s en uygun fırsatlardan birini daha kaçırmıştı.
Z iy a e d d in ’in hemen Anadolu'ya, gitmediği takdirde kardeşinin ve
onunla sözleşmiş olan emirlerin hayatlarının tehlikeye düşmüş ola­
cağını mahrem olarak arzetmesi bile Memlûk sultanının kararmı
değiştirmedi. Yalnız onları getirmek üzere bir kuvvet gönderildi.
Bu kuvvetlerin başında bulunan S e y fe d d in B a la b a n , Maraş yöre­
sindeki Göynük'e vardığında P e rv a n e ’nin, buyruklarında otuz bin
Tatar bulunan A b a k a ’nın kardeşlerinden M e n g ü T e m ü r ve Suldus
T u d a ’ un N o y a n ile Anadolu'ya, geldiklerini haber aldı ve bunu
hemen B a y b a rs’a bildirdi. Bunlar gelir gelmez derhal yarğu
kuruldu. H â tîr o ğ lu Ş e re fü d d in M e s ’ ud ve diğer bazı emir­
ler ile Türkmen beğlerinden birçokları öldürüldü. H â tîr o ğ lu ,
yaptığı hareketin P e rv a n e ’nin teşviki ile olduğunu ve onun da
Memlûk sultanı ile mektuplaştığını ifşa ettiği halde, M u in ü d d in
S ü leym a n , Ş e r e f’ i kandırarak ifadesini değiştirtmek suretiyle bu
ölüm tehlikesini de savuşturmayı başardı96.
B a yb a rs aynı yılın (675) Zilkade ayının başlarında (1277
Nisan) Haleb civarından ayrılarak Anadolu'ya, hareket etti. Elbistan
ovasında Moğol - Selçuklu ve Gürcü kuvvetleri ile karşılaştı. Üç kuvvet
de ayrı ayrı kümeler halinde olup Moğollar on bir tabura ayrılmıştı.
Moğol ordusuna T u d a’un ve T o k u noyanlar kumanda ediyorlardı.
BunlardansonraToku’nun kardeşi U ru k tu , G ire y , T a y c i (N epşi),
C u rm a ğ u n ile gelenlerden A r u la t B ü yü k Ç a ğ a ta y ’ın oğulları Do-
la d a y Y a rğ u c u , S e rta k tayve diğerleri geliyordu. B a yb a rs Elbitan
ovasında parlak bir zafer kazandı (10 Zilkade 675=15 Nisan 1277). On
beş bin kadar olduğu anlaşılan Moğollar'dan, doğru hesab edildi ise,
T u d a ’un ve T o k u dahil olmak üzere altı bin yedi yüz yetmiş
kişi savaş meydanında kalmıştı. Yukarda adları geçen Ç a ğ a ta y ’ın
oğulları tutsak düştüler. Selçuklu ordusu bir ok dahi atmadı; Memlûk
ordusu ile birleşeceği yerde başta P e rv a n e olmak üzere savuşup

06 Aynı eser, s. 7 6 -8 1 .
gitti. Mamafih Selçuklu ordusu ileri gelenlerinden bir kısmı (on iki
kadarı) tutsak alınmıştı. Bunlar arasında P e rv a n e ’nin oğlu M ü-
h e z z ib ü d d in A li ve yine onun yetiştirmelerinden Türk G ece o ğ lu
N u re d d in ve kardeşi S ir a c ü d d in İsm a il, Germiyanlı Türkmen
A liş ir ’in oğlu S e y fü d d in (yahut Ş e h â b ü d d in G a z i) de vardı97.
B ayb a rs, halkın sevgi gösterileri arasında Kayseri9ye girdi.
P erva n e, sultanı yanma alıp Tokat'a kaçmıştı. Mamafih oradan
B a y b a rs’ı kazandığı başarıdan dolayı tebrik ve Kayseri9de oturmasını
rica etmekten de geri kalmadı. Memlûk hükümdarı P e rv a n e ’ye,
gelip tekrar mevkiine geçmesini ve her türlü lütuf ve ihsana mazhar
olacağını bildirdi. P e rva n e kendisine on beş gün mühlet vermesini
rica etti. P e rv a n e ’nin maksadı anlaşılmıştı. O, B a y b a rs ile A b a k a ’-
nm Anadolu'da savaşmalarını arzu ediyordu. Netice nasıl olursa olsun
bundan kendisinin kârlı çıkacağını umuyordu. Memlûk sultanı bu
oyuna gelmedi. Kayseri9de beş - altı gün oturduktan sonra ülkesine dön­
dü 98. B a yb a rs hayal kırıklığına uğramıştı. P e rv a n e gelmediği gibi,
emirlerden ve devlet adamlarından da kimse görünmemişti. Onlar
hareketlerini P e rv a n e ’ninkine göre ayarlamışlardı. B a y b a rs’ın
katına gelenler sadece Türkmen beğleri idiler.
B a yb a rs döndükten sonra A b a k a otuz bin atlı ile Anadolu'ya
geldi (1277 Temmuz), savaş meydanına giderek, Moğol ölülerinin
çokluğu karşısında kendini tutamayarak ağladı. Duyduğu derin öfke
dolayısiyle Moğollar9a düşmanlık gösteren Türkmenler9den eline geçirdik­
lerini öldürttüğü gibi, memleketin ileri gelenlerinden birçoklarını da,
aynı âkıbete uğrattıktan sonra bazı vilâyetlerin yağmalanmasını ve hal­
kın öldürülmesini de emretti. Vezir Ş e m se d d in -i C ü v e y n î, evvelce
(1271) muhteşem bir âbide ile süslediği Sivas9m yarısı ile diğer bazı
şehirleri A b a k a ’dan satın alarak buraların felâkete uğramasını önle­
diği ve ileri gelenlerden yüz dört kişinin hayatını kurtardığı gibi, ‘âdil
hanımız seçkinlerin suçunu halktan çıkarmamalıdır.” diyerek, A ba-
ka’nın gazabını teskin edebildi99. A b a k a Anadolu’da düzenin tesisi
ve korunmasına kardeşi K o n ğ u r t a y ’ ı memur ettikten sonra Aladağ9a

97 Aynı eser, s. 84 - 86; B a y b a r s u ’ l-M a n su rî, yap. 83. b; İb n B îb î, s.


670 ve devamı; R e ş id u d -d în , Bakû, s. 143 - 145.
98 İb n Ş e d d a d , s. 86-89.
99 R e ş id u d -d în , Bakû> s. 145; İb n Ş ed d ad , s. 92. ib n Şedd ad , (gösteri­
len yer) Kayseri*de iki yüzbin kişinin öldürüldüğünü ve Abaka9mn Kayseri9den Erzu­
rum'a. kadar olan yerlerde beş yüzbin kişiyi kestirdiğinin rivayet edildiğini kaydeder.
döndü100. Orada P e rv a n e emirler tarafından savaştan kaçtığı, Bay-
b a rs’m gelişini derhal bildirmediği ve sür’atle hanın huzuruna
gelmediği suçları ile itham edilip nâibleri ile birlikte öldürüldü,
(1277 Ağustos)10110 .
2
Rivayet edildiğine göre, A b aka onu Aladağ’a, götürürken ken­
disini teselli edenlere : “ bundan sonra memleket Horasanlılarım eline
düşecektir. Onlar bu ülkede oldukça bizim yaşamamızın ne değeri
olacaktır’5102 demiştir. Fakat, memleketi bu hale getiren kendisi
idi. O, sultanların zayıf şahsiyetler olduklarını görerek, kendisini,
memlekete hâkim olmak ihtirasına kaptırmıştı. R ü k n e d d in K ı l ı ç
A rs la n ’m taraftarı olması da buradan ileri geliyor. K ı l ı ç A r s la n ’ın
ağabeyisi karşısında muvaffak olması imkânsız idi. Bu seseble P er­
vane, K ı l ı ç A rs la n ’ın mevkiinde durabilmesi için Moğollarla
dayanarak ve yine onlar sayesinde her iki Selçuklu hükümdarını tas­
fiye edip memleketin hâkimi oldu. Fakat bu hareketleri ile Selçuklu
hânedanınm itibarını Moğollar nezdinde hiçe indirdiği gibi, kendisi
de onların bir memuru durumuna düştü. İşte A c a y ’ın P e rv a n e d e n ,
sonu gelmez para ve mal talebinde bulunması, bunlar yerine getiril­
meyince ona karşı sert ve haşin davranması, hattâ onu ölümle tehdit
etmesi bu husus ile ilgilidir.
Moğollar’a tâbi Kilikya’daki Ermeni kıratlığında, hattâ Horasan’­
daki Kert hânedanınm Herat şehrinde bile bir Moğol komiseri yoktu.
Halbuki Anadolu’da P e rv a n e ’nin ihtirasları yüzünden işgal kuvvet­
lerinin sayısı gittikçe çoğalmış, vergi ve armağanların miktarı da
tahammül edilmez bir meblâğa ulaşmıştı. Hattâ son zamanlarda
A b a k a , P e rv a n e ’nin zaafları meydana çıktıkça, devletin gelirini
kontrol altına aldırmış, başkalarına da (meselâ F a h re d d in - A li
ve diğerlerine) doğrudan doğruya memuriyetler tevcih etmiş ve
vergi yüklemişti. Yani o, Moğollar’a karşı tek muhatap şahıs olmak
vasfını da kaybetmişti. Onun memleketin yeni bir felâkete uğramasına
sebeb olan hareketi, B a y b ar s ile giriştiği münasebetlerde gösterdiği
kararsız davranışdır. Memlûk sultanını ısrarla Anadolu’ya, davet etmiş,
gelince de onu yapayalnız bırakmıştır. Şüphesiz ki sadece entrikaya
dayanan bir davranışın başarısı daimî olmadığı gibi, sahibi ve ülkesi
için de tehlikeli neticeler veriyor.

100 R e ş id u d -d în , s. 146-147.
101 İb n Şeddad, s. 92 - 93; E b n ’ l-F e re c, s. 598 - 600; Ib n B îb î, s. 683;
A k s a r a y î, s. 116 - 118.
102 A k s a r a y î, s. 117.
A b a k a , yine Van Gölü kuzeyindeki çok sevdiği Aladağ yaylağında
iken, P e rv a n e ’nin öldürülmesinden takriben bir ay sonra (Rebiü’l-
âhır 676 = Eylül 1277) kardeşi K o n ğ u r t a y ’ı Anadolu'ya gönderdi.
Vezir Şem sü d d in M u h a m m e d -i C ü v e y n î de ona terfik edildi.
K ö n ğ u r ta y ’ın vazifesi Türkiye'de dirlik ve düzenliği tesis etmek,
Vezir C ü v e y n î’ninki de, bu ülkenin gelirini, Moğol malî sistemine
ve mevcut duruma göre yeniden tanzim etmekti. K o n ğ u r t a y ’ın
yanında G ü h e rg e y (P^lTj^T) ve E rk a su n (? Oryankat, Çel­
m edin akrabası ? ) noyanlarda vardı1.
Selçuklu tarihinin son safhası başlıyordu. Bu esnada Türkmenler
geniş çapta faaliyete geçmiş olup, onlardan /Taramalılar memleketin
kaderini ellerine geçirmek gayesiyle hareket ediyorlardı.
Türkmen meselesi ile ilgili olarak ilk önce şu hususu belirtmek
lâzımdır ki, B a y c u ’nun bütün askerleri ve bunların aileleri ile
gelip Anadolu'da oturmaya başlamaları, H ü le g ü ve A b aka devirle
rinde yeni Moğol kuvvetlerinin bunlara katılmaları, bu devirde Anado­
lu'da. cereyan etmiş olaylar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Orta Anado­
lu'nun doğu bölgelerindeki Türkmenler arasında geniş ölçüde yer değiş­
tirmelerine, yani göçlere sebeb olmuştur. Türkmenler bir taraftan
kuzeyde ve güneyde dağlık ve kıyı bölgelerine çekilirken onlardan
pek ehemmiyetli kümeler de Bizans uçlarına ve Memlûk topraklarına
göç etmişlerdi. Yukarıda da kaydedildiği gibi müverrih tbn Şeddad, Bay­
tars devrinde Anadolu'dan kırk bin evden ziyade Türkmen'in geldiğini
ve hükümdarın, Gazze'den Antakya'ya kadar olan yerlerde bunlara
yurt verdiğini yazmaktadır. Bu Türkmenler Memlûk devleti için mühim
bir yardımcı kuvvet olduktan başka, Dulkadtrlı beyliğini kurarak
Orta Anadolu'da yeniden yurd tutmak, Çukurova'da Ramazanlı9 özerli
beyliklerini kurup bu bölgeyi tamamen türkleştirmek ve başka siyasî
olaylara karışmak suretiyle başlı başına pek mühim roller oynamış­
lardır 2.

1 R e ş îd u d -d în , Bakû, s. 147.
2 Bu hususta : F a ru k Süm er, Oğuzlar, Dizin’e bk.
Batıya, Bizans ucuna gidenler arasında Germiyanlar'1 ve Osmanlı
devletini kuracak olan E r tu ğ ru l B ey’in oymağını zikredebiliriz.
Kaynakların incelenmesinden bu tarihte başlıca beş Türkmen
topluluğunun varlık gösterdikleri anlaşılıyor. Bunlardan biri Ma-
raş-Malatya bölgesinde yaşamakta ve yukarıda da işaret edildiği
gibi, X III. yüzyılın ikinci yarısından itibaren umumiyetle Ağaç
Eri adını taşımakta idi. Ağaç Eri'lerin, yolları kesmek, etrafa
akınlar yapmak ve Hıristiyan köylerini basmak suretiyle gittikçe
genişleyen faaliyetlerine H ü le g ü - her halde Hıristiyanların da şikâyet­
leri üzerine - kayıtsız kalmadı ve 660 (1260) yılında Ağaç Eri'lerin üze­
rine yirmi bin kişilik bir ordu yolladı. Bu ordu birçoklarını öldürmek,
birçoklarım tutsak almak ve mühim bir kısmım da Suriye'ye kaçmaya
mecbur ederek Ağaç Zühtlerin faaliyetlerine son verdi. Bu böyle olmak­
la beraber onlar Moğollar arasında da öyle bir şöhrete sahibolmuş-
lardı ki, Câmiu'Utevarih'te Ağaç Eri'lerden eski bir Türk kavmi olarak
bahsedilmesi, şüphesiz bununla ilgilidir. Ağaç Eri'lerden mühim bir
kısmı eski yurdlarında kalarak varlığım devam ettirmiştir3.
Sinop-Samsun bölgesindeki Türkmen topluluğunun arasında Çep-
ni'lerin mühim bir mevki işgal ettikleri görülüyor. Bunlar 1277 yı­
lında Sinob'a, yeniden tecavüz eden Trabzon Rum imparatorluğu kuvvet­
lerini püskürterek .şehri kurtarmışlardı. Çepni'ler Canit (Canik) deni­
len Samsun'dan Trabzon'a uzanan kıyı bölgesinde oramn vahşi yerli
unsuru Çan'lar ile mücadeleye devam ederek bu bölgenin feth ve
türkleşmesinde en mühim rolü oynamışlardır.
Üçüncü Türkmen topluluğu Germiyan Türkleri idi. Baba îshak ayak­
lanması esnasında (1240) bu topluluğun yurdu Malatya bölgesinde olup,
beğleri A liş ir O ğ lu M u z a ffc rü d d in , şehrin subaşısı yani valisi
bulunuyordu. Ib n B îb î onlardan Germiyan Türkleri şeklinde bahse­
der ve Kürileri onlardan ayırır4. Bu topluluk adını Malatya bölgesindeki

8 Bu Türk topluluğu ürerinde: F a ru k Süm er, Ağaç Enler, Belleten, X X V I


s. 521 - 528. ® , ,
o jji <juı j j u ij ( oısy j
cL-l J J' J - (5 .5 0 6 ) iy . cupU . j OJU*U. V b J
(S . 507) csUâ- j l f I jt s jlp d b O U jT «JljTI ûU j j

J ö h j f j l e jjl J U J C-İjZ J jb J -CkJlc (Jjj _


(s. 501, Houtsma yayını s. 229). I
veya Doğu Anadolu'daki bir yerden almış olsa gerektir. P e rv a n e ’nin,
1262 yılında devlete hâkim olup K e y k â v u s tarafdarhğı ile itham
ederek Moğollor'a öldürttüğü devlet adamları ve emirler arasında
K e rim ü d d in A liş ir de vardı ki, bu beğ’in M u z a ffe r ü d d in ’in
oğlu olduğundan şüphe edilmez. Buna göre Germiyanhlar’m Moğol-
lar'ın baskısı üzerine 1258 - 1260 tarihleri arasında Kütahya bölgesine
göç ettiklerine kuvvetle ihtimal verebiliriz.
Mamafih P erva n e, diğer Türkmen beğleri gibi, Germiyan beğ-
lerini de tatmin ederek onları devlete bağlamıştı. Nitekim 1277 yı­
lındaki Elbistan savaşında Memlûkler tarafmdan tutsak ahnan Selçuklu
beğleri arasında A liş ir ’in oğlu S e y fe d d in (yahut Ş ih â b e d d in
G a z i) de vardı5 6.
1277 yılında K a r a m a n o ğ lu M eh m ed B eğ’in vezir F ah red -
din A li’nin oğlu T a c e d d in H ü se y in ile yaptığı karşılaşmada
s»Germiyan Türkleri ( OL.J" olS"J ) İkincinin ordusunda yer almışlardı.
Bununla beraber bu orduda istemeyerek yer aldıkları şuradan anla­
şılıyor ki, onlar muharebede gayret göstermeyerek kaçmışlardır.
Buna karşılık III. G ıy a se d d in K e y h ü s r e v ’in C im r i ile yaptığı
savaşta C im r i’yi yakalayıp Selçuklu hükümdarına teslim eden onlar
idiler. Bu tarilıde (677 Muharrem = 1278 Mayıs) Germiyanlar'm A li­
şir’in oğullarından H iisam ed d in ’in idaresinde bulundukları anla­
şılıyor. H ü sam ed d in , sultan G ıy a se d d in , C im ri üzerine yürür­
ken, Ankara'da, kendisine ilk katılanlardan biri id i6. Asrm sonla­
rında Germiyanhlar'm başında gördüğümüz Y a k u b beğ bu H üsa­
m ed d in ’in oğlu olabilir. Germiyanhlar faaliyetlerini Bizans'ın elinde
bulunan 'B atı Anadolu bölgesine tevcih etmişlerdi.
Dördüncü ve pek mühim Türkmen topluluğu Köyceğiz-Denizli-
Ufak bölgesinde bulunmakta idi. Bu topluluğun nüfusu o kadar çok
idi ki, bu nüfusun iki yüz bin çadıra yakın olduğu rivayet edilir.
1256 yılında B ay cu N oy a n’m Anadolu’ya ikinci gelişi esnasmda bu

5 Bu olayın en yakın şâhitlerinden B a y b a r s u l- M a n s u r î: (s. 836) j/JI


D lfj 31 jvi J a ^ ; İb n Ş cd d a d (s. 86): JlfjÜI ^ ^jU
olmak üzere ayrı ayrı isimler verirler. Bu durum karşısında, şöyle bir ihtimal
hatıra geliyor ki, S e y fe d d in ile Ş ih â b e d d in G a zi olup her ikisi de kardeş-
dirler. G ecc’nin oğulları N u rcd d in ve S ir â c c d d in gibi.
6 İb n B îb î, 698 - 699 - 726 - 728. Germiyanhlar'ın bahsedilen bu ilk devirleri
hakkında ayrıca : Gl. C a lıcn , Notes pour Vhistoire des Tnrcomans d'Asie Mineııre au
XIII o sidele, J. A., 1951, s. 349 - 354.
Türkmen topluluğunun başında M eh m ed, îly a s , A li, S e v in ç
ve S a lu r B eğ’ler bulunuyorlardı. Bunların en kudretlisi M eh m ed
B eğ olup, kaynaklarda bu Türkmen topluluğunun başı olarak göste­
rilmektedir. Esasen adı geçen beğlerden tly a s B eğ onun kardeşi,
A li B eğ güveyisi (veya eniştesi), S e v in ç B eğ’de akrabası idi.
A k s a r a y î’ye inanmak lâzım gelirse7 M eh m ed B eğ her ne kadar
hemen bütün Türkmen beğleri gibi, K e y k â v u s tarafdarı ise de, beğ-
lerbeği Frenk veya Rum K o n d is ta b l yüzünden ona karşı hasım bir
tavır takınmış ve hatta Antalya- Alâiyye arasında K e y k â v u s ’un emir­
lerini bozguna uğratmıştı. Bununla beraber, tatmin edilerek M eh ­
med B eğ’in yeniden K c y k â v u s ’a bağlandığı anlaşılıyor. R ü k n cd -
din K ı l ı ç A rsla n ve P erva n e, K e y k â v u s ’un üzerine yürüdük­
leri esnada (1261) M eh m ed Beğ İz z e d d in K e y k â v u s ’un yanına
gelmekte gecikmiş id i8. R ü k n e d d in ’in, tek başına hükümdar
olmasından sonra da M eh m ed B eğ ve diğer adı geçen beğlcr onun
hükümdarlığını tanımamışlar, H ü lc g ü ’ye elçi gönderip itaatlarını
bildirmişler ve kendilerine beğlik verilmesini, vergi toplayacak bir
şahne'nm gönderilmesini istemişlerdir. Moğollarhn makbul armağan­
lar gönderildiği takdirde bu gibi istekleri müsbet karşıladıkları ma­
lûmdur. Bu sebeble H ü le g ü de onların isteklerini kabul edip arzu­
larını yerine getirdi. Bu suretle onlar H ü le g ü tarafından Tonuzlu
(Denizli), Honaz ve Dalaman (Köyceğiz?) şehirleri ile yörelerinin beğ-

7 S. 66.
8 Memlûk devri müverrihlerinden Y û n û n î’ye göre— yerli müverrihlerin ifa­
delerine aykırı olarak — iki kardeş arasında bir savaş olmuştur (2, s. 114):

J <1/*^ lAÎ (659 (j\ ) l^i j


jrZ y * j j 3Jj i y p i Jp
ojljp ja\>- j y» 4** ^ y aJI yfj a OUİ.J
J» j ili a Olijîll o>-l j oUyJl
J (Jfi- j j i £ ıjitt- y ailjp. yA
(> ali u*vC* J Û j j [f. ç\i\ j ( ÂjJUajl ) i Ş Hail ^1 y j A f j p |

tîU (jiUjl
Y û n û n î’nin bu kaydı, diğerleri gibi, İb n Ş e d d a d ’dan almış olması muhte­
meldir.
leri olarak tanındılar. Fakat ertesi yıl (660) H ü le g ü -h er halde
P e rv a n e ’nin şikâyeti üzerine - M eh m ed B eğ5i çağırdı ise de gel­
medi. Bundan dolayı Moğol hükümdarı, R ü k n e d d in K ıl ıç Ars-
lan ile Anadolu’daki Moğol kumandanına yar lığ göndererek M eh ­
m ed B eğ’in üzerine yürümelerini emretti. Onlar yarlığ gereğince
harekete geçtiler. M eh m ed B e ğ ’in güveyisi veya eniştesi A li B eğh i-
yanette bulunarak Selçuklu hükümdarının huzuruna geldi; gelişi
K ılıç A rs la n ’ın Türkmenler ile savaş azmini kuvvetlendirdi. Dala­
man ovasında bozguna uğrayan M eh m ed Beğ bir dağa çekildikten
sonra aman taleb etti. Kendisine and içirilerek aman verildiği halde,
Uluborlu’da öldürüldü ve hıyanet etmiş olan A li B eğ, M eh m ed
B eğ’in yerine bu uçtaki Türkmenler’in beği tayin edilerek mükâfat­
landırıldı9. M eh m ed Beğ olduça şöhretli bir emirdi. E f l â k î 10, bu
Türkmen beğini gazi ve bahadır olarak vasıflar ve ak börk giyilmesini
onun âdet haline getirdiğini söyler. Gerçekten o zamana kadar, Türk­
menler kızıl börk giymekte idiler11.
M eh m ed B eğ5e hiyanet ederek onun yerini almış olan A li
B£ğ^e gelince, 1278 yılma kadar bu bölgedeki Türkmenler’in başı
olarak kaldı. C im r i’nin ortadan kaldırılmasını takiben, devlete
karşı sadakatsizlik göstererek yabancı bir devletin (Memlûk ?) tâ-
biiyyeti altına girdiği ithamiyle Karahisar (Afyon) kalesinde hapsedildi
ve orada korkudan öldü12.
Bilindiği üzere asrın sonlarına doğru Muğla bölgesini fetheden
Türkmenler burada Menteşe-oğulları beyliğini kurdukları gibi, X IV .
yüzyılda Denizli*de de înanç-oğulları beyliği kurulmuştu. Bunlardan
Menteşe-oğullarinırı eldeki soy kütüğüne göre yukarda adları geçen

9 B a y b a r s u ’ l-M a n su r î, yap. 53 a-b; A k s a r a y î, s. 71. A k s a r a y î yal­


nız M eh m ed Beğ’in değil, îly a s v e S a lu r beğlerin de yakalandıklarını yazar,
fakat öldürüldüklerinden bahsetmez.
10 Menâkıbu'l-ârifîn, T. T. K ., I, s. 485 - 486.
11 Cl. C a h en ’in, ak börk'ü Denizli uc bölgesi hâkimi M eh m ed B e ğ ’in değil
de K a ra m a n o ğ lu M ehm ed B eğ’in icad ettiği görüşüne, (Notes pour l'histoire
des Turcomans d'Asie Mineure, J. A., 1951, s. 345) katılmak, bizce mümkün değildir.
Esasen K a ra m a n o ğ lu M ehm ed Beğ 1277 yılında Konya'ya, girdiği zaman buy­
ruğundaki Türkmenler'in başlarında kızıl börk vardı.
12 Ib n B îb î, s. 729. Bu Türkmen beğleri hakkında, Gl. G ahen’in adı geçen
makalesine de bk. (s. 335 - 340).
Selçuklu Tariki D . 4
beğler ile bir münasebeti olmadığı görüldüğü g ib i13, İnanç-oğullan
için de aynı şeyi söylemek mümkündür.
Beşinci Türkmen topluluğu ise, Ermenek, Mut, Silifke ve Anamur
bölgesinde yaşayan Karaman oğullan Türkmenleridir. Bu Türkmenler'in
tarihimizde pek mühim bir yerleri vardır. Bunlar yukarıda bir yerde
belirtildiği gibi, Türkiye Türklüğünün Moğollar'a karşı savunucusu
rolünü oynamışlardır. Kudretli G a z a n H a n ’ın Karamanlılar
olmasa idi hâkimiyetinin Batı Denizine kadar ulaşacağını - söylediği
rivayet edilir ki bu, Karamanlılar hakkında o zamanki umumî
görüşü aksettirmesi bakımından pek mühimdir. Adı geçen şehirlerin
bulunduğu bölge, A lâ e d d in K c y k u b a t devrinde fethedilmişti14*16
.
Karaman oğullan Türkmenlerinin buraya ne zaman geldikleri hakkında
kesin bir bilgi yoktur. Bununla beraber onların Moğol istilâsı üzerine
Arran ve Muğan taraflarından Anadolu'ya geldikleri ve hattâ Baba
îshak ayaklanmasına katıldıkları tahmin edilebilir. Bu hânedanın,
Y a z ıc ıo ğ lu ’nun söylediği g ib i10, Afşar boyu'na mensup olması da
mümkündür. Nitekim Afşarlar'dan ^sJâm,. B eğ’in (?) 1254 te İçel
kıyısındaki Korikos'u (bugünkü Kız kulesi) yağmaladığını, Sârum
adlı diğer bir Türkmen beği’ııin de dört yıl sonra aynı şeyi yaptığını
biliyoruz10. Esasen bu bölgedeki Türkmen beğlcrine dair ilk bilgileri­
miz de bunlardan ibarettir. Bu beğlerden sonra K a ra m a n B eğ geli­
yor. îb n B îb î’nin K a ra m a n B eğ’in hayatının başında çoluğunuıı
ve çocuğunun geçimini temine çalışan yoksul bir kömürcü olduğu­
na dair sözleri kabul edilemez. Çünkü, beğ sınıfına sahib ve yüzyıl­
lardan beri devam edip gelen asilzâdelik telâkkilerine bağlı Türkmen-
ler’in, beğleri dururken, alelâde insanları - ne kadar meziyetli olursa
olsun - başlarına geçirmeleri mümkün değildir17. K a ram an B eğ de

13 Acaba Menteşe oğulları'nın yukarda adı geçen S a lu r Beğ ile bir münasebeti
yok mudur, yani bu aile Solurlar dan gelmiş olamaz mı?
14 Bu fetih hakkında: O sm an T u ra n , Keykubad, t. A, V I, s. 649- 650.
16 Tevârih-i âl-i Selçuk, Biblioth6que Nationale, Suppl turc, nr. 737, yp.
401 a
16 C l. C a h cn , Notes poıır ihistoire des Turcomans d'Asie Mineure, s. 341.
17 Esasen Türk tarihi bize açıkça gösteriyor ki, Türkmenlery ne kadar kalabalık
olurlarsa olsunlar, başlarında beğleri olmayınca pek bir iş göremiyorlar, yani siyasî
başarılar kazanamıyorlardı. Nitekim, bunun cn bariz misali Hazar-ötesi Türkmen
terinde görülür, Onların asırlarca özbekler'in tâbiiyyeti altında kalmaları, en fazla
başlarındaki köklü beğ ailelerinin ortadan kalkmış olması ile ilgilidir. Muhakkak ki
Türk tarihindeki mühim olaylar zinciri beğler sınıfının eseridir.
K e y k â v u s tarafdarı idi. Yukarıda da kaydedildiği gibi, P e rv a n e
ona beğlik vermiş ve kardeşi B u n su z’u 18da R ü k n ed d in K ılıç
A r s la n ’m emîr-i Candar'ı yapmıştı. K a ra m a n B eğ Ermeniler ile mü­
cadelelerde bulunmuştur. Bir Ermeni müverrihine göre19, K a ra m a n
Beğ, 1262 ye doğru Ermeni kıralı H etu m ile yaptığı bir savaşta aldığı
yaradan ölmüştür. P erva n e, K a ra m a n ’ın ölümünü fırsat bilerek,
merkezde bulunan kardeşi B u n su z’u hapsettirdiği gibi, K a r a m a n ın
çocuk yaştaki oğullarını da getirtip Konya dolaylarındaki Gevele kale­
sine koydurmuştu. Böylece Kameruddin vilâyeti denilen Ermenek bölgesi,
yeniden merkezden gönderilen bir subaşmın idaresine verilmişti. K ılıç
A rs la n ’dan sonra P e rv a n e K a ra m a n B eğ’in oğullarını serbest
bıraktı. Ancak onlardan biri (A li Beğ) rehine olarak Kayser?de
alıkonuldu. P e rv a n e mülkî sınıfa mensup şahsiyetleri askerî mevki­
lere getirmişti ki, bunların çoğunu da Iranh ve diğer yabancılar teşkil
ediyordu. Bu, kendi devrinin hususiyetlerinden biridir. Bu cümleden
Ermenek bölgesi sübaşılığı HoterCli Kadı'nm oğlu B e d re d d in İ b r a ­
him ’in elinde idi. Beğlerbeği JÇencanlı H a t îr o ğ lu Ş e re fe d d in 1276
da isyan hareketine başlayınca, H otenli K adı' nın oğlunu azlederek
Ermenek sübaşılığım K a r a m a n ’m oğullarına (tabiî başta M eh m ed
B e ğ ’e) verdi. Karaman oğulları denize varıncaya dek, bütün İçel'e
hâkim oldular ve Moğollar'a baskınlarda Bulundular. H a tîr o ğ lu ’-
nun öldürülmesinden sonra, eski sübaşı B e d re d d in İb ra h im
kumandasında, bir miktar Moğol askerinin de bulunduğu bir kuvvet
Karaman oğulları üzerine sevk edildi ise de bu kuvvet başarısızlığa
uğrayarak geri döndü. Bu başarısızlık Karaman oğullarını manen ve
maddeden kuvvetlendirdi. 1277 yılında B a yb a rs Kayseri'ye geldiğin­
de kendisini karşılayanlar arasında Karaman oğlu A li B eğ de vardı.
A li B ey Memlûk hükümdarından kendisi ve kardeşleri için beğlik
menşuru ve sancaklar alarak memleketine gitti. Karamanlılar derhal
M eh m ed B eğ’in idaresinde harekete geçtiler. M eh m ed Beğ
ayağı çarıklı ve kızıl börklü, yani yoksul giyimli üç bin Türkmen
atlısı ile ilk önce Aksaray’a geldi ise dc orayı alamayacağını anlayınca
Konya'ya, yöneldi. Yanında K ır ım ’da bulunan I z z e d d in K e y k â -
vus’un oğullarından A lâ e d d in S iy â v u ş da vardı. Bu, Selçuklu
müverrihlerinin tezyif makamında “ Cimri” dedikleri gerçek bir Sel

18 Bun: dert, sıkıntı. Bu söz hâlâ Anadolu*da kullanılır.


19 Cl. C ahen, aynı makale, s. 344.
çuklu şehzâdesidir. Konya?da saltanat nâibi E m in ü d d in M ik â il
ile P e rv a n e ’nin yetiştirmelerinden sahil beği (Meliku’s-sevâhil)
B a h â ü d d in M u h am m ed vardı. E m in ü d d in M ik â il, Sahih
(vezir) F a h re d d in A li ’nin oğullan ile, Karamanlılarım hareketini
önlemek için bulundukları Lârende (Karaman) taraflarından az ön­
ce dönmüşlerdi; vezir’in oğulları Konya?da kalmıyarak kendi dirlik
bölgeleri olan Karahisar (Afyon) taraflarına gittiler.
M eh m ed Beğ Konya önüne geldi; şehrin, yanındaki Selçuklu
şehzadesi adına, teslimini istedi. Saltanat nâibi E m in ü d d in M ik â il i
bu isteği istihza ile reddettiği gibi, Konya?yı müdafaaya kalkıştı. Fakat
M eh m ed B eğ şehri almakta gecikmedi (9 Zilhicce 6 7 5 = 15 Mayıs
1277). O gün hanlar ve ileri gelenlerin evleri yağma edilerek, taşlık
İçel bölgesinin Türkmenleri yoksulluğun acılarını biraz olsun giderdiler
Rum soyundan bir köle olan saltanat nâibi E m in ü d d in M ik â il
ile sahil beği B a h â ü d d in yakalanıp öldürüldüler. A lâ e d d in
S iy â v u ş tahta oturtularak sultan ilân edildi ve M eh m ed B eğ de
vezir oldu. Divan kurularak şöyle bir karar alındı: “ bundan sonra
hiç kimse divanda, kapıda, sarayda, toplantıda ve meydanda türkçe
den başka dil konuşmayacaktır” 20.
Bu, tarihimizde, kavmî şuur ve millî hars duyguları bakımın
dan bize intikal etmiş nâdir bir hâdisedir. Aslı haşiyede aynen
nakledilen metinden bizim anladığımız şudur ki; alınan karar çok
dar bir çevreye inhisar edip devlet memurları ve saray halkı ile ilgili­
dir. Yani alınan karar gereğince devlet dairesinde, sultanın saray ve
kapısında, resmî toplantılarda ve eğlenmek için çıkılan meydanda
devlet adamları ve emîrler, memurlardan hiç kimse türkçeden başka
dil konuşmayacaktır. Türkçeden başka veya türkçe"ye tercihan konuşu-

djj' j '
«£* jlji j Stsj* ilâil lilibf jljljjljl» j
j*r j j j olS'ji j jljo j i

‘‘ İndikten sonra divan kurub memuriyet sahiplerini ve devlete sâdık olanları


davet etmek için her tarafa fermanlar gönderdiler ve devlet dairesinde (dîvân), sa­
rayda (dergâh), resmî toplantıda (bârgâh), eğlence yerinde (meclis) ve meydanda
(seyir ve temaşa yerinde) hiç kimsenin türkçe'den başka dil konuşmamasına karar
verdiler (tbn B îb î, s. 696).
lan dil ise forsça idi. Isfahanlı vezir Ş em sed d in ’den beri Acemlerdin
devlet idaresini ellerine geçirmeleri ve bilhassa P e rva n e M u i nü d-
d in S ü le y m a n ’ın, devletin kaderine hakim olarak, hemşehrilerini
yalnız mülkî mevkilere değil, askerî memuriyetlere de getirmesi
bu neticeyi doğurmuş, devlet adamları, emirler ve saray halkı arasın­
da fa rsça konuşulmaya başlanmıştı. Esasen, daha önce de işaret
edildiği gibi, K o n y a ’da her sınıftan mühim bir Iranh muhacir top­
luluğu vardı ki, /ramdakiler bunları kendilerinin en kabiliyetsiz
unsurları olarak vasıflıyorlardı21.
i A lâ e d d in S iy â v u ş tahta çıkarılıp M eh m ed B eğ vezir
olduktan sonra, diğer mevkilere de tayinler yapılarak hükümet
kuruldu. G ıy a sü d d in S iy â v u ş adına hutbe okundu ve sikke
kesildi. Her taraftan, armağanlar ile çok kimseler Konya'ya. gelip
yeni hükümdara tazimlerini arzettiler. Bunu müteakip M eh m ed
Beğ, yanında, yeni Selçuk hükümdarı olduğu halde S a h ib F ah red -
din A l i’nin oğulları ile savaşmak üzere Akşehir’e gitti. Vezirin oğul­
ları T a c e d d in H ü se y in ve N u s re tu d d in H a sa n ’ın ordularında
Germiyanlılar da vardı, iki ordu Akşehir köylerinden Koz Ağaç'da karşı­
laştı. M eh m ed Beğ kargı ile T a c e d d in H ü se y in ’i attan yıktı.
Vezirin oğullarının ordusu ağır bir bozguna uğradı ve her ikisi ile
beğlerbeği Y a v ta ş ’ın oğlu H ü sre v B eğ savaş meydanında kaldılar.
M eh m ed Beğ tam bir zafer kazanmıştı. Sivri Hisar, kapılarını galip­
lere açtı ise de, Karahisar'da. (Afyon) mukavemetle karşılaşıldı. Çünkü,
Sahib ailesinin tasarrufunda olan Karahisar gayet muhkem bir şehir
idi. Bu sebeble buradan Konya'ya. dönüldü ve Mogollar ile savaşmak için
Erzurum'a, gidileceği ilân olundu. Fakat bu esnada G ıy a se d d in
"K e y h ü sre v ve F a h re d d in A l i ’nin, A b a k a ’nın kardeşi K o n ğ u r-
ta y ile birlikte gelmekte oldukları öğrenildi. Bunun üzerine M eh m ed
Beğ yanında A lâ e d d in S iy â v u ş olduğu halde İçel'e dönmeyi
muvafık buldu. Her halde, bu gibi anlarda çok defa olduğu üzere,
korku ve tereddütten M eh m ed B eğ ve yeni hükümdarın etrafına

21 İşte, şimdi umumî efkâra büyük Türk düşünürü diye takdim edilen M e v lâ n â
da Konya'daki bu Fars kolonisine mensuptu. Onun günlük hayatında türkçe konuştu­
ğunu farzettirecek delillere rastgelinemiyor. Buna karşılık ana dili farsça9yı konuş­
tuğuna hükmettirecek bazı işaretler vardır. Onun zamanında Türk edebiyatı
ilk mahsûllerini vermeye başlamıştı. Türklerce düşman ve buna karşılık Moğollar*a
dost olan S u lta n V e le d , çevrenin tesiri ile bazı türkçe şiirler yazmak zorunda kal­
mıştı.
kâfi derecede kuvvet toplanmamıştı. M ehm ed B eğ’in bu faaliyeti
tam 37 gün sürmüştü 22*.
Yukarıda söylendiği gibi, Şehzade K o n ğ u rta y , yanında llhanlı
l veziri Şem sed d in M u h am m ed -i C ü v e y n î ve K ü h e rg e ( ?) No-
yan olduğu halde Anadolu’ya geldi. îlk iş olarak K a ra m a n o ğlu
| M ehm ed Beğ’in tenkil edilmesine karar verildi. Bu esnada Aksa-
j ray, mültezimlerden K ız ıl H am id adlı bir Türk’ün idaresinde bulu-
' nuyordu. K o n ğ u rta y Aksaray’a baskın yaptı. Yapılan çarpışmada
K ız ıl H am id, askerlerinden bir kısmı ile öldüğü gibi, halktan da
öldürülen ve tutsak alınanların sayısı altı bin kişiyi buldu. Moğollar’ın
, getirdiği bu felâket, acı bir olay olarak uzun bir zaman unutulmadı 2a.
K o n ğ u r ta y Aksaray’dan Lârende (Karaman) bölgesine geldi. Mo­
ğollar Karamanlılar’dan çok insan öldürdüler, bilhassa kadın ve çocuk
olmak üzere, çok tutsak aldılar ve pek çok davar ve mal ele geçirdiler.
Bu harekât esnasında gizlenmiş olanları yok etmek veya tutsak almak
için, ormanlar da yakılmıştı. Moğol şehzâdesi kış geldiği (676 kışı =
1277-78), geçitler karla kapandığı ve pek çok ganimet ele geçirdiği
için, Tokat’taki Kazova kışlağına gitmek üzere o tarafa yollandı.
Karamanlılar pek ağır kayıplar vermişlerdi24. Harekâta katılan Oı-
yasnrldin K e y kusrev, S a h ib F a h re d d in A li ’de Konya’ya dön-
düİ£T.» Onlar Karamanlılar’ın ağır kayıplar verip perişan bir durum­
da olmalarını fırsat bilerek kışın geçmesini beklemeden yeniden
İçel’e girdiler; yanlarında Selçuklu askerlerinden başka bir Moğol
birliği de vardı. Sultan III. G ıy a se d d in K e y h u s re v beklenmedik
bir başarı elde etti. Bunun başlıca sebebi, M eh m ed B eğ’in ihtiyat­
sızca bir hareketle bizzat çıktığı bir keşif esnasında tesadüfen karşı­
laştığı Selçuklu ve Moğol müfrezelerinin ok yağmuruna tutularak iki
kardeşi ve amcası oğulları ile birlikte şehit düşmesi idi. Selçuklu hü­
kümdarı deniz kıyısına kadar gitti. Ele geçirilenler öldürüldü ve
zengin bir ganimetle dönüldü25.

22 İb n B îb î, s. 696-701; İb n Ş ed d ad , s. 90 - 91.
25 A k s a r a y î, s. 125 - 128.
24 Türkler9i hiç sevmeyen yerli müverrihler (ib n B îb î, A k s a r a y î, Anonim
Selçuhnâme *müellifi) bu fâcialardan bahsetmeyerek yapılan harekâtı kısaca nakle­
derler. Yalnız, A k s a ra y î, yukarıda bahsedildiği gibi, kendi şehri A k s aray9m
uğradığı felâketi anlatır. Bu müverrihler Moğollar9ın Türkler*e yaptıkları zâlimce
hareketleri ya kayıtsızca anlatırlar veya tasvîbkâr bir şekilde yazarlar.
25 îb n B îb î, gösterilen yer.
M eh m ed Beğ, Moğollar’a, karşı istiklâl mücadelesi bayrağını
açan, devlet dairesi ve saray halkı arasında türkçe’den başka dil konu­
şulmasını yasak etmek suretiyle kavmî şuura malik ve millî harsa
bağlılığını gösteren bir şahsiyet olarak, şüphesiz tarihimizde müstesna
bir yere sahiptir. O ’nun ölümü ile 26 Karaman oğullan, kısa bir zaman
için, zayıf bir duruma düşmüşlerse de, mücadele azimleri hiç bir
zaman kırılmamıştı. M eh m ed B eğ ’den sonra yine Karaman oğulla­
rından G ü n e ri Beğ, İçel’de duruma hâkim olarak, Karaman Türklerine
yeniden güç kazandırmış ve onlar, Selçuklu devletinin idaresini ellerine
alıp Moğollar ile mücadele etmek şekiindeki gayelerine erişmek için
faaliyet ve mücadelelerine devam etmişlerdir.
Selçuklu şehzâdesi A lâ e d d in S iyâ v u ş, M eh m ed B eğ’in
ölümü üzerine, Karamanlılar’m kendisine yardım edemeyecek bir
duruma düştüklerini görerek batı uc’una, Uçak bölgesi tarafına git­
miş ve başına kalabalık bir kuvvet toplamıştı; fakat başarı kazana­
madı ve onun da hayatı M eh m ed B e ğ ’inki gibi hazin bir şekilde
sona erdi (677 Muharrem = 1278 Mayıs - Haziran). G ıy a s e d d in
K e y h ü s r e v ’in bu başarıları kendisinin durumunu ne memleket
dahilinde ne de metbuu Moğol hanları katında kuvvetlendirdi. Çünkü,
o ancak Moğollar’ a. dayanarak mevkiinde tutunabildiği gibi, bu başa­
rılar da daha ziyade Moğol kuvvetleri sayesinde elde edilmişti. Hattâ
G ıy a s e d d in ’ in Moğollar’a. karşı sadakatinin bile kendisine faydası
olmadı. Nitekim 679 (1280-81) yılında Kırım’dan^ babası î z z e d d in
K e y k â v u s ’un ölümü üzerine (1278), Anadolu’ya, gelip, A b a k a c ın
katına giden G ıy a s e d d in M e s’ ud, İlhanın iltifatına nail olmuş ve
kendisine Amid (Diyarbakır) , Harput ve Sivas bölgeleri verilmişti.2 6

26 III. G ıy a s e d d in K e y h u sr e v Mut ovasına geldiğinde, elli kişilik Selçuklu


ve elli kişilik Moğol'dan müteşekkil iki müfrezeyi keşif için göndermişti. M eh m ed
Beğ durumu yakından görmek için bizzat keşfe çıktı. Yanında ancak 5 - 1 0 kişi
vardı. Bunlar da kardeşleri T a n u (^U*) ve Z e k e r iy y a ile amcası oğulları ve akra­
balarından bir kaç kişi idi. M eh m et Beğ çıktığı bir tepeden Moğul keşif kolunu
gördü ve karğı ile Moğollar'ın üzerine saldırdı. Moğollar yerin dar olmasmdan attan
inerek Karaman beğini ok yağmuruna tuttular. M ehm ed B eğ bu oklardan birinin
isabeti ile şehid düştü. Onun yardımına gelen kardeşleri ve amcası oğulları da aynı
şekilde öldüler. Moğollar öldürdüklerinin M ehm ed Beğ ve akrabaları olduklarını
bilmiyorlardı. Ancak elbiselerini ve silâhlarını almak için geldiklerinde onların kim
oldukları anlaşıldı. Bu olay Mut ovasında Kurbağa Hisar yakınında vukubulmuştu
(Ibn B îb î, s. 704; Anonim Selçuknâme, s. 67). Ş ik â rî, beklenildiği gibi, bize bu hu­
susta da itimada şayan bilgi vermiyor.
Bu esnada (1280 81) S a m a ğ a r N o y a n ’ı yeniden Anadolu’daki
Moğol ordusunun baş kumandanı olarak görmekteyiz.
İlhan A b a k a , Elbistan mağlûbiyetini bir türlü unutamamıştı.
Fazla olarak Memlûkler, Ilhan’ın tabilerinden Ermeni kiralının toprak­
larına bir birini takiben yağma ve tahrip alanlarında bulunuyorlardı.
Şimdi Memlûkler’e karşı bir sefer yapmanın tam zamanı idi. Ceyhun'­
dan Batı Anadolu içlerine, Basra körfezinden Kafkas dağlarına kadar
uzanan yerlerde Moğol hâkimiyeti kuvvetle yerleştiği gibi, kuzey ve
doğu hududunda da sükûnet hüküm sürüyordu. Hazine de para ile
dolu idi. Bu maksatla, Mısırlı müverrihlerin sayısını takriben seksen
bin olarak gösterdikleri bir orduyu Suriye’ye şevketti. Kendisi bir mağ­
lûbiyet ihtimalini düşünerek onların başında bulunmamış, başku­
mandanlığı kardeşlerinden savaş işlerinde tecrübesiz bir genç olan
M e n g ü T im u r ’a vermişti. Moğol ordusu Kayseri-Elbistan arasında
toplandıktan sonra Suriye’ye yürüdü. Fakat Humus civarında Mem­
lûkler bu kuvvetli Moğol ordusunu da yendiler (1281). Moğol ordusun­
da Anadolu’daki kumandanlardan S a m a ğ a r, T a y c i (T a y ş i) ve
T a r a n c ı da bulunuyorlardı27. Bu mağlûbiyet A b a k a ’yı son derece
müteessir etti; teessürünü içki ve eğlenceler ile gidermeye çalıştı.
Bu da onun beklenmeyen ölümüne sebeb oldu (1282).
A b a k a ’nın ölümü üzerine, akdedilen kurultay’da kardeşlerin­
den A h m ed T e k u d a r, oğlu A r ğ u n ’a tercihan han ilân edildi.
A h m ed yumuşak mizaçlı ve aynı zamanda samimî bir Müslüman
idi. Şeyhlere karşı içten bir bağlılığı vardı. Şeyh A b d u rra h m a n ’a
baba, B â b î Y a k u b ’un müridlerinden I ş â n 28 M e n li’ye “ karın­
daş” diyordu. O, samimî bir Müslüman olarak, barış yapmak üzere
Mısır’a elçiler gönderdi29.

27 M a k r iz î (s. 681 - 690, s. 696), Savaşta S a m a ğ a r’m öldüğünü söylüyorsa


da, doğru değildir. Bu, kaynaklarda N ebşi, N e b ci, T en ci gibi, imlâlar ile yazılan
T a y c i N o y a n olabilir:
Aİ CJSS" J J a &a j £\ ^ j A J j U * 9 jb I I Jrf J

Sjûjip <jl
28 Buradaki îşân kelimesi (R e şid u d -d în , Bakû, s. 173), şüphesiz Türkistan'da
din ve tarikat adamlarına verilen îşân sözünün aynıdır.
29 Bu elçiler, Sivas kadısı Şirazlt M e s’ ud oğlu M ahm u d, Selçuklu sultan M es’-
u d ’un atabeği E m îr B a h â e d d in ve S a h ib Ş e re fe d d in o ğlu Şem sed din
M u h am m ed idiler (M a k rizî, s. 707).
A h m ed , kardeşi K o n ğ u r ta y ’ı kalabalık bir çeri ile Anadolu'ya,
yolladı. K o n ğ u r t a y ’ın buyruğundaki emirler arasında, Elbistan
savaşında yenilen Moğol ordusunun baş kumandanı Celâyır T u d a ’un
Noyan'ın oğlu A k B u ğ a da vardı. K o n ğ u r ta y yanında Sultan
G ıy a s e d d in K e y h ü s r e v olduğu halde, Konya bölgesine geldi.
Anonim Selçukname'ye göre30, bu esnada Karamanlılar'ın yanında
îz z e d d in K e y k â v u s ’un oğullarından 679 (1280-81) yılında K ı­
rım'dan gelmiş Melik A lâ e d d in bulunuyordu. Karamanlılar onun
adına Lârende ve diğer şehirlerde hutbe okutuyorlardı. Fakat Kara­
manlılar, Niğde'de bulunan P e r v a n e ’nin oğlullarından îz z e d d in ,
S a d e d d in Ç e le b i (?) ve Vezir F a h re d d in A li ’nin kız torununun
üzerine yürüdüler ise de muvaffak olamadılar. Melik A lâ e d d in ,
tekfur'un (?) ülkesine gitti ve kendisinden bir daha haber alınamadı.
Bunu müteakip Karamanlılar ve Eşref oğlu Konya ve Akşehir tarafla­
rında görülmemiş yağmalarda bulundular. K o n ğ u r ta y , G ıy a -
sed d in K e y h ü s r e v ile birlikte Konya bölgesine geldi. Türkler'den
pek çok insan öldürüldü. Konya bölgesi öyle bir yağma ve tahribe
uğradı ki, uzun bir müddet bu bölge bu tahribatın izlerini taşıdı.
K o n ğ u r ta y Karamanlılar'm yurdu İçel't de girdi. Ermenek ve
Mut yörelerinde, Mısır'da bile derin teessür uyandıran, kati ve
tahriplerde bulunuldu. Moğol şehzadesi Karaman oğulları yurdu­
nu çember içine alarak, öldürme, tutsak alma, yakma ve yıkma
ile meşgul olurken İlhan A h m ed T e k u d a r ’dan gelen emir üzerine
Kayseri'ye döndü. Buradan G ıy a s e d d in K e y h ü s r e v ile birlikte
Sultan A h m ed ’in bulunduğu Aladağ'a gitti. Selçuklu hükümdarını
Erzurui&'da bırakan K o n ğ u r ta y Aladağ'a geldi ve az sonra A h m ed
tarafından öldürtüldü31. R e ş id ü d - d in 32 K o n ğ u r ta y ’m öldür-
tülmesinin, Horasan valisi A b a k a o ğ lu A r ğ u n ’u tahta geçir­
mek için A h m e d ’ e karşı yapmak istediği bir suikast ile ilgili olduğunu
söyler. Memlûk sultanı K a la v u n ’un, Sultan A h m e d ’e gönderdiği ce­
vapta, K o n ğ u r ta y ’ın Anadolu'da yaptığı dehşet verici yağma ve
kıyımların, kadın ve çocukları tutsak alıp sattırmasının Müslümanlık
ile kat’iyyen bağdaştırılamıyacağını yazmasının33, samimî bir Müs­
30 s. 64.
31 Anonim Selçuknâme, s. 64 - 65.
82 Bakû> s. 172.
83 B a y b a r s u ’ l-M a n su rî, s. 136 a ve devamı; Mufaddal İb n E b î ’ l-F a-
d âil, en-Nehcü9s-sedtd} yay. E. B lo ch et, Paris, I, s. 524.
lüman olduğuna yukarıda işaret edilen S u lta n A hm e d5in üzerinde
müessir olduğu muhakkaktır. Bu sebeble, S u lta n A h m ed ’in K on-
ğ u r t a y ’ı Anadolu?da yaptığı kötü işlerden dolayı şiddetle muaheze
etmiş olduğuna ihtimal verilebilir, K o ğ u r ta y da her halde bundan
dolayı A r ğ u n ’a temayül etmiş olacaktır. Sultan A h m ed ayrıca^
Anadolu’yu, evvelce babalarına yapıldığı gibi, M e s ’ ud ile K e y h ü s-
re v arasında böldü. G ıy a s e d d in M e s ’ ud, merkezi Konya olmak
üzere memleketin batı kesimini idare edecek idi. Fakat G ıy a s e d d in
K e y h ü s r e v bu taksimden memnun kalmadı. Vezir F a h re d d in A li
ile Anadolu’da, llhanlılara ait gelirlerin idaresine bakan M u cirid d in ^
E m îrşah , S u lta n M e s’ u d ’u desteklediler. Hattâ M u c ir id d in
E mî r şah, Selçuklu hükümdarlığının yalnız M e s ’ ud üzerinde kal­
masını sağladığı gibi, çok geçmeden K e y h ü s r e v ’in öldürülmesi
için de îlhan’dan yarlığ çıkarttı (1283). Böylece G ıy a s e d d in M e s ’ ud
tek başına Selçuklu tahtında kaldı. Fakat onun hükümdarlığı sadece
bir isimden ibaret idi. Esasen S u lta n M e s’ ud da son derece zayıf
bir şahsiyet olup, varlığı ile yokluğu arasında bir fark görülmüyordu.
1284 yılında S u lta n A h m ed Horasan valisi, yeğeni A r ğ u n ’un
muhalefeti ile karşılaştı. A ğ u n ’u ele geçirdiği halde merhameti
yüzünden güveyisi ve kumandanı A lin a k ’ın ikazına rağmen, öldürt-
memesi kendisinin felâketine sebeb oldu. A rğ u n Moğol tahtına
çıktı. Bazı müellifler A rğ u n tarafından çıkarılan isyanın başarıya
ulaşmasını, Moğollar’ın Islâmiyeti kabul etmesinden dolayı A h m e d ’e
karşı duydukları hoşnutsuzluk ile ilgili bulmuşlardır ki, bu görüşün
gerçekle ilgisi yoktur. Çünkü, A h m ed , han seçilmeden önce bu dine
girmişti. Sonra A rğ u n ’u mağlûp edip tutsak almıştı. Onun felâkete
uğraması küçük bir ihmalden ileri gelmiş olup, bu ihmal başta Cela-
yır B u ka olmak üzere, A rğ u n tarafdarlarını harekete geçirib, ba­
şarıya ulaştırmıştı.
Kurultay tarafından han seçilen A h m ed ’e karşı A r ğ u n ’un
muhalefete geçmesi ve tahtın cür’etkâr B uka tarafından A r ğ u n ’a
teinin edilmesi, llhanlı tarihinde mühim bir hâdisedir. Artık bundan
sonra Moğol şehzâdeleri arasında tahtı elde etmek isteyenler çıkacağı
ve bunda başarı gösterenler görüleceği gibi, bununla ilgili olarak
emirlerden de devletin idaresinde tek başına söz sahibi olanlar yetişe­
cektir. Bu olaylar îlhanlı devletnin gittikçe kudretini kaybetmesinde
en mühim âmiller olmuşlardır.
A rğ u n , devlet işlerini gerçekten çok dirayetli bir emîr olan
B u k a ’ya bırakmıştı. B u ka llhanlı tarihinde, meslekdaşlarının fev­
kine çıkan ilk beğdir. Onu, sonra N e v ru z ve Ç o b a n takip
edeceklerdir. A rğ u n devri umumiyetle sükûnet içinde geçmiş ol­
makla beraber, dahilde arkası kesilmeden şehzadeler, yüksek dev­
let memurları ve emirlerin öldürülmeleri olayları vuku bulmuştur.
Bilhassa göçebe topluluklarda, alâka hârice çekilmediği takdirde,
bu gibi olayların çıktığı her zaman görülmüştür. îlk olarak, dirayetli
vezir Ş em sü d d in M u h a m m e d -i C ü v e y n î ve ailesi yok edildi.
Cuveynî ailesinin bu feci âkıbete uğramasını hazırlayan ve buna
çalışan yine bir Iranlı idi. Moğol beğleri nasıl kendi saadetlerini meslek-
daşlarının felâkete uğramasında görüyorlarsa aydın hanlılar da tama­
men onlar gibi bir zihniyete sahib bulunuyorlardı. Dirayetli vezir
Ş e m sü d d in M u h a m m e d -i C ü v e y n î Türkiye*de kıymetli bir
âbide bırakmıştır bu, Sivas’taki Çifte Minareli medresedir34.
B u ka beş yıl devleti dirayetle idare etti. Kendisine K u b ila y
K a a n tarafından Çinsank (kıral) gibi büyük bir unvan tevcih edil­
mişti. B u k a , î l g e y N o y a n ’dan sonra sırf şahsî meziyetleri saye­
sinde yükselen ikinci Celayir beğidir. B uka, etrafına, î l g e y ’in oğulları
müstesna olmak üzere, H in d u (yahut H in d u k u r) N o y a n ’ın
oğlu K u ru m ışı, B a b a N o y a n ’ın oğlu Z e n g i, binbaşı T a y c u ve
akrabasından K ıp ç a k ’ın oğulları G a z a n B a h a d ır, E şek T u ğ lu
ile, Karasuna başbuğu T u ğ lu k gibi Celayir eline mensub beğleri
toplamıştı. Fakat Kuhistan’lı D o ğ a n , T u ğ a ç a r , S u lta n îd a c ı,
K o n c u k b a l (A b a ta y N o y a n ’ın oğlu, K o n ğ u r a t), D o la d a y
îd a c ı* C u şi ve O rd u K a y a [Uygur) gibi A rğ u n H a n ’ın yakınları
olan emirler, B u k a ’nın kendilerinden üstün bir mevkie yükselmesini
çekememişler, önce A rğ u n H an nezdinde mütemadiyen kötüleye­
rek nihayet kendisi ve kardeşi U ru k ile diğer bazı taraftarlarının
yok edilmesine muvaffak olmuşlardır (1389). Ancak kendileri de
zamanla aynı âkıbete uğradılar35.
Anadolu’ya, gelince, A rğ u n tahta çıkar çıkmaz bu ülkeye kardeş­
leri H ü le c ü ile K e y h a tu ’yu göndermişti. Bunlar Erzincan’da, oturdu­
lar. Bu şehzâdelerin ve Anadolu’daki Moğol ordularının masrafları
tamamen Selçuklu hâzinesinden ödeniyor, fakat masrafların ağırlığı8 4

84 Bu âbide, 670 (1271) yılında yapılmışlı.


36 R e ş îd u d -d în , Bakû, s. 209 ve devamı.
yüzünden büyük güçlükler ile karşılaşılıyordu. Öyle ki S a h ib
F a h re d d in A li ödünç para bulmak zorunda kalmıştı.
Konya bölgesinde dirlik ve düzenlik bir türlü temin edilemiyordu.
Karamanlılar K o n ğ u r t a y ’ın iki yıl önce yaptığı harekât neticesinde
büyük bir felâket geçirmiş olmalarına rağmen kendilerini toparla­
mışlardı. Bu esnada Beyşehir taraflarında Eşref oğlu da faaliyete geçmiş
bulunuyordu. Bu hânedanın menşeini aydınlatmak maalesef mümkün
olamamaktadır. S u lta n M e s ’ ud Kayseri’de oturuyordu. Bunu
fırsat bilen Sultan III. G ıy a s e d d in K e y h ü s r e v ’in anası, torunları
olan K e y h ü s r e v ’in oğullarını Konya’ da, tahta çıkarttı. Fakat müş-
kilât ile karşılaşınca bu şehzâdeleri desteklemeleri için Karaman oğlu
G ü n e ri B eğ’e beğlerbeğilik ve Eşref oğlu’na da saltanat nâipliği
menşuru gönderildi. G ü n e ri B e ğ v e Eşref oğlu askerleri ile birlikte
Konya’ya geldiler. Şehzâdeler törenle yeniden tahta oturtuldular
(8 Rebiü’l-evvel 684 = 16 Mayıs 1285). Fakat bunların her ikisi de
kısa bir zamanda ortadan kaldırıldılar36.
685 (1286) baharında G e y h a tu yirmi bin kişilik bir ordu ile
Konya taraflarına geldi. Diğer şehzâde H ü le c ü A r ğ u n ’un buyruğu
gereğince İran’a dönmüştü. G e y h a tu ’nun yanında S u lta n M es’ud’-
un da bulunduğu anlaşılıyor. Nitekim M e s ’ ud Konya’da oturmaya
başlamıştı. Fakat M e s’ ud zayıf şahsiyeti yüzünden sükûnet içinde
bir hükümdarlık süremiyordu. Bu defa da Germiyanlılar harekete
geçmişlerdi. Bu husus onların idaresindeki Türkmen nüfusunun yeni
gelenler ile artmış olması ile ilgili olabilir. S u lta n M e s ’ ud ancak
T a y c i oğlu B al tu kumandasındaki Moğol kuvvetleri sayesinde Ger-
miyanlıları mağlûp ederek onların faaliyetlerini bir müddet için önledi.
Böylece Orta Anadolu’nun doğu bölgeleri Moğol kuvvetlerinin
bulunması sebebiyle sükûnet içinde iken, batı bölgeleri üç Türk
hânedanının (Karaman-Eşref-Germiyan) sonu gelmez faaliyetleri yü­
zünden daimî bir kargaşalık içinde bulunuyor ve bu kargaşalıklar bu
kesimin gittikçe daha harab bir duruma düşmesine sebeb oluyordu.
Fakat 687 (1288 - 1289) yılı sükûnet içinde geçti. Çünkü, Karaman\
Eşref ve Germiyan oğulları S u lta n M e s ’ u d’un katma gelerek itaatlarını I
bildirmişlerdi. Aynı yılda, Selçuklu tarihinde en uzun vezirlik yapmış j
ve hükümdarlar da dahil olmak üzere, en çok eser yaptırmış olan

36 A ks a ray î, s. 148 - 156; Anonim Selçuknâme> s. 72 - 77.


.Konycülı F a h re d d in A li vefât etmişti (25 Şevval 687 = 23 Kasım
1288), Kendisine bu yüzden haklı olarak “ Ebû'l-Hayrât" lâkabı
verilmişti. F a h re d d in A li ’nin, kuvvetli bir şahsiyet olmamakla
beraber, muvazeneli, gerçekçi, halim-selim ve hayır sever bir insan
olduğu biliniyor. Uzun zaman vezirlik makamında kalabilmesi ve
^tabiî eceliyle ölmesi de şüphesiz bu vasıflarından ileri gelmiştir.
F a h re d d in A l i ’nin ölümünden sonra, 688 (1289) yılı başında
Kazvin'li F a h re d d in vezirlik memuriyeti ile Anadolu'ya, gönderildi.
M u c ir ü d d in E m ir Ş ah da, eskisi gibi, saltanat naibliği görevini
ifa ediyordu. Kazvinli, Anadolu'ya, hemşehrileri olan îranlı'lardan
kalabalık bir maiyyetle gelmişti. F a h re d d in , taahhütlerini yerine
getirmek için, halka tahammüllerinden fazla vergiler koydu ve bunu
kendi kesimi olan Kayseri'nin batısındaki bölgelerde uygulamaya giriş­
ti. Ona Moğol askeri ile Emir î c i T u tğ a v u l refakat ediyordu.
Kazvinli'nin kendi kesiminde gayrı âdil vergiler koyup bunları
tahsile kalkışması, halk üzerinde derin ızdıraplar yarattı. Bir çokları
yurdlarını bırakıb başka yerlere gittiler. Hülâsa batı bölgeleri halkı
bu adamın kötü icraatı yüzünden çok acı günler yaşadı. Aksarayî'ye
inanmak lâzım gelirse37, M ü c ir id d in E m ir Şah, kendi kesimi olan
Orta Anadolu'nun doğu bölgelerinde, bilhassa “ Dânişmend ilinde” âda-
letle vergi toplamıştı. Ona da yine merkezden gönderilmiş olan E m ir
D o la d a y refakat etmişti. Fakat her ikisi 690 (1291) yılında tevtif
edilip Ilh a n A r ğ u n ’un huzuruna sevk olundular. Moğol beğleri de
görevlerinden azledildiler. Bunların, yapılan şikâyetler neticesinde,
vazifelerini kötüye kullandıkları sabit olduğundan azl ve tevkif edil­
mişlerdi. M ü c ir id d in , ilim ve fazlı ile A r ğ u n ’un teveccühünü
kazanmış olan Şiraz'h K u t b ü ’ d -d in ’in şefâati ile hayatını kurtardı
ise de, Kazvinli'nin boynu vuruldu (Ramazan 690 = Eylül 129038).
Aynı yılda S a m a ğ a r N o y a n yeniden Anadolu'daki Moğol
ordusu başkumandanlığına getirildi. S a m a ğ a r, evvelce de işaret
edildiği gibi, dirayetli olduğu kadar âdil ve merhametli bir emir
id i39. S a m a ğ a r, Anadolu'lu bir Türk olan Y a v la k A rs la n oğlu

a7 s. 154.
38 Aynı eser* s. 156- 158.
89 M e v lâ n â ’nın oğlu S u lta n VelecTin S a m ağ a r N o y a n ’dan lütuf ve
iyilik dileyen tiirkçe “ beğimiz bizi unutma ” nakaratlı farsça uzun bir gazeli olduğunu
biliyoruz- (K ö p rü lü Z â d e M . F uad, Türk dili ve edebiyatı hakkında araştırmalar,
İstanbul, 1934, s. 171).
H â ce N â s ır e d d in ’e mâliye işlerini tevdi etti. N â s ire d d in muk­
tedir, bilgili ve âdil bir devlet adamı idi. Bu sebeble kısa bir zamanda
âdil icraatiyle halkın ızdıraplarını dindirdi. S a m a ğ a r çok geçmeden
azl edilip Anadolu'nun idaresi Ilhan'ın kardeşi G e y h a tu ’ya verildi.
G e y h a tu , S a m a ğ a r N o y a n ’ın tavsiyesine uyarak, H âce N âsired-
d in ’i vazifesinde bıraktı. G e y h a tu uç bölgelerine kadar giderek
dirlik ve düzenliği kurdu. Buradan, A r ğ u n ’ un ölümü kendisine
bildirildiğinde H â ce N â s ire d d in ’i yanına alarak “ Yukarı İV'e
yani Azerbaycan'a gitti40.
A rğ u n H an uzun bir ömür geçirmek için, Budist rahiplerinden
birinin hazırladığı macunun da tesiri ile 33 yaşında vefat etti (1291).
G e y h a tu , T o ğ a n , T u ğ a ç a r , K o n c u k b a l, T ü k e l gibi emirlerin
B a y d u ’yu istemelerine rağmen, A r ğ u n ’un halefi seçildi ve Ahlat
dolaylarında tahta oturtuldu (4R eceb 6 9 0 = 3 Temmuz 1291).
Yaşlı Celayır Ş ik tu r N o y a n ’ı kendi nâibi olarak bırakan G e y h a tu
yanında yine Celayir' den kayın atası A k B u ğa ve diğer noy anlar
olduğu halde kalabalık bir çeri ile Anadolu’ya geldi. Yeni hüküm­
darın İran'da, mevkiini sağlamlaştırmadan Anadolu’ya, dönmesi için
mühim bir sebeb olmalı idi. Filhakika A r ğ u n ’un ölümü üzerine
Türkmen toplulukları harekete geçerek her tarafta karışıklıklar çıkar­
mışlardı. Türkmenler arasında yine Karamanlılar en başta geliyolardı
Gerçekten onlar Beyşehri'ni alıp E ş re f o ğ lu ’nu öldürdükten sonra,
H a lil B a h a d ır’ın kumandasında Konya'ya da girerek şehri üç gün
yağmalamışlardı. S u lta n M e s ’ ud Kayseri'de olup, Suriye Türk-
menleri'nin akınlarım önlemeye çalışıyordu. Konya ileri gelenleri şehri
Karamanlılar'a. karşı koruması için, ordusuyla Vezir F a h re d d in A li ’­
nin kız torununu Denizli'den çağırmışlardı. Davete icâbet eden vezi­
rin torunu da pek birşey yapamadı. Bu sebeble S u lta n M e s ’ ud
G e y h a tu ’ya mektup yazarak acele Anadolu'ya gelmesini rica etti.
Şu anlattıklarımız da gösteriyor ki, Moğollar olmasa Türkmenler
memleketi tamamen ellerine geçireceklerdi.
G e y h a tu Konya'ya geldi. Şehir halkı gelişi münasebeti ile
şenlikler yaptılar. Ordusunun bir bölüğünü Akşehir'e gönderen llhanlı

40 Anonim Selçuknâme, s. 77 - 83. Mâliyeci Yavlak Arslan oğlu Hâce Nâsired-


din’in, tabiî bizim N a sred d in H o ca ile hiçbir münasebeti olmadığı gibi, Kasta­
monu hâkimi Çoban oğullarından A lp Y ü r ü k oğlu Y a v la k A rsla n ile de bir ilgisi
yoktur.
hükümdarı, diğer bölüğü ile Karaman ülkesine yöneldi; Karamanlılar'a.
karşı derin bir kızgınlık duyuyordu. Bu sebeble, Ereğli ve Lârende
yörelerini korkunç bir şekilde yağma ettirip ele geçenleri acımaksızm
öldürttükten sonra, kumandanlardan T e ğ in T im u r ’u İçel'e gönde­
rerek orada da aynı şeyleri yaptırdı. Ele geçirilenler işkence edilerek
öldürülüyorlardı. Ayrıca kadın, çocuk ve delikanlı olmak üzere
Karaman ve Eşref oğullan ülkesinden yedi bin tutsak alınmıştı. Buradan
Denizli ve hattâ Menteşe Tiirkmenleri tarafından yeni açılmış olan
Muğla bölgesine kadar giden G e y h a tu , oralarda da dehşet verici
kıyım ve yağmalar yaptırdı. Bundan başka itaatkâr şehir halkına
da zulüm yapıldı. G e y h a tu ’yu sevinçle karşılamış, içlerinde S u lta n
V e le d gibi kimselerin Tiirkler aleyhine hakaretâmiz şiirler yazmış
olduğu Konyaklar 18 gün içinde 18 yıla bedel zulme maruz kaldılar.
G e y h a tu ayrıca, Moğollar'm elinde sadece bir vasıta olan ve hiçbir
şahsiyet göstermeyen S u lta n M e s ’ u d ’u, K ö k ta y gibi bazı Moğol
emirlerini terfik ederek, Kastamonu taraflarında faaliyette bulunan
kardeşi Rilkneddin Kılıç Arslan üzerine yollayıp onun da hareketini
bastırdıktan sonra elde ettiği bol ganimetle İran'a döndü41.
G e y h a tu döner dönmez, Karamanlılar, büyük kayıplar vermiş
olmalarma rağmen, yeniden harekete geçtikleri gibi, Eşref oğlu da
Konya yakınındaki Gevele kalesini eline geçirmişti. Bu olaylar esnasında
Ktbns kıralı da Alâiyye'yi ele geçirmiş ise de, Karamanlılar yetişip şehri
geri almışlardı. Karaman oğullanndan bir kolun bu şehirde hüküm
sürmesi, bu tarihte (693= 1294) başlamış olsa gerektir.
G e y h a tu Anadolu'da kumandan olarak H ilaf lı T a ş tim u r ’u bı­
rakmıştı. Bu da, Moğol valilerinin ekserisi gibi zâlim bir adam idi.
Horasanlı tahsildarları halk üzerine musallat edip mallarını elinden
alıyordu. Aynı yılda (1294) Şam Tiirkmenleri alanlarını Sivas'a, ka­
dar uzatarak şehri yağmalamalardı. Bütün bunlardan çıkan netice
şudur ki, Moğollar hâkimiyetleri altına aldıkları Türkiye'de dirlik-
düzenliğin kurulmasına gayret göstermeyip, bir taraftan bizzat ken­
dilerinin giriştikleri yağmalar, diğer taraftan îran\x memurların yap­
tıkları gasb ve müsadereler ile memleketin gittikçe harab ve halkın
gittikçe yoksul olmasına sebeb olacak- ibtidaî bir idare tarzı uygu­
lamakta idiler.

41 R e ş îd u d -d în , Bakû, s. 302-307; A k s a r a y î, s. 189 - 196.


-V S u lta n M es’ u d’un kaynakta “ melik” unvaniyle zikredilen
yakışıklı kardeşi de başına buyruk hareket ediyor ve halkı incitiyordu.
Yapılan şikâyetler üzerine, Moğol kumandanı B a l tu onu Çorum
yöresindeki Demirli Kara Hisar'*da kuşatıp teslim olmaya mecbur etti.
Fakat öldürmeye kıyamayıp, onu kendisine güveyi edindi. İşte bu
esnada G e y h a tu ’nun öldürüldüğü haberi geldi ve her zaman olduğu
gibi yine kargaşalıklar çıktı.
G e y h a tu , yukarıda işaret edildiği üzere, bol doyumluk ile IrarCz.
dönmüş ve Aladağ’da yapılan kurultayda yeniden taht’a oturtulmuş­
tu (i2R eceb 691 = 2 9 Mayıs 1292). Geleneğe uyularak muhteşem
toylarda verilmişti. Fakat, G e y h a tu aslında zayıf bir şahsiyet olup,
aynı zamanda sefahata düşkün bir hükümdar idi. Çılgınca israfları
yüzünden kısa bir zamanda hâzineyi bomboş bırakmıştı. Bu sebeble
sıkıntıyı gidermek için - Çin*de olduğu gibi - kâğıt para çıkarıldı.
Fakat bu tedbir piyasada beklenmedik bir tepki ile karşılandı ve
G e y h a tu ’nun aleyhinde bir hava yarattı. H ü le g ü ’nün torunların­
dan B ayd u , bunu fırsat bilerek şahsen nefret ettiği G e y h a tu ’ya
karşı isyan bayrağını kaldırdı. G e y h a tu , Türkler'z karşı tatbik ettiği
hiddet ve şiddeti B a y d u 5ya gösteremedi. Acz ve korkudan ne ya­
pacağını şaşırdı. Bu da hükümdarlığı ve hayatını kaybetmesine
sebeb oldu. Fakat B a yd u da, saf, dirayetsiz bir genç idi. Bu yüzden
kuvvetinin çokluğuna, yanında K o n c u k b a l ve T u ğ a ç a r gibi
değerli emirler olmasına rağmen tahtı A rğ u n H a n ’ın oğlu G a z a n ’a
kaptırdı (1295) ve G e y h a tu ’nun âkıbetine uğradı. G a z a n ’ın başa­
rısında A rğ u n A k a ’nın oğlu E m ir N e v ru z mühim bir rol oyna­
mıştı. N e vru z, dirayetli bir emîr olduğu kadar, aynı zamanda sami­
mî bir Müslüman idi. Bu sebeble devamlı telkinlerde bulunarak Ga-
za n ’ı İslâm dinine girmeye ikna etmişti. N e v ru z , haiz olduğu mezi­
yetler ile devleti mükemmel bir şekilde idare edebilecek bir emîr
di. Fakat G a z a n gibi kuvvetli bir şahsiyetin buna tahammül etmedi-,
ne imkân yoktu. Nitekim, mevkiini kuvvetlendirir kuvvetlendirmez
çocukça bir iftira ile bu değerli emîri, kardeşleri ve yakın adamları
ile ortadan kaldırdı. Esasen G a z a n , hiçbir şekilde müsamaha ve
merhamet göstermeyerek, B a y d u ’ya taraftar olan emirler ile sadakat-
larından şüphe ettiği beğleri de birer birer ortadan kaldırıyordu.
Bunların hepsi de yeni nesle mensup idiler. H ü le g ü ile gelen emirle­
rin Ş ik tu r N o y a n , S a m a ğ a r N o y a n gibi, son mümessilleri de
G e y h a tu zamanında dünyayı terketmişlerdi.
G a zan , kuvvetli şahsiyete sahib hükümdarların çoğunda görüh
düğü üzere kendisine köleler gibi sâdık, buyruklarını harfiyyen icra
edecek emirler istiyordu. Moğol cemiyetinin de, yumuşak mizaçlı
hükümdarlara değil, G a z a n gibi, sert mizaçlı, iktidarını korumaya
düşkün hanlara ihtiyacı vardı. Fazla olarak G a z a n H an, kuvvetli
şahsiyetinin yanında, birçok meziyetlere sahib bir hükümdardı;
Müslüman olmasına rağmen kavmî şuura malik olup, atalarına karşı
derin bir saygı duyuyor, Pulat Çinsank'm onlara dair anlattığı menkıbe­
leri zevkle dinliyordu. Σte Câmiu't-tevârifTm meydana getirilmesi de
oridaki bu kavmî şuur ve atalarına karşı duyduğu yakın bağlılıktan
ileri gelmiştir.
G a z a n H an, mühim mevkileri Horasan*da hizmetinde bulun­
muş olan emirlere verdi. Uryangat K u tlu ğ Ş a h ’ı beğlerbeği yaptı.
Ahtacısı (Emîr-i âhur) S u ta y , M u la y , A b ışk a da en yakın emirleri
arasında yer aldılar. G a z a n 694 (1295) yılında T u ğ a ç a r ’ı Ana­
dolu'daki Moğol kuvvetlerinin kumandanlığına tayin etti. Fakat o, bu
tayini, T u ğ a ç a r ’m orada sessizce öldürülmesi için yapmıştı. G a za n ,
dede ve babasının bu emektar emîrini takdir etmekle beraber, onun
entrikacı zekâsından çekiniyordu. Bu sebeble, H a rm a n c ı adlı bir
emîri öldürülmesine dair bir yarlığ ile Anadoluya, yolladığı gibi, bu
ülkedeki ordu kumandanlarından B a ltu ve S ü le m iş’e de aynı mahi­
yette yarlığlar gönderdi. T u ğ a ç a r , bulunduğu Kaz Ova'da. yarlığ
gereğince öldürüldü. G a z a n ister samimî, ister gayrı samimî olsun
T u ğ a ç a r ’ın öldürülmesinden teessür duyduğunu ifade etti. Bunu,
“ mesâlih-i mülk-i devlet için99 yaptığını söyleyip bununla ilgili bir de
hikâye anlattı.
695 (1296) yılında Uyrat beği, Ç a k ır N o y a n ’ın oğlu T a r a k a y
(?) G ü re ğ e n yanında G ö k ta y B a h a d ır olduğu halde Memlûk dev­
letine iltica etti. T a r a k a y ile önce H ü le g ü ’nün, sonra da M en g ü
T e m u r’un kızı ile evlenmek suretiyle hanedana iki defa güvey
(güregen) olmuştu. Onun Memlûk devletine sığınması, 5 a y d u ’nun
taraftarlarından olduğu için G a z a n H an tarafından öldürülmek
korkusundan ileri gelmişti. Fazla olarak Uyrat'lar, G a z a n -B a y d u
çekişmesi esnasında devlete tâbî Türkmenler'in pek çok davar ve mal­
larını da yağmalamışlardı. G a z a n H a n Türkmenler'in şikâyeti üzerine
davar ve malların geri verilmesi için adamlar göndermişti. Uyratlar
Türkmenler*den aldıkları davar ve malları iade edemediler veya etmedi-
Selçuklu Tarihi D. 5
ler. Merkezden gelen adamlar ile şikâyetçi Türkmenler’in sert davra­
nışlarına kızıp hepsini de öldürdüler. T a r a k ay ile birlikte Memlûk
devletine sığman Uyratlar’ın sayısı on bine yakındı. Bunlara Haçlı­
lar’ dan alınmış olan kıyı bölgesinde yurd verildi ve başta T ar ak ay
olmak üzere ileri gelenlere de Mısır’da dirlikler tahsis edildi. Bu
Uyratlar çok geçmeden, başlarında beğleri olmadığı için, varlıklarını
koruyamadılar ve dağıldılar. Emirler onların kadınları ile evlendikleri
gibi, yakışıklılıklarından dolayı da erkek çocuklarını hizmetlerine
aldılar42. Fakat bu göçe rağmen Diyarbekir-Musul bölgesinde yine
kalabalık sayıda bir Uyrat topluluğu kalmıştı. Bunların başında ise
C e n g iz H an devrindeki meşhur Uyrat reisi Kutuka Biki’nin soyundan
C ic e k G ü re g en ile oğullan A li P â d işâ h ve E m ir M u h am m ed
vardı.
Hânedan azası arasındaki bu taht çekişmelerinin tesirlerini
Anadolu’da göstermesi tabiî idi. Moğollar, evvelce de belirtildiği gibi,
ancak Orta Anadolu’nun doğu bölgelerini kontrolleri altında tutabili­
yorlardı. Varlığı ile yokluğu bir olan S u lta n M e s’ ud Kayseri’de
oturuyordu. Çünkü, Moğol kuvvetleri sayesinde kendisini burada
emniyette hissediyordu. Konya’nın idaresi Ahiler’in eline geçmişti.
Hattâ bunlardan Ahi A h m ed Ş a h , G a z a n H a n ’ın görnderdiği
şahneyi, zulümlerde bulunduğu için, şehirden kovmuştu (1297).
Aynı yılda Anadolu’daki Moğol kumandanlarından Celayir T a y c i
(T a y ş i) N o y a n o ğ lu B a ltu , G a z a n H a n ’a karşı isyan etti.
Bu, Anadolu’da, bir Moğol kumandanı tarafından kendi hükümdarına
karşı yapılan ilk isyan hareketidir. B a ltu ’nun harekete geçmesinde,
K o n ğ u r ta y ’ın oğlu A y ıld a r ’ın ( ? jl^bl ) teşviki mühim bir
âmil olmuştu. B a ltu , G a z a n H a n ’dan katma gelmesi için, birkaç
defa yarlığ almış olmasına rağmen, hükümdarının emirine icabet et­
mediği gibi, S u lta n M e s’ u d ’un da gitmesine mani olmuştu. Kaynak
lar B a lt u ’nun isyan etmekteki gayesinin ne olduğunu bildirmezler.
B a ltu ’nun isyanını haber alan G a za n , beğlerbeğisi K u tlu ğ Ş a h ’ı
üç tümenlik bir kuvvetle Anadolu’ya, gönderdi. K u tlu ğ Ş a h ’ın
yanındaA buşka (Tatar) ve B u r u lta y O ğ u l da vardı. K u t l u ğ

R c ş îd u d -d în , Baku, s. 303; E b u ’ l-F erec, s. 658 - 659; Beitrage zur


geschichte der Memlûkcnsultanc, yayınlayan K. V. Z etterst^ en , Leiden, 1919,
s. 38-39, M akı* iz î (s. 812) sayılarının on sekiz bin çadıra yakın olduğunu
söylüyor ki, mübalâğalı olsa gerektir.
Şah Anadolu'ya, gelince kumandanlardan S ü lem iş (B a y c u ’nun
torunu) ve A ra b (S a m a ğ a r N o y a n ’ın oğlu), kendisine katıldı­
lar. Kırşehir yöresindeki Malya ovasında43 yapılan savaşta B al tu
bozguna uğradı ve âsiler yatağı olarak vasıflanan, uc tarafına kaçtı.
K u tlu ğ Şah, S ü le m iş ’i onun yakalanmasına memur edib, kendisi
Anan'a döndü. B a ltu ’ya gelince, batıda Türkler'den ümid ettiği deste­
ği göremediği gibi, S ü le m iş’in sıkıştırması arşısında Eşref oğulları
ülkesine oradan da Karaman oğulları yurdundan Ermeni kiralının mem­
leketine gitti. B al tu, yapılmış olan dostluk andlaşması gereğince,
Karaman yurdundan yanındaki topluluk ile birlikte endişesizce geçe­
bileceğini ümid ediyordu. Fakat, Karamanlılar, B a k u ’ nun toplulu­
ğundan erkek ve kadın olmak üzere birçoklarını tutsak ettiler. B a k u ’­
nun Ermeni ülkesine girmesi, oradan Memlûk toprağına geçmek iste­
mesi ile ilgili idi. Ancak Ermeni kıralı buna müsaade etmedi; B a k u
ve yakınlarını bağlatarak G a z a n ’a gönderdi. B a ltu ve oğlu Tebriz
meydanında öldürüldüler (25 Zilhicce 696 = 14 Ekim 1297)44.
S u lta n M e s ’ ud’a gelince, B a k u ’nun yenilmesi üzerine,
K u tlu ğ Ş a h ’m yanma gidip onun delâleti ile İlhan'm katma çıktı
ise de, gösterdiği mazeretler G a z a n ’ı tatmin etmediği için hüküm­
darlıktan azl ve Hemedan'&a. ikamete mecbur edildi. Yerine, M e s ’ ud ’-
un yeğeni F e ra m u rz o ğ lu A lâ e d d in K e y k u b a d gönderildi.
G a z a n aynı zamanda Anadolu vezirliğine Ş e m se d d in -i L âku-
şî’yi, vergi tahsilinin icrasına B o k u c u r’u ve Moğol ordusu baş­
kumandanlığına da B a y a n c a r ’ı tayin etmişti. B a y a n c a r ’ın tayi­
ni, B a k u ’nun isyanında gösterdiği bağlılık ve yararlıktan dolayı bu
vazifejıin kendisine verileceğini ümid eden S ü le m iş’i kızdırdı ve
698 (1299) kışında isyan bayrağını kaldırdı. S ü le m iş’e Hıtay'lı
T a ş T im u r ile Celayir T a y B u k a ’nın kardeşi ik b a l ve diğerleri
katıldılar. Sülem iş, B a y a n c a r ve B o k u c u r’a hücum ederek on­
ları öldürdü. Bunlardan B a y a n c a r, G a z a n ’ın eski ve sâdık emir­
lerinden biri olup, C e n g iz H a n ’ın ünlü kumandanlarından U ry an -
k a t S ü b e d e y B a h a d ır’ın akrabasından idi. S ü lem iş Kaz Ova'da
oturarak başına pek çok asker topladı ve birçoklarım sancak ve nek-
kare vererek beğlik mevkiine yükselttiği gibi, Karamanlılar ile de an­
laştı ve onlardan on bin atlı ile yardıma gelecekleri vaadini aldı.

Bu isim zamanımıza kadar gelmiştir.


44 R e ş îd u d -d în , Bakû, s. 311-312, 318, 324, 328; A k s a r a y î, s. 196-206.
S ü lem iş aynı zamanda Memlûk sultanı E l- M e lik ü ’ n -N â s ır’dan
da yardım istemişti. S ü le m iş’in gayesi açıktı: Anadolu'da, müstakil bir
devlet kurmak. Dedesi B a ycu N o y a n ’ın yaptığı fethi dolayısı ile bu
ülkenin hukuken kendisine ait olduğuna inandığı muhakkaktır. R eşi-
d ü d - d in ’e göre. G a z a n H a n S ü lem iş isyanının bastırılma­
sına yine K u tlu ğ Ş a h ’ı memur etmiş ve Ç o b a n ile S u ta y da
bıi savaşta bulunmuşlardı. Halbuki Memlûk müverihleri ordunun,
baş kumandanlığının B u la y ’ın ( M u la y ) uhdesinde olduğunu
S u ta y ’ın on beş bin ve H in d u g a k (H in d u ca k )ın dâ bin kişilik
bir kuvvete kumanda ettiğini yazarlar ki, daha doğrudur. A k s a r a y î
de, G a z a n tarafından gönderilen ordunun baş kumandanını söyle-
meksizin, Ç o b a n , M u la y ve S u ta y ile binbaşılardan B a ş k ır d ’ın
adlarını verir. S ü lem iş başına Türkmenler'den ve yerleşik Türk halkın­
dan askerlerin de bulunduğu elli-altmış bin kişilik bir kuvvet toplamıştı.
Hâkimiyetini tanımayan Sivas'ı kuşattığı esnada M u la y ’ın gelmekte
olduğunu öğrenip onu karşılamağa çıktı. Erzincan Akşehiri'nde iki
ordu savaşa girişeceği esnada S ü le m iş’in Moğol askerlerinin ekserisi,
bu gibi olaylarda çok defa yaptıkları üzere, M u la y ’m tarafına geçti­
ler (4 Receb 698 = 7 Nisan 1299). Hepsi veya çoğu Karamanlılar'dan
müteşekkil olan Türkmenler bu durum karşısında savaş meydanından
uzaklaşarak dağlarına çıktılar.
Beş yüz atlı ile kalan S ü lem iş Memlûk ülkesine doğru kaçtı. Bay-
cu ’nun torununa yardım etmeye karar vermiş olan Memlûk devleti
hazırladığı bir kuvveti Anadolu'ya, göndermek üzere iken S ü le m iş’in
Behisni'ye geldiği öğrenildi. Az sonra Haleb ve oradan da Dimaşk'a
vâsıl olan S ü le m iş’in yanında kardeşi K u ta k tu ’dan başka kadısı
Anadolu'lu M ü s lih id d in ile pek az bir kimse vardı.
S ü le m iş’in arkadaşları, I lg e y N o y a n ’ın torunu U ru k tu o ğ lu
İk b a l, Hıtay'lı T a ş T im u r, İsen (E sen) ve diğerleri İran'a, götü­
rülüp öldürüldüler45.
S ü le m iş’e gelince, o Memlûk ülkesinde çok kalmayarak Anado-
lu'ya. yollandı. Memlûk'lar ona G ece o ğ lu 46 (UW- «>J) ve Beğ T im u r

45 R e ş îd u d -d în , Bakû, 328, 329, 331, 332, K . Jahn tabı, s. 121, 122, 123;
A k s a r a y î, s. 339, 340, 345, 346, 347; İb n D a v â d a r î, Kenzu'd-durer, yayınlayan
H. R. R o em er, Kahire, 1960, s. 10.
46 Bu C ece oğlu , Elbistan savaşında tutsak düşen N u re d d in C ib r il ile
Sirâceddin’den İkincisi veya bunlardan birinin oğlu olabilir. Bunun adı veya lâkabı
N u re d d in olup, 1297 yılında Haleb9den Diyarbekir’e bir akın yaparak, Âmid (Diyar-
kumandasında pek az bir kuvvet vermişlerdi. S ü lem iş bunlar ile
Akça Derbend*e geldiğinde, geçidi korumakla görevlendirilmiş Moğol
kuvvetleri ile savaştı. B eğ T e m u r öldürüldü. Cece oğlu kaçıp
kurtulabildi. S ü lem iş ise, Beyşehir yöresine gelmeğe muvaffak oldu.
Oradan Ankara taraflarına geçen B a y c u ’nun torunu burada yakala­
nıp Tebriz'e götürüldü ve B a ltu gibi, meydanda işkence edilerek
öldürüldü (29 Zilhicce 698 = 27 Ağustos 1298) 47.
S ü lem iş ayaklanmasının bastırılmasından sonra, G a z a n Ana-
dolu'dakı Moğol ordusu başkumandanlığına Tatar A b u şk a N o y a n ’ı
getirmişti. A b u ş k a da G a z a n ’ın eski ve sâdık emirlerinden biri
idi. Diğer taraftan E m ir S u ta y da Anadolu'da, kaldı ve Aksaray
taraflarında oturdu.
G a za n , bir takım bahaneler ile 699 (1299) sonbaharında
Memlûkler'e karşı bir sefer yaptı. Dimaşk'a girdi ve oraya Memlûk
emirlerinden K ıp ç a k ’ı vali nasbettikten sonra döndü; K ıp ç a k ’ın
Memlûk sultanı ile arasını düzeltmesi üzerine ertesi yılın güzünde
yeniden sefere çıktı ise de Haleb'ten ileriye gidemedi. Bu sefere Anado­
lu'dan S u ta y ve E m ir d e48 askerleri ile katıldılar. 702 (1302)
yılında G a z a n yine Suriye seferine çıktı. Rahbe'ye kadar gitti. K u t-
lu ğ Ş a h kumandasındaki Moğol ordusu Dimaşk yakınına kadar iler­
ledi ise de, orada mağlûbiyete uğradı. Ç o b a n müstesna olmak
üzere, K u tlu ğ Ş a h , M u la y kendi başlarının çaresine düştükle­
rinden Moğol ordusu kaçarken ağır zayiat verdi49. Ancak Ç o b a n as­
kerlerden bir kısmının başına geçerek Bağdad yolu ile hükümdarın
katına gelebildi. G a z a n H a n bu seferleri sırf atalarının uğradığı
yenilgilerin öcünü almak maksadı ile açmıştı. Zahiren de olsa Müs
lüman olduğu için, Suriye halkının kendi hâkimiyetini memnuniyetle
kabul edeceğini umuyordu. Fakat ümidi boşa çıktığı gibi, itibarı da

bakır) şehrini zabtetmiş ve Htristiyanlar'dan pek çok kimseleri tutsak almıştı (E b u ’ l-


F erec, s. 659-660). N u red d in b. G ece’nin, P o la d a d lı bir oğlunu tanıyoruz ki,
Ankara kazalarından biri olan Polatlı’nın bu beğin adından geldiğini sanıyoruz.
47 R e ş îd u d -d în , Bakû, s. 332; A k s a ra y î, 270, 271; îb n D a v â d â r î
s. 11; M a k r i z î Si 874, 876, 877. S ü lem iş’in kardçşi K u ta k tu sultanın hizme­
tinde kalmak istediğinden kendisine dirlik verilmiştir.
48 Bu emîr’in beğlerbeği K u t lu ğ Ş a h N o y a n ’m oğlu olması muhtemeldir.
49 Memlûk müverrihleri (meselâ M a k r iz î, s. 938) bu yüzden G a z a n ’ın K u t­
lu ğ Şah ’ı öldürmek istediğini, sonra bundan vaz geçerek yanından uzaklaştırdığını,
B u la y ’ı (M u lay) değnekle döğdüğünü söylerler.
kırıldı; oldukça hassas bir insan olduğundan yenilgiden duyduğu
teessür, sıhhatinin bozulmasına ve nihayet ölümüne sebeb oldu
o 304).
Anadolu'ya gelince, K a ra m a n o ğ lu G ü n e ri B ey 1300 yılın­
da (28 Receb 699 = 20 Nisan 1300) vefat etmişti50. Yukarıda bahse­
dilen olaylar G ü n e ri B eğ’in cesur ve dirayetli bir emir olduğuna
şüphe bırakmıyor. Görüldüğü üzere Moğollar'm korkunç saldırıları
onun azmini kırmamıştı. Karamanlılar'm, zamanında Moğollar'a karşı
şiddetli direnişleri, Memlâkler'in olduğu gibi, Moğolların da takdirini
kazanmıştı. Bir Memlûk müellifi, G a z a n ’ın, “ Karamanlılar, Türk-
menler ve Ekrâd olmasa Moğol atlıları güneşin battığı yere dek ula­
şırdı.55 sözünü söylediğini yazarlar51. G a z a n böyle bir söz söyleme­
miş olsa bile bu, Karamanlılar'm o zamanlar mühim bir siyasî kuvvet
olarak kabul edildiklerini gösterir. Hayret edilir ki, Ş ik â r î5de,
G ü n e ri B ey’in adı geçmez. Kendisinden sonra Karamanlılar'm ulu
beği kim oldu? Ş ik â r î’de, M eh m ed B eğ’den sonra oğlu M ah-
m ud B eğ ’in, ondan sonra da M a h m u d B e ğ ’ in oğlu B e d re d d in
B eğ’in geçtiği söylenir. C e z e r î’nin sözlerinden anlaşıldığına göre52
M a h m u d Beğ G ü n e ri B eğ’in çağdaşı idi ve G ü n e ri B eğ ile
M a h m u d B eğ’den sonra, B ed red d in B eğ onların yerini aldı. Bu
beğlerden başka, Memlûk hizmetinde, E v liy e b. K a ra m a n adlı
bir emîr görülüyor ki, bu emîr Moğollar ile yapılan son savaşta
şehid düşmüştü.
Selçuklu Sultanı F e ra m u rz o ğ lu I I I . A lâ e d d in K e y k u b a d ’a
gelince o, Sü lem iş ayaklanması esnasında Ilhan'a, sadık kalarak
huzuruna gittiğinden G a z a n ’ın fevkalâede iltifatlarına nail olmuş ve
hattâ H ü le g ü ’nün kızı ile evlenip güregenlik şerefini kazanmıştır.
K e y k u b a d ’ın veziri, Sâvelı A lâ e d d in , atabeği Kara Hisar'lı K a d ı
M e cd e d d in , müstevfii (mâliye nâzın) N â s ü rid d in M u h a m m ed
idi. Bu sonuncusu Anonim Selçuknâme'deki Y a v la k A rs la n o ğ lu
M ü s te v fi H â ce N â s îre d d in olabilir. Yalnız A k s a r a y î 53 tec­
rübeli, eski bir mâliyeci olmakla beraber bozulmuş olan mâliyeyi
düzene koyacak ehliyetde bir insan olmadığını söyler. Saltanat nâibi-6 0

60 Anonim Selçuknâme, s. 93.


51 E l-Ö m e rî, Mesâlikü’l-ebsâr, yayınlayan T e a sc h n e r, Leipzig, 1929, s. 28.
52 Ş. T e k in d a ğ , Karamanlılar, I. A., V I, s. 320.
58 s. 279.
liği muvazeneli bir şahsiyet olduğu görülen M ü c ir id d in E m ir
Ş a h ’a verilmişti. Sivas’ta, oturan A lâ e d d in K e y k u b a d , A k sa ­
ra y î’ye göre545 bilhassa atabeği K a r a h is a r lı ile S e y y id H a m z a ’-
nın tesiri altında kalıp âdâlet yolundan sapmış Sivasy Malatya, Div­
riği ve diğer yerlerde para çekmek için servet sahiplerine ve halka şid­
detli baskılarda bulunmuştu. Vâki şikâyetler üzerine, Anadolu emîri
A b u şk a, Sultan ve erkânını yanma getirterek onları göz hapsine aldı.
A b u şk a yazı Yabanlu’Aa. geçiriyordu. Burada bilhassa yirmi-yirmibeş
yıl önce yabancı tâcirlerin de katıldığı büyük bir pazar kuruluyordu65.
A b u şk a şikâyetler üzerine sultanın erkânından S e y y id H a m za
ile m ü s te v fii N â s ırü d d in ’i kazıklara oturtmak sureti ile feci bir
surette öldürttü. K e y k u b a d bu olaylardan derin bir korku’ya kapı­
larak ve belki de kendi haysiyet ve şerefine vurulmuş olan bu dar­
beden müteessir olup Konya’ya gitmek üzere kaçtı ise de yaka­
lanarak Ilhan’ın katma sevk edildi; H ü le c ü ’nün kızı olan zevcesi
hatunun şefâatı ile ölüm cezasından kurtuldu ise de, birkaç deynek
yiyip hükümdarlıktan azledildi ve İsfahan’da oturtuldu; mevkii,
Hemedan’da bulunan II. M e s ’ u d ’a verildi (702 yılı başları - 1302).
M e s’ ud, yine eskisi gibi, varlığı ile yokluğu müsavi olacak surette
silik ve şahsiyetsiz bir hayat geçirmeğe başladı56. 703 (1304) yılında
A b u şk a ve S u lta n M e s’ ud Aksaray-Niğde arasındaki Dulhisar’a
tahassun eden Cahı oğlu’nu kuşattıkları esnada G a z a n H a n ’ın öl­
düğü haberinin gelmesi üzerine, kuşatma kaldırıldı. Gerçekten G a­
zan 703 yılı Şevvalinde (Mayıs 1303) vefat etmişti.
G a z a n H an, şüphe yok ki, yalnız H ü le g ü hanedanının değil,
aynı zamanda Cengiz oğullan’nın en büyük ve dikkate değer sima­
larından biridir. Devlete, zedelenmiş olan itibarını yeniden iade
ettiği gibi, devlet müesseselerini mükemmel bir hale getirmek için,
hemen her sahada ıslahat hareketlerine girişmişti. Bunların, llhanlı
devletinin ömrünü uzattığı muhakkaktır. O kadar kuvvetli bir kavmî
asabiyyete sahib idi ki, tüccar tarafından Çağatay ve Cuci uluslarından

54 Gösterilen yer.
55 Mahallinde yaptığımız araştırmalara rağmen Yabanlu Pazar'ın nerede
olduğunu kesin olarak tayin etmek, maalesef mümkün olmadı. Şimdi Yabanlu
Pazar’ın Kayseri'ye bağlı Pınar Başı kazası dahilinde olduğunu (Pazar ören?)
düşünüyoruz.
56 A k s a ra y î, s. 279 - 291. III. A lâ e d d in K e y k u b a d çok geçmeden İsfahan'­
da., adamlarından biri tarafından öldürülmüştür.
getirilen Moğol çocuklarının, Tacik yani yerlilerin eline düşmemeleri
için, satın aldırarak bunlardan bir tümen vücuda getirmişti, O,
basit bir Moğol erini bile seviyor ve onun değerini takdir ediyordu.
Nihayet Câmirft-tevarih gibi, âbidevî bir eserin yazılması da yine
ondaki bu kuvvetli kavmî duygulardan ileri gelmiştir. Bu eserde
Türklerve Mpğollarkardeş kavimler olarak gösterilmişve Türk adı, daha
eski İslâm müellifleri gibi, her ikisini de ifade eden umumî bir isim
olarak kullanılmıştır. Halbuki Moğolca ile türkçe*nin birbirinden fark­
lılığı ve her iki dil mensuplarının birbiri ile anlaşamadıkları açıkça
görülüyordu.
Câmiu*t-tevarihy haklı olarak bütün Türkleşin millî bir eseri vasfını
taşımakta idi. Bu sebeble bu eser ehemmiyetini daha sonra da, Osman­
lIlar da dahil olmak üzere, bütün Türk hânedanları nezdinde kuvvetle
devam ettirmiştir.
G a zan , her ne kadar Memlûk sultanlarını, asil olmadıkları için,
hor ve hakir görüyorsa da, ordularındaki Türkleşin sayısına ehemmi­
yet veriyordu. İkinci seferinden dönüşünde, Memlûk elçisi Kıpçak
Ö z d em ir ile konuşurken, bu hususta ona sualler sormuştu.
Bu müstesna zekâ, doğramacılık ve demircilikten, mühendisliğe,
tarihî ve dinî konulara kadar her şey ile ilgileniyordu. Hassas mizacı
ve son yıllarda sıhhatinin bozulması onda, “ bir insan için en büyük
felâketin dünyaya gelmek5’ olduğu görüşünü meydana getirmişti.
Bununla beraber şunu kaydetmek gerektir ki, şehzâde ve emirler­
den olmak üzere pek çok kimselerin hayatına son verdirmişti57.
Bunlar arasında hânedana mensup şehzâdeler ile C u rm a ğ u n ,
Arğun Aka, Abatay, İ lg e y gibi, pek meşhur noyanlafın oğul ve
torunları da vardı. Bu şiddet, devleti bir takım değerli emirler­
den mahrum bıraktığı gibi, Moğol asilzâdesi ve topluluğu arasında
da manevî bir za’af meydana getirdi.
Memlûk müverrihleri, G a z a n ’ın müslümanlığının zâhirî olduğunu
söylerler. Gerçekten, ailesinin ve kavminin parlak mâzisine bağlı olan
bu hükümdarın, bazı muhakemeler yaparak kabul etmiş olduğu bu
din hususunda şüphe ve tereddüde düşmüş olması mümkündür. Esasen,
sade onun değil, beğler ve Moğol topluluğunun çoğunun Müslüman­

57 Meselâ beş gün içinde beş şehzâde ve otuz emir öldürtmüştü (Tarih-i Şeyh
Üveys, s. 144).
lığı sathî idi. Girmiş oldukları bu din onların davranışlarında görünür
bir değişiklik yapmamış ve alışkanlıklarını eskisi gibi devam ettir­
mişlerdir. Kardeşi ve halefi U lc a y tu için de aynı şeyi söylemek
mümkündür. U lc a y tu , hanefîy\ex ile şâjiVler arasında, bazan yüz
kızartıcı ithamlar ile geçen münakaşalara şahit olup, atalarının
yolundan ayrılmaktan duyduğu pişmanlığı açıkça ifade etmişti.
Onun bir ara diği kabul etmesi de bununla ilgilidir.
Moğollar'ın Islâmiyete girdikten sonra umumiyetle tuhaf veya garip
olarak vasıflanabilecek isimler aldıklarını görüyoruz: E bu S a îd ,
Ş eyh H aşan, P îr A li, H a c ı M u lıam m ed , H o ca A li, Şeyh
Ü v e y s ve ilh... Bunlar Müslüman Moğol din adamlarının adları
olmayıp, Moğol asilzadesine aittir. Bu, Orta Anadolu'dan Türkistan
içlerine kadar Moğollar arasında bir moda olarak devam edip git­
miştir 58.
G a z a n H a n ’ın halefi ve kardeşi U lc a y tu zamanı (1304- 1316)
îlhanlı tarihinin içte ve dışta en sâkin geçmiş bir devridir. Bu sebeble
âbidevî eser Câmiu't-tevarih, tamamlanabildi. Ağabeyisi G a z a n
gibi, kültür ve imar işlerine meraklı olan U lc a y tu , kendisinden
sonra da, uzun bir müddet ehemmiyetini muhafaza eden Sultaniye
şehrini kurdu. Onun 1307 yılında Hazar kıyısındaki Gîlârüa açtığı
sefer, her ne kadar buradaki mahallî emirlerin, ölümüne kadar vergi
vermelerini sağladı ise de, beğlerbeği M e n k u t K u tlu ğ Şah,
bizim Anadolu'lu Ş eyh B a ra k ile pek çok Moğol askerinin ölümüne
sebeboldu59. K u tlu ğ Ş a h ’ın yeri Suldus Ç o b a n B eğ’e verildi.
U lc a y t u ’nun eniştesi Celayir H ü se y in G ü reğ en , Uyğur S e v in ç
A k a ve Esen K u tlu ğ da ulus beğleri idiler. Daha önce belirtildiği
gibi, Türkler'in mühim mevkilere yükselmesi de, bu hükümdar devrin­
de olmuştur.
Kıpçak İl Basm ış Diyarbekir valisi idi. Uyğur T a rım ta z ,
G a z a n ’ın'ölduğu gib i60 kendisinin de yakın inakları arasında yer6
9
8

68 Bunun, Moğollar'dan sonraki Karakoyunlu, Ak Koyunlu gibi Türkmen hâne-


danlarına tesir etmiş olduğunu hatırlatmak yerinde olur.
69 E m îr M u la y da suçlu görülüp öldürülmüştü (K âşân î, yap. 167 a; bu
eserden naklen H â fız -ı E brû, Zübdetu’t-tevârih, Fatih Ktp, nr. 4371, 324 b), M u la y,
B u ğ d a y A h t a c ı’nın kardeşi olup Sünit kavminden idi (R e ş îd u d -d în , Mos­
kova, s. 158).
60 G a za n ’m 699 (1297) huriye seferinde yanında bulunan İnakları şunlardı:
almıştı. Yine Uygur P u la t R a y a ’nın, dirayeti ve dürüstlüğü ile
sevilen emirlerden biri olduğunu biliyoruz. 705 (1305 - 1306) yılında
Uyğurlar’dan oljb (Baran, (B a za n ? ) oğlu ve Bitikçi S u n c a k
A ğ a ’nın kardeşi B a yıtm ış, U lc a y t u ’nun katına geldiği gibi,
K ö r k ü z ’ün torunu, U y ğ u r ta y da ertesi yıl Horasan’dan gelip
İlhan’ a itaatini arzetmişti61.
U lc a y t u ’nun türkçe’yi seleflerinden daha iyi konuşması tabiî
idi. 714 (1314- 1315) yılında N e c m e d d in adlı bir zat U lc a y t u ’ya
dört dilde (moğolca, türkçe, arabca, farşça) yazılmış kasideler takdim
etmişti62.
U lc a y tu , han olur olmaz dayısı ve akrabası İr in c in N o y a n ’ı
Anadolu’daki Moğol ordusu kumandanlığına ( çjj dky? OjU )
tayin etmiştir (704 Zilhicce = 1305 Haziran). Kendisi, memuriyeti­
ne hareketinden önce emir B u la r ğ u ’yu yolladı. B u l a r ğ u meşhur
S u ğ a n u t T u ğ a ç a r ’ın akrabasından id i63.
î r i n c i n ’e gelince, onun Kireyit hükümdarı O n g (V a n g )
H a n ’ın torunu ve H ü le g ü ’nün baş hatunu D o k u z H a tu n ’un
yeğeni olduğuna evvelce işaret edilmişti. î r in cin, hem T e mu ç in ’in
“ baba” dediği bir hükümdarın soyundan gelmek, hem de hanın,
yani U lc a y t u ’nun dayısı olmak hasebiyle Türkiye’de keyfî bir şekilde
emirlik sürmüş ve servet yapmaktan başka bir şey düşünmemişti.
Bunu temin için O n g H a n ’ın torunu şiddetli baskı yapıyordu.
Daha sonraki olayların da gösterdiği gibi, İr in c in cesur bir insan
olmakla beraber dirayetli bir emir değildi. Emirliğinin başında,
ziyaretine gelmediği için Türk beğlerinden î ly a s ’ı Aksaray-Konya
arasındaki Alâeddin Kervansarayında, yirmi bin atlı ile iki ay kuşattığı
halde, Kervansaray’ 1 zaptedip I ly a s ’ı ele geçirememişti64.

Kür T em ü r (Tatar), T a r ım ta z (Uygur), N a k u ld a r (jlaJ^lî)^ C etu


T o la d a y A h ta c ı, S u ta y o ğlu T u ğ a y , K o n c ığ ta y (V assaf, s. 374).
61 K â ş â n î, 157 a, 159 a. Anlaşıldığına göre K ö r g ü z ’ün torunu U y ğ u rta y ,
G a z a n Horasan vâlisi iken ona, muhalefet edip sığındığı Mâverau'n-nehr’den gelmiştir.
62 K â şâ n î, yp. 211 a.
63 K â şâ n î, yp, 169 a. R e ş id u d -d în ’den anlaşıldığına göre (s. 528 - 529),
B u la rğ u (metinlerde Bu rai ğı, bir harf değişmesi) nun babası ( o N oyan ,
T u ğ a ç a r ’m amcasıdır. Bir de G u rm ağun ile birlikte gelen S ü n it K ü ç ü k Ç a ­
ğ atay'ın (sonra S ü n ita y adını taşıdı) torunu B u r a lğ ı vardır (R e ş îd u d -d în ,
Moskova, s. 156 - 157)* G a za n ın inaklarından Buralğı bu sonuncusu olsa gerektir.
64 A k s a ra y î, s. 299 - 304.
708 (1308) yılında Selçuklu hükümdarı II. S u lta n G ıy a s e d d in
M e s ’ ud uzun bir hastalıktan sonra Kayseri'de öldü. S u lta n M e s ’ ud
son yıllarında çok yoksul bir hayat geçirmişti. Hattâ, borçlan ve
Moğolların sonu gelmez istekleri yüzünden derin bir üzüntüye
kapılıp kendini zehirlediği rivayet edilir. »Sultan M e s’ ud ’u son
Selçuklu hükümdarı olarak kabul etmek yerindedir. M e s’ u d ’dan
sonra hanedandan biri belki tahta çıkarılmış ise d e65, hükümdar­
lığı memleket dahilinde ve Moğollar tarafından tanınmamış olacaktır.
Esasen elimizdeki en son sikkeler de adı geçen II. M e s’ u d ’a aittir.
Bilindiği gibi, Türkiye Selçukluları tarihinin altın devrini 1176-
1243 ydları arasındaki zaman teşkil eder. Gerçekten bu devirde her
sahada büyük bir gelişmenin mevcudiyeti görülür. Kaynakların bildir­
diği ve maddî eserlerin de gösterdiği üzere, devlet zengin ve kuvvetli,
halk müreffeh ve mes’uddu. Her sahada en çok eser bu zamanda^
inşa edilmiştir. 1243 Kösedağ bozgunundan sonra Selçuklu tarihini
üç safhada incelemek gerekir. (T)— Tâbilik zurnam,(2)— İşgal zamamy
— Son zurnan. Tâbilik zamanı: Bu zamanda Moğollar*a vergi veril­
mekle beraber bu, devlet mâliyesinde vc İktisadî hayatta sarsıcı bir
tesir vücuda getirmemişti. Bunun en açık delilleri de adı geçen de­
virde yapılmış olan kervansaray, köprü, medrese gibi eserlerdir. İşgal
Zamanı: 1256 da başlayan bu devirde memleket Moğol işgali altına
girmiş, ülkenin İktisadî hayatı günden güne fenalaştığı gibi, azalan
"devlet^ gelirinin mühim bir kısmı da Moğol askerlerinin masraflarına
sarfedümiş ve lllıan*ın hâzinesine gitmiştir Türk .göçebe toplulukları bu
devirde ehemmiyet kazanarak reislerine beğlikler verilmek suretiyle
karışıklfklar çıkarmaları önlenmişti. Bu devirde ancak vezir F ah red -
din A li ve bazılarına ait olmak iizere pnk ST7. eserp rastgrelinjr- Son
zaman: Bu devirde Türkiye'nin mâlî idaresi de tamamen Moğollar'ın
eline geçmiş ve Selçuklu devleti ismen veya şeklen mevcut olmuştur.

65 Konya Müzesindeki Selçuklu tarihine dâir bir takvimde, K e y h u s r e v oğlu


A lâ e d d in K ılıç A rsla n ’ın 710 (1310 - 1311) tarihinde cülûs ettiği bildiriliyor:
<JL* os yj**>**& jJI jUaL*
(Tarihî takvimler, s. 78-79).
M a k r iz î’nin Türkiye Selçukluları devletinin sona erdiği tarihi 718 (1318) olarak
göstermesi (I., s. 718, II, s. 186), D e m irta ş’ın Selçuklu şehzadelerini öldürtmesi
ile ilgili olabileceği hâtıra gelmekle beraber, daha ziyade bir zuhul neticesi gibi
görünüyor.
Bu yüzden hükümet merkezi Konya dahil olmak üzere, Orta Anadolu'-
nun batı bölgeleri, devletin ve Moğolların kontrolü dışında kalmış ve
çıkan karışıklıklar bu kesimin geniş ölçüde harab olmasına sebeb
olmuştur ki, Moğol oymaklarından adayı bu harablık X V . yüzyıla
kadar onarılamamıştır. Tabiî bu devirde kayda değer hiç bir eser
yapılamamıştır. Adı geçen bu_dcvrin başlıca hususiyetlerinden biri
de Türk ^ beşliklerinin teşekkülüdür. Karamanlılar dan başlamak
üzere, Germiyan, Eşref, Hamid, Menteşe, Karasi, Osmanlı beğlikleri
bu devirde meydana çıkmışlardır,
707 (1307 - 1308) yılında yukarıda adı geçen B u la rğ u , Kilikyc?ya
inerek. Ermeni kıralı H e ytu m ile emirlerinden pek çoğunu öldür­
müştü. M a k r iz î’ye göre samimî bir Müslüman olan B u la rğ u (onda
ve diğerlerinde B u ra lğ ı), Ermeni kiralının hükümet merkezi olan
Sis (bugünkü Kozan) de bir cami yaptırmak istemiş, buna canı sıkılan
H eytu m da H a rb e n d e ( U lc a y tu ) ye B u la r ğ u ’nun Memlûklere
iltica edeceğini bildirmişti. Bunun üzerine H a rb e n d e B u la r ğ u ’yu
takbih ve tehdit edip onu katına çağırmıştı. Buna son derecede öfke­
lenen B u la rğ u bir ziyafet esnasında Ermeni kıralım, kardeşi müstesna
olmak üzere, bütün beğleri ile birlikte öldürmüş, kiralın kardeşinin
şikâyeti üzerine H a rb e n d e de B u la r ğ u ’yu aynı akıbete uğratmıştı66.8
6

86 Kitabu?s-sülûh, (1941, II., s. 38). E b u ’ l-F id a (el-Muhtasar f i ahbarVl-beşer,


İstanbul, 1286, IV, s. 56), B u la rğ u (B u ralğı)nu n kıraldan başka yeğeni
K ü ç ü k T o ro s’u öldürdüğünü söyler. A y n î’ye gelince, bu müellif bize olayın
kahramanı olarak K a z a n c u k ’u gösterir. Ona göre 708 (1308- 1309) yılında Ana­
dolu’daki Moğol beğlerinden K a z a n c u k , on bin Moğol askeri ile Ermeni kiralının
ülkesine gelib Batrisiyye (<u>-jkj) kalesinin önündeki çayırlığa konmuştu. Yanında
yine Moğol beğlerinden B u r a lğ ı (B u la rğ ı) da vardı. K a z a n c u k , Haleb nâibi
K a r a S u n ğu r’a elçi gönderib, Ermeni kiralını öldürdükten sonra Memlûk sultanının
katına gelmek istediğini bildirib sultandan kendisi için müsaade almasını rica
etmişti. Bunu müteakip K a z a n c u k hiyle ile Ermeni kıralım öldürmüş ve bunu
haber alıp askerleri ile kendisine saldıran kiralın kardeşini de bizzat eli ile aynı
âkıbete uğrattıktan sonra ayrıca pek çok Ermeni’yi de yok etmiştir. Elde ettiği zen­
gin olca (ganimet) ile Arslanlı Beli’nden Aymtab taraflarına geçen K a za n c u k ,
Türkmen beğlerine, sultanın kulluğuna gitmekte olduğundan, hücum etmemeleri
haberini gönderip Ayıntab’a geldi. Fakat K a z a n c u k , Haleb vâlisi ile Türkmenler’i
aldatmıştı. Buyruğundaki kalabalık Moğol çerisi ile Tiirkmenler’e saldırıp ganimet
ele geçiren K a za n c u k , Akça Derbend’tcn Malatya’ya ve oradan da U lc a y tu ’nun
katına giderek ona mâcerasını anlatmıştır (A y n î, nr. 2393, s, 29 - 35). Bu
rivayetlerden M a k r iz î’ninkinin daha doğru olduğu anlaşılıyor. Çağdaş E b u ’l-
F id a ile K â ş â n î’nin sözleri de onu teyid ediyor. B u la rğ u ’nun öldürülmesi halk
708 (1308 - 1303) yılında merkezi Musul olan Diyarbekir eyâleti
vâlisi Kıpçak II B a s m 1ş~azledilcrek mcvrkii Su ta y N o y a n ’a verildi.
Su t ay, evvelce de işaret edildiği gibi, G a z a n ’m, daha Horasan
vâlisi iken, ahtacısı (emîr-i ahûr) olub bu hükümdar zamanında adı
geçmeye ve yükselmeye başlamıştı. S u ta y , S ü le m iş’in isyanı dola-
yısı ile, Türkiye*ye gelmiş ve bir müddet bu ülkede kalmıştır. Ş u ta y
Diyarbekir'do, görevine Jjaşhn^bajl amaz Rum Kale yöresinde bulunan
Türkmenler üzerine bir akın yaptı. Daha önce de belirtildiği gibi,
Memlûk ülkesinde pek kalabalık sayıda bir Türkmen topluluğu yaşıyor­
du. Bunlar güneyde Gazze’den, kuzeyde AyıntaVa. kadar olan bölgenin
her yerinde yaşamakla beraber, yoğun topluluklar halinde bulun­
dukları yerler, başlıca Aymtab, Halep, Antakya ve Tarabulus yöreleri
idi. Bu Türkmenler Boz Ok ve Üç Ok şeklindeki eski ikili el teşkilâtlarım
muhafaza edib, Boz Oklar umumiyetle Haleb - Ayıntab, Üç Oklar
da Antakya - Tarabulus bölgelerinde oturuyorlardı. Türkmenler, Memlûk
devletinin en güvenilen yardımcı kuvvetlerini meydana getiriyorlar­
dı. Bu sıfatla, B ay bar s devrinden beri Çukur CWdaki Ermeni
kırallığı üzerine yapıla gelmekte olan seferlere onlar kalabalık sayıda
katıldıkları gibi, Moğol hâkimiyeti altında bulunan yerlere de, bazen
yalnız, bazen Memlûk emirlerinin idaresi.- altında sık sık akınlarda
bulunuyorlardı. Çukur Ova'ya yapılan akmlara daha ziyade, Türk-
menler*in Üç Ok koluna mensup boylar ( Türeğir, Kınık, Bayındır, Salur),
kuzey ve kuzey doğu istikametinde yapılan akmlara da Boz Ok (Ba­
yat, Avşar, Beğdili) boyları katılıyorlardı.
S u ta y ânî bir baskınla Rum Kale yöresindeki Türkmenler*in
davarlarını sürdüğü gibi, kadın ve çocuklarını da tutsak alıp götürdü.
Moğollar evvelce işaret edildiği üzere, Müslüman oldukları halde eski
alışkanlıklarından bir türlü vazgeçmiyorlardı. Memlûkler*in Rum Kale
nâibi (vâli), olayı Haleb nâibi K a r a S u n ğ u r’a bildirdi. K a r a Sun-
ğur Rum Kale, Bîre (Birecik) ve Aymtab nâiblerini de yanına alarak,
vakit geçirmeden S u t a y ’ı takibe koyuldu. S u t a y ?a Urfa*mn güne-
yindekitBelîh çayı kıyısında yetişen Haleb nâibi, M o ^ kumandanmr

arasında derin bir teessür uyandırmıştı. K â ş â n î bu yüzden ona “ gazi” lâkabını


verir (169a). X V I. yüzyılda görülen B u la rğ u adlı bazı köy ve oymak adları,
şüphesiz bu Moğol beğinin hâtırası ile ilgilidir.
bozguna uğratıb, Türkmenler*in çoluk çocuğunu ve davarlarını kur­
tardı 67.
708 (1309) yılında Memlûk hükümdarı K a la v u n o ğlu el-M e-
li k ü ’ n -N â sır M u h am m ed , Abaza B a y b a rs e l- Ç a ş n iğ îr ile
Moğol (Uyratlar* dan) S a llâ r ’ın tahakkümlerinden usanıp, hüküm­
darlıktan çekilmişti. B a y b a rs Burciyye ocağının başı idi. Bu ocak
K a la v u n tarafından meydana getirilmiş olup, mensuplarının ekse­
risini Abaza, Çerkeş ve saire gibi KafkasyalIlar teşkil ediyordu. S a llâ r ise
Memlûk devletine sığınmış olan Uyrat ve saire Moğollarla dayanıyor­
du. Esasen o zamanlar Memlûk hassa kuvvetleri arasındaki Türk
unsurunun sayısı en iyimser bir tahmin ile yarı yarıya idi (on bin in
üzerinde).
B a y b a rs e l- Ç a ş n iğ îr , soydaşları ve ocakdaşları Burciyye*nin
ısrarlı isteği ve S a llâ r ’ın teşviki üzerine sultan oldu ve el-Melikü'l-Mu-
zaffer ünvanmı aldı. S a llâ r da eskisi gibi saltanat nâibliği vazifesine
devam etti. Fakat S a llâ r ’ın, B a y b a rs ’ı sultan olmaya teşvik etmesi
ise, kalabalık ve mütesanit Burciyyeliler*den çekinmesi idi. Diğer
taraftan saltanat nâibi bu şekildeki hareketi ile sorumluluğu Bay-
b a rs’a yüklediğini sanıyordu. Az önce belirtildiği gibi, B a y b a rs
Çerkeş ve diğerlerinin yani Burciyye*nin, S a llâ r da Moğol ve Kıpçak-
lar*ın başları olup, ikisinin uzun bir zamandan beri devlet işlerini
yürütmeleri iki unsur arasındaki silâhlı bir çatışmayı önlemekte idi.
B a y b a rs sultan olduktan sonra Burciyye*den birçoklarını emirlik
mevkiine yükselttiği halde, Burciyye*nin şiddetli muhalefeti yüzünden
S a llâ r ’ın adamlarından hiç kimseye böyle bir tevcihte bulunama-
mamıştı. Kerek’e giden sâbık sultan, çok geçmeden yeniden hüküm­
dar olmak için faaliyete geçti; hükümdarlıktan ikinci defa çekilmek
zorunda kalmayı hazmedememişti. Diğer taraftan halkın, Türkleşin
ve hangi menşeden olursa olsun emîrlerin kendisine meyi edecek­
lerinden emin bulunuyordu.
Sâbık sultanın faaliyetleri haber alınınca Burciyye, S u lta n Bay-
b a rs’a, S a llâ r ’a inanmamasını, saltanat nâibinin içinden sâbık
sultanı tuttuğunu, onu tevkif etmesini ısrarla istedi ise de B a yb a rs,
böyle bir hareketin dahilî bir savaşa sebebiyet vereceğini söyleyerek

67 A y n î, s. 10, 15, 21. M a k r iz î’ye göre (II, s. 55) S u t a y ’m Diyarbekir vâlisi


olması 709 (1309 - 1310) yılındadır.
isteklerini yerine getirmedi. Gerçekten B a y b a rs bu şekilde hareket
etmekte haklı idi. Çünkü Türkler'in harekete geçmemeleri biraz da
S a llâ r ’dan ileri geliyordu. Sabık sultanın faaliyetleri Kahire'de
tesirini göstermeye başladı, S a llâ r ’ın emirlerinden Kıpçak S ey fe d din
N o ğ a y (veya A n ğ a y ) sâbık sultanın memlâklerinden bazıları ile
anlaşarak B a y b a rs ’ı öldürmeye teşebbüs etmiş, fakat bunun anlaşıl­
ması üzerine birkaç emîr ve altmış kadar memlûk ile Kerek'te bulunan
sultanın yanına gitmişti. Bunu bölük bölük diğer Türkleşin gitmeleri
takip etti. Bu esnada Suriye'deki emirler de sâbık sultan tarafından elde
edilmişlerdi. En sonunda, İb n D e v a d a r î’nin ifadesi ile 686 , Yâfes’ in en
9
şerefli kavmi olan Türk'ün kartalı, aşağılık Abaza baykuşunu yenib üçün­
cü defa Memlûk tahtına oturdu (709= 1310). G erçekten el-M elikü ’ n-
N â s 1r bir kartal gibi B a yb a rs ve S a llâ r ’ı öldürttükten sonra, emirleri
de birer birer yakalatıp hapse göndermeye başladı. Bu hususta öyle bir
azm ve sür’atle hareket etti ki, kısa bir zamanda mevki sahibi emîr
lerden hepsi hayat veya hürriyetlerini kaybettiler. Bu tedbirinde
Türk ve gayrı Türk olmak üzere, hiçbir tefrik yapmadığı gibi, hüküm­
darlığa geçmesinde mühim hizmetler ifa etmiş olanlara dahi acımadı.
Geçirdiği tecrübeler ona, mevkiini koruyabilmek ve hükmünü yürü­
tebilmek için kendi memlûklerini iş başına getirmek fikrini kuvvetle
telkin etmişti. Onun “ kocamış koçlar™ ” 1 yakalayıp haps etmesi de
sadece bu siyaset ile ilgili idi. Gerçekten bunu kısa bir zaman içinde
tahakkuk ettirdi ve üçüncü hükümdarlık devrinde beklenmeyen bir
başarı göstererek, Memlûk devletine en kuvvetli ve halkına da, en
mes’ud devirlerinden birini yaşattı. Altın Ordu hükümdarı Ö z b e k
H a n ’ın kızı ile evlenerek altın uruğa güregen oldu ve E bû S a id ’in
barış teklifini kabul edib, onunla dostça da münasebetlerde bulundu.
En N â s ır’ın hükümdar olmasında Haleb valisi Çerkeş K a r a
S u n ğ u r’un mühim bir hizmeti olmuştu. K a r a S u n ğ u r dirayet
ve iyi ahlâkı ile temayüz etmiş bir emîr idi. K a r a S u n ğ u r Dımaşk
nâibliği ile mükâfatlandırılmış olmakla beraber, meslekdaşlarının

68 S. 162.
69 Hükümdarlık tahtını yeniden elde etmesinde hizmet edenlerden biri olan
Esen D em ir, tevkif edildiğinde: “ suçum nedir?” diye sormuş, e l- M e lik ü ’n-
N âsır da, “ suçun yoktur, sen bana : “ ey sultanım! kocamış koçları bırakmamanı
tavsiye ederim, memlûklerini yetiştir dememiş mi idin, senden başka kocamış koç
kalmadı” cevabını vermişti (M a k rizî, II, s. 94).
birer birer tevkif edildiğini görünce haklı olarak sıranın kendisine
geleceğini anlayıp, birkaç emirle birlikte U lc a y tu ’ya iltica etti.
Memlûk emirlerine büyük bir itibar gösteren U lc a y tu , K a r a Sun­
gur yerine A k S u n ğ u r adı ile hitabettiği eski Haleb valisi ve arka­
daşlarına ağır, yani geliri bol dirlikler verdi. U lc a y tu gerek bu emir­
lerin ve gerek az sonra gelen Arab emîri M u h e n n a ’nın yardımları ile
en N â s ır’a karşı başarılı bir zafer kazanacağını umuyordu. Bunun
için hazırlanmaya başladı. Moğol ordusu üç koldan Memlûk ülkesine
girecekti. Bu koldan biri K a z a n c u k ’un kumandasında Anadolu"dan
yürüyecekti. K a z a n c u k , K â ş â n î ’deki emirler cedvelinde K u tlu ğ
Ş a h ’ın oğlu olarak gösterilen ve imlâsı ile yazılan emir
olsa gerektir. Kaynağa (A y n î) göre, K a z a n c u k , îr iiıc in
ile sefer hakkında konuşurken I r in c in : “ eğer bu sefere
çıkarsan memleket Türkmenler’in eline geçer, çünkü Türkmen beği
0; pj-dI in Karaman oğlu ile mektuplaştığını öğrendim, bu
sebeple memleketin elden çıkmaması için, hareket etmeden önce
onu tutmalısın” demişti. K a z a n c u k , I r in c in ’in tedbirini beğene­
rek hiyle ile oğlunu yakalamak istedi ise de, Türkmen beği’ne
karşı sevgi duyan K a z a n c u k ’un emirleri durumdan onu haberdar
ettiler. Bunun üzerine Türkmen beği elli bin evlik oymağıyle Karaman
oğlu"nun ülkesine yollandı. Onun göç ettiğini öğrenen K a z a n c u k ,
yirmi bin atlının başında takibe çıktı ise de, yetişemedi. K a z a n c u k
sonra H a rb e n d e ’nin buyruğu üzerine Haleb tarafına gitmek için
harekete geçti; fakat geçitlerde, adı geçen Türkmen beği ve Karaman
oğlu ile karşılaştı. Yapılan şiddetli bir savaşta K a z a n c u k bozguna
uğradı; askeri dağılıp kendisi de savaş mevdanında kaldı70.
Bu olaydan başka hiçbir kaynakta bahsedilmediği g ib i71, 0; pj^
adlı Türkmen beğine dair de maalesef başka hiçbir bilgi yoktur.

70 A y n î, s. 394-395 (711 yılı olayları). Harbende, yani U lc a y tu bu olayı


haber alınca, elini eline vurmuş (oj J p ûJj ve: “Allah Allah ne zaman
Şam'a yürümeğe kalksam bunu önleyecek bir mani çıkıyor” demiştir (aynı eser, s.
3 9 5 )-
71 Çağdaş yerli müverrih A k s a r a y î’nin eserinde bu olaya dâir, zamanında
geçen pek çok olaylar gibi, kısa bir kaydın bile bulunmamasına hayret etmemelidir.
O, K a z a n c u k ’un adını bile zikretmez. Ib n B î b î’ninkinin yanında A k s a r a y î’nin
eseri gerçekten çok daha az değerlidir. Ş i k â r i’de {Konya, 1946, s. 40, 52), K a ra m a n
o ğlu M eh m ed Beğ zamanında Niğde'de K a z g a n c u k adlı bir beğ’in bulundu­
ğundan bahsedilir. M ehm ed B eğ’in kardeşi M ah m u d Beğ Niğde*yi 30 gün kuşat-
U lc a y tu buna rağmen 712 (1312) de Memlûk ülkesine bir sefer
yaptı ise de Fırat üzerindeki Rahbe'den daha ileri gitmeyerek geri
döndü. Bu, Moğolların son Memlûk seferi oldu.
714 (1314) yılında Beğlerbeği Ç o b a n üç tümen çeri ile Anadolu'ya
gönderildi. Ç o b a n ’ın vazifesi Konya'yı ve diğer birçok yerleri ellerine
geçirmiş olan Türkmenler'ı itaat altına almaktı. Anadolu'daki Moğol
kuvvetleri, onlara karşı iş yapamayacak bir duruma gelmişlerdi.
Yerli halk Tiirkmenler karşısında aczini göstermiş olan I r in c in ’in
zulmün’den şikâyetçi idi. I r in c in de aynı yılda yeğeninin katına
geldi. U lc a y tu , dayısının bu açık zulmüne göz yumuyordu. Ç o b a n
adı geçen yılın Rebiü’lâhır ayında (Temmuz 1314) İran'dan hareket
etti. Erzincan'ın batı taraflarındaki Karanbük mevkiine gelen Ç o b a n
B eğ, bir müddet burada kaldı. İhtimal Türkmen beğlerinin huzuruna
gelmesini bekliyordu. Gerçekten Türkmen beğleri değerli armağanlar
ile Ilhanlı beğlerbeğisinin katına geldiler. Bunlar Hamid oğlu F elek ü d -
d in D ü n d a r Beğ, Eşref oğlu M eh m ed Beğ, Kara Hisar (Afyon)
beğleri olan vezir F a h re d d in A li’nin torunları, Germiyan oğullan
ve Kastamonu bölgesi beği Candaroğlu S ü le y m a n P aşa idiler72.
Fakat, T ü rk m e n hânedanlarının en kudretlisi, Karaman oğulları
gelmemişlerdi. Yukarıda adları geçen Türkmen beğleri ve Ermeni
kıralı hil’atlar giyerek ülkelerine döndüler.
Karamanlılar'm katına gelmemesi üzerine Ç o b a n , onların elinde
bulunan Konya üzerine yürüdü ve şehri kuşattı. Bu esnada Anadolu'da
kıtlık başgöstermişti. Ramazan ayının başında (1315 Aralık) Karaman
oğlu Lârende tarafına kaçtığından şehir çok geçmeden teslim oldu.
Karamajı oğlu'nun yerine vekil bıraktığı emîre aman verildi. Ç o b a n ,
başarısını U lc a y t u ’ya bildirdi73. Şehri müdafaa eden Karaman

tıktan sonra zabtedib B a b u k ’a vermiş ve tutsak aldığı K a z g a n c u k ’u Ermenek?e


göndermiştir. M ehm ed Beğ K a z g a n c u k 'u hapse atmış ise de kendisinden sonra
M ah m u d B eğ ona Tarsus’u vermişti. K a z g a n c u k , B ed red d in Beğ zamanında,
tahta B ed red d in B e ğ ’in kardeşi K a ra m a n ’ı geçirmek için harekete geçmiş,
Tarsus, Silifke ve Mut yörelerini vurub, yağmalamış ve B ed red d in B eğ’in kardeşi
H a lil Beği de ağır bir şekilde bozguna uğratmıştı. Sonra H a lil b eğ iki defa
K a z a n c u k ’u yenerek yenilgisinin öcünü almış ve hattâ onu esir etmiştir (s. 56).
Ş ik â r İ ’de K a z g a n c u k ’a dâir verilen haberler zaman bakımından ancak kısmen
doğru olabilir.
72 A k s a r a y î, s. 311.
78 K â şâ n î, 207 b-. 208 a. A k s a r a y î bu olayı E bû S a id devrinde vuku
bulmuş gibi gösterir. Bu arada Ç o b a n B eğ’in Karanbük’te kışladığı gibi yanlış bilgi-
Selfuklu Tarihi D. 6
oğlu?nun, bu esnada ulubeğ olan B e d re d d in İb ra h im B e ğ ’in
kardeşlerinden H a lil Beğ olması muhtemeldir. Ç o b a n , Anadolu’da,
bulunduğu esnada, Memlûkler de 715 Muharreminde (Nisan 1315)
Şam (Dimaşk) valisi T e n g iz kumandasında anî bir yürüyüş ile
Malatya’yı ellerine geçirdiler. Şehirde bulunmayan Tatar K ü r B u ğ a ’-
nın, oğlunu tutsak aldılar. Kaynaklarda Malatya seferi ehemmiyetsiz
bir mesele ile ilgili olarak gösterilirse d e 74, bunda Karamanlılar’a.
yardım gayesinin de gözetilmiş olması muhtemeldir. Malatya’yı
yağmalayan Memlûkler geri döndüler.
Ç o b a n B eğ’in dönüşünü müteakip Konya yine Karamanlılar’m
eline geçti. K ü ç ü k C e lâ l ve K ıl ıç adlı emirlerin şehri Karamanlı­
lar adına idare ettiklerini biliyoruz75.
716 (1316) yılında U lc a y t u vefat etti. Oğlu E bû S a id güçlük
çekilmeden tahta oturtultu. E bû S a id çocuk yaşta idi (12 yaşında).
Bu sebeble E bû S a id ’in atabeği Uygur S e v in ç ile Ç o b a n arasında
mevki mücadelesi başladı76. Vezirlerden A li Ş a h Ç o b a n ’a, rakibi
olan müverrih R e ş id u d -d în de atabeğ S e v in ç A k a ’ya bağlan­
mışlardı.
Devletin idaresi Ç o b a n ’dan daha çok S e v in ç ’in idaresinde
gibi görünüyordu77. Fakat S e v in ç ’in 717 yıh sonlarında (Şubat

ler de verir (310-312). Ç o b a n Konya'yı zaptettikten sonra dönüşünde Karanbük'lt,


kışlamış olabilir.
74 Meselâ M a k r iz î, II, s. 142-143- E b u ’ l-F id a (IV, 77 - 78) katılmış
olduğu bu sefer hakkında tafsilâtlı bilgi verir; tb n D e v a d â r î, s. 284 - 285.
75 E fla k î, Menâkıbii’l-drifîn, II, s. 925-926, 977
’ « E b u ’ l-F id a , IV , s. 84.

j İ jj S \ j j ] jv,|

V- t/ ^ ^
U y‘ l ü % f X ijf J J J

<jjj o l i £ki J x~i I j j l eı^

^ *> X i j f J c J i b J ljjt
dJ j i OlkU î/»üT *1j j i , , j j k ) J \ j ; u J JJjtM £ ^

J »uik j i r ijî jv .1 4> ./ ı 0 ^ Ijf


1318), Bağdad*da nikris'ten vefatı, Ç o b a n ’ı tekrar eski mevkiine
yükselttiği gibi, R e ş id u d - d în ’in de felâkete uğramasına sebeb
oldu. E b û S a id tahta geçirildikten sonra, Anadolu'da, yalnız zulüm­
den başka bir iş görmemiş olan ir in cin Diyarbekir vâliliğine, Diyar-
bekir vâlisi S u ta y Ahlat, Ç obanhn oğlu D em irta ş Anadolu ve Esen
K u tlu ğ da Horasan vâliliğine gönderildiler (77 - 1318). D e m ir ta ş ’ın
yanına Anadolu'nun mâlî işleri için, R e ş id u d - d în ’in büyük oğlu H â-
ce C e lâ le d d in verilmişti.
716 yılı sonlarında (1317) bin kadar Moğol atlısı Kâhta kalesi
çevresini yağmalamış ise de Türkmenlcr çoğunu öldürmüşler ve ileri
gelenlerden elli altı kişiyi de tutsak edip bol doyumluk elde etmiş­
lerdi 78.
E b u ’ l- F id a aynı yılda Genceviyye Türkmenlerinin ilticasından
bahsetmektedir. Bu müverrihin bildirdiğine göre, Genceviyye Türk-
menler'i (SjjU^JI j^flJÜI) Tatarlardan ayrılarak Memlûk ülkesine
yönelmişler ve Tatarlar da onları takib etmişlerdir. Türkmenler Birecik
askeri ile birleşip Moğollar'ı yenmişler, bir kısmını öldürüp elli kadar
esir almışlar ve Genceviyyeler çoluk, çocukları ve göçkünleri ile sâlimen
Memlûk topraklarına girmişlerdir70. E b u ’ l- F id a ’nın bahsettiği Gen­
ceviyye Tiirkmenleri (her halde Gence Türkmenleri) hakkında başka hiçbir
bilgiye sahib değiliz. Yalnız Ib n B î b î 80, 1255 yılında, I z z c d d in
K e y k â v u s ’un, R ü k n e d d in K ıl ıç A r s la n ’a karşı Araby Gurbet,
lvay Gence ve Kıpçak'tan çok asker devşirdiğini kaydeder. Buradaki
Gence bu Gence Tümenleri olabilir81.

jT jİI p o lj {y*JÂi ^y** ^y^r ^^y**


(Ş eb ân k âreî, MecmcfıCl-ensab, yp. 216b - 262a.). ( jN b
78 M a k r iz î, II., s. 162. Esirler Kahire’ye 717 Saferinde (1317 Nisan - Mayıs)
getirilmişlerdi; A y n î, s. 69. Ib n Ş â k îr e l- K u t u b î (Uyun't-tevârih, K a ra çe -
le b iz â d e H ü sam ed d in E fen d i, nr. 276, 108 b. 109 a), 717 yılında (1217 - 1318)
altı yüz kadar Moğol'un Birecik yöresinde Türkmenler'in yanına gelib koyun istedik­
lerini, Türkmenler'in de Moğollar’ı içirdikten sonra Birecikliler ile birlikte, kaçabilen
sekiz kişi ile esir alınan elli atlıdan başka, hepsini öldürdüklerini yazıyor ki, belki
aynı olaya ait başka bir rivayettir.
79 IV , s. 84.
80 s. 618.
81 İşaret edilmesi gereken bir husus da şudur ki, E b û ’ l-F id a ’nın bu kaydı,
M a k r iz î ve Ib n Ş â k ir’in bahsettikleri olayla ilgili olsa gerektir. Her üç müellifin
ifadelerinin birbirlerini tamamlamaları mümkündür.
Ertesi yıl (7 17 -13 18 ) G ece o ğ lu kumandasındaki bir Mem
lûk kuvveti Âmid (Diyarbekir) üzerine bir akın yapıp, şehri görülme­
miş bir şekilde yağma etti82. Aynı yılda Moğollar' dan T a t a y ( D a d a y )
kumandasındaki yüz Moğol atlısının çoluk çocukları ile Memlûkler'e
iltica ettiği görülüyor83.
Ç o b a n ’ın devlete hâkim olması ve sert tutumu, bir kısım
beğlerin kendisine karşı harekete geçmelerine sebeb oldu. Bu Ha­
reketi K u rü m ış ı başlatmıştı. K u ru m ış ı 1281 deki Humus savaşında
temayüz eden ve S u lta n A h m e d ’in beğlerbeğisi ve güveyisi olan
A lin a k N o y a n ’ın oğlu id i84. K u r u m ış ı’nın hareketine bir çok
emîrler katıldılar: Irin c in , T e k e c e k ’in oğulları T o k m a k ve
Ö rs, T a r ım ta z ve S u n ik ta z (?), M am a H oca, T im u r K a y a
o ğ lu S a tı, H a r iz m î T a rh a n , K a r a ’ u n a Ç o b a n , B e k tu t’un
yeğeni A b u ş k a ve diğerleri. î r in c in e n harekete katılmasının asıl
sebebi, Ç o b a n ’m kendisini Diyarbekir vâliliğinden azlettirmesi idi.
Ir in c in , evvelce de belirtildiği üzere, E bû S a id ’in babasının dayısı
olduğu gibi, aynı zamanda genç hükümdar’ın da kaynatası bulunu­
yordu. Görüldüğü üzere harekete, Uygur T a r ım ta z ve S u n ik ta z
kardeşler de katılmışlardır k i858 *, bu, şî'î inancını taşımalarından,
6
samimî Sünnî olan Ç o b a n ’ın onlara mevki vermemiş olması ile ilgili
olabilir. Diyarbekir vâlisi Em îr S u ta y ’ın da içinden bu emîrler ile
müttefik olduğu anlaşılıyor 88. Çünkü, savaşa katılmadığı gibi, büyük
oğlu B a ra n b a y da Anadolu'da D e m irta ş’a cephe almış olan
emîrler arasında bulunuyordu. Fakat büyük emîrler’in çoğu yine

82 Aynı eser, IV , s. 84. E b û ’ l-F e r e c ’in, 1297 yılında aynı emîr’in Âmid’e
yaptığı bir akından bahsettiği evvelce kayd edilmişti.
83 M a k r iz î, s. 174.
84 Iz z e d d in K e y k â v u s ile R ü k n e d d in K ı lı ç A rsla n zamanında
Anadolu'da bulunan ve kaynaklarda JU.J! (İbn B îb î, s. 629, 631, 632, 644);
t JUjJI (A k sa ray î, s. 67, 68, 69, 113; jUtf JU-Up (Anonim Selçuknâme, s. 54)
imlâları ile zikredilen Moğol kumandanın A lin a k olduğunu kabul etmek mümkün
değidlir.
85 E r e tn e ’nin ağabey ilerinin bu isyana katıldıkları, yalnız Tarih-i Şeyh Üveys'-
de kaydedilir (s. 151). Fakat bu eser güvenilir bir kaynaktır.
86 Mamafih S u ta y ’ın, Ç o b a n ’ın muhalifleri tarafını tutması, genç hükümda­
rın içinden onlar ile birlik olduğu şeklinde yapılan propaganda’ya inanmış bulun­
ması ile ilgili olabilir. Çünkü, Ç o b a n îr i c i n ’i azlettirerek Diyarbekir vâliliğini
ona vermişti.
Çoban'ın tarafını tutmuşlardı. Bunların başlıcaları Uygur E sen K u t-
lu ğ ’u n 87 oğlu M ah m u d , Uygur S e v in ç A k a ’mn kardeşi Ö ğ rü n ç ,
Kıpçak E m îr A li K u ş ç u ’nun oğlu Ş e yh A li, A lğ u , S u y u rğ a t-
m ış, Uyrat Ç iç e k g ü re g e n ’in oğulları ve E bû S a id ’in dayıları
A li P â d işâ h ve M u h a m m ed idiler888 .
9
719 ylında (Rebiü’l-âhir = Mayıs-Haziran 1319) Z encan Çay1
kıyısında yapılan savaşta âsiler bozguna uğradılar ve ileri gelenlerin
hepsiyakalanıb öldürüldüler 8Ö. Âsi emirler, bilhassa K u r u m ış ı, oğlu
A b d u rra h m a n , îr in c in ve S u lta n A h m ed ’in kızı olan karısı
K e n ç ik (?) H a tu n yiğitçe çarpışmışlardı. E bû S a id tarafından
da Kıpçak A li K u ş ç u ’nun oğlu Ş e y h A li N o y a n temayüz etmişti.
Bizzat hükümdar E bû S a id de savaşta yiğitlik gösterdiği için
“ bahadır" ünvanını aldı.
Anadolu'ya, gelince, âsî emirler, orada bulunan beğlere D e m irta ş’ı
ortadan kaldırıp idareyi ellerine almalarını bildirmişlerdi. Bu beğler,
Esen K u t lu ğ ’un kardeşi K ü r B uğa, Diyarbekir vâlisi S u ta y No-
y a n ’ın oğlu B a ra n b a y (B a ra m b a y ), N u rin N o y a n ’ın (yahut
N u rin oğlu M u h a m m ed d in ) oğlu, S a m a ğ a r ’ın torunu îc i l,
B uka, T o ğ a n ve diğerleri idiler.
Bunlar D e m irta ş’ın Niğde taraflarında bulunmasından da
istifade ederek ordasım basıp her şeyini ele geçirdiler. D em ir taş
bir hisara girip saklandı. Emirlerden K ü r B u ğ a ile I c il arasında
ihtilâf çıkması, D e m ir t a ş’ m yakalanmamasında mühim bir âmil ol­
du. Esasen az bir zaman sonra zaferin Ç o b a n tarafından kazanıldığı
haberi de gelmişti. Saklandığı yerden çıkan D e m irta ş düşmanla­
rından korkunç bir intikam aldı. K ü r B uğa, B uğa, B u la r ğ u 909 1,
S a m a ğ a r’ın torunu î c i l ve diğerleri öldürüldüler. Yalmz B a ra n ­
bay, Diyarbekir'e, babasının yanma kaçabildi01.

87 E b û S a id ’in çok sevdiği Esen K u t lu ğ 718 (1318) yılında vefât etmişti.


İyi ahlâklı ve dirayetli bir emîr olan Esen K u tlu ğ , bu meziyetleri ile Ç o b a n ’m
yerine geçirilebilecek bir emîr idi.
88 V as s a f (S. 642), S u ta y ’ın adını verir ise de, yukarıda işaret edildiği gibi,
o savaşa katılmayarak Diyarbekir*de kalmıştı.
89 V a ssa f, s. 640, 645; H a m d u lla h -ı M ü ste v fî, Tarih-i güzide, Tahran,
1339, s- 6*4 - 615, Tarih-i Şeyh Üueys, s. 150 - 152; H â fız -ı E b rû , s. 100- 104.
90 A k s a r a y ! (322), dalgınlık ile yazmıyorsa bu, başka bir emirdir.
91 A k s a r a y î, s. 321 - 322; V a ssa f, s. 545 - 546.
Âsîler’in mağlûbiyete uğraması Ç o b a n ’ın kudretini arttırdığı
gibi, D e m ir ta ş ’ı da Anadolu’nun rakipsiz hâkimi durumuna getirdi.
Bu sıfatla D em ir t aş, 720 (1320) yılında K onya şehrini ve bölgesini
Karamanlılar'dan aldı. Karaman oğulları ova bölgesinde ancak Lârende
ile iktifa etmek zorunda kaldılar92. Ertesi yıl (721) Ermeni kiralının
ülkesine giren D e m ir t aş, burada bir ay kadar kalarak geniş ölçüde
yağma ve tahriplerde bulunmuş ve hattâ Memlûkler'in Haleb nâibin-
den kendisi gibi hareket etmesini istemişti93. D em irta ş Orta
Anadolu'da, dirlik ve düzenliği tesis etmişti. Yerleşik halkın bundan
memnun olduğunu izah etmeğe tabiî lüzum yoktur. Ç o b a n ’m
oğlu çevresine ilim ve din adamlarını da toplamıştı. Bunlardan bazı­
larının telkini ve yerleşik halkın idaresinden memnun olmalarından
kuvvet alarak, 722 (1322) yılında adına para kestirip, hutbe okutmak
sureti ile hükümdarlığını ilân ettiği gibi, daha ileriye de giderek (ihti­
mal çevresindekiler ve halkça böyle vasıflandığı için) Mehdî-i âhir
zamân olduğunu da ortaya attı.
Her halde yıllar boyunca çok ızdırap çekmiş olan yerleşik halkın
âdil idaresini görerek ona bir kurtarıcı gibi sarıldığı muhakkaktır. D e­
m irtaş, iddia edildiğine göre, İran ve Irak' 1 da E bû S a id ’in elinden
almak gayesini taşımış ve bu maksatla Memlûk sultanından yardım
istemiştir94. Oğlu D e m irta ş’m bu hareketlerini haber alan E m îr
Ç o b a n , mevsimin kış olmasına ve nikris’ten muzdarip bulunması­
na bakmayarak, E bû S a id ’den müsaade alıp Anadolu'ya geldi; kendi­
si ile çarpışmak niyetinde olan bu büyüklük hastası oğluna öğütler
vererek güçlükle yanına gelmeye ikna edebildi. E m îr S ü r g e c i
ve ulemadan N e c m e d d in -i T a b e s î 95, gibi dav-0
2

02 E flâ k î bu tarihi veriyor (s. 977). Anonim Selçuknâme9de ise (s. 94), Konya’­
nın zaptı üç yıl sonra, 723 (1323) de gösteriliyor. Bu, belki Konya?nın ikinci defa
zaptına ait bir tarih olabilir. Çünkü D e m irta ş’ın hükümdarlığını ilân etmesi
için, şüphesiz böyle bir başarıya ihtiyacı vardı.
08 E b û ’ l-F id a , IV, s. 93; İ b n K a d ı Ş u h b e , Tenicami, nr. 864. İstanbul9un
fethinden önceyazılmış tarihî takvimler, yayınlayan O. T u ran , T. T. T ., Ankara, 1954,
s. 70 - 71. Takvimde bu seferin Şevvâl’de (Kasım - Aralık) olduğu da bildiriliyor.
94 H â fız -ı E brû, s. 114. Görebildiğimiz Memlûk kaynaklarında D em ir ta ş’m
yardım istediğine dair bir kayda rastgelemedik.
96 E flâ k î’de: (s. 977) (J ib . Aynı esere göre onun çevresindeki hocalar
başlıca şu zatlar idi: N e cm ed d in -i T a ş tî, T o k a tlı Ş eyh Z âd e, Kayseri hatibi
Z a h îrü d d in , Niğde9\i K a d ı Ş ih âb , K a d ı asker Y a ğ a n ı (?), Barçınlığ (¥Lent)lı
V â iz H üsam (gösterilen yer).
Tanışlarında âmil olmuş bulunan birkaç kişiyi öldürttükten sonra
oğlunu İlhanım katına götürdü. E bû S a id beklenildiği üzere, onu
affettiği gibi, Anadolu emîrliğini yine ona verdi96.
Bu hâdise D e m irta ş’ın. Anadolu'da, hâkimiyetini sağlam bir
şekilde tesis etmek ve genişletmek şeklindeki gayesi üzerinde hiçbir
tesir icra etmedi. Konya9da ve Akşehir9de oturan Selçuklu şehzâdelerin-
den eline geçeni öldürttü. Hattâ Y a z ıc ı O ğ lu ’nun rivayetine göre,
bir gün içinde Konya'da. Selçuklu hânedanına mensup dokuz çocuk
öldürüldü. Akşehir, Simre (.Amasya yöresinde) ve Sinop'dakı hânedan
mensuplarından bazıları kaçıp gizlenmişler, bazıları da Karaman
oğullan*nm yanına gitmişlerdir0 07.
6
D e m irta ş Türkmen beğlerini sıkı bir şekilde kendisine bağlamak
siyasetini güdüyordu. Karaman oğullan9ndan Konya bölgesini almış ve
Karamanlılar9ın elinde yalnız Lârende9yi bırakmıştı. Onlara, ülkeleri­
nin gayet sarp ve içinde berkitilmiş hisarlar bulunmasından dolayı
daha fazla bir şey yapamayacağını biliyordu98. Hattâ A k s a r a y î’ye
göre99, D e m irta ş Karamanlılar9a karşı barışçı bir siyaset takib
etmiştir. Karamanlılar9m ulubeği yine B e d re d d in İb ra h im B eğ
idi. Onun M ûsa, İsa ve H a lil adlı kardeşleri olduğu biliniyorsa
da, Y a h ş i H a n ’ın bunlar ile münasebeti hakkında şimdilik kesin
bir şey söylemek mümkün değildir.
D em irta ş, bu sırada Türkmen beğlerinin en kuvvetlisi mevkiine
yükselmiş bulunan Hamid oğlu F e le k ü d d in D ü n d a r B eğ üzerine

06 H a fız - ı E brû, s. 114, 115; Tarih-i Şeyh Üveys, s. 152; e l- ö m e r î, Mesâ-


likit l-ebsâr, s. 51, 52.
07 Tarih-i Al-i Selçuk, Topkapı Sarayı, III. Ahmed Ktp., yp. 276 a; Bibliothlçue
Nationale, 44 b. Bu hâdisenin 722 (1322) yılından önce olması daha muhtemeldir.
98 Memlûk hizmetinde bulunup 1281 de Mogollar ile yapılan savaşta şehid düşen
Karaman oğlu Evliyamdan daha önce bahsedilmişti. Bu beğden başka e l- M e lik u ’ n-
N â s ır zamanında E m ir N e cm ed d in D e m ir H an b. K a ra m a n ’ı görüyoruz.
J ç L j? (Jİ ^ ilij \ Cj *\a (j j *

(s. 324) Ij OU)j* l£İy b ü U o -l J L * j j


Bununla beraber, Anonim, D e m irta ş’ın Konya?yı 723 (1323) de zaptedip
M ûsa ve D ü n d a r beğleri yakaladığını haber verir (s. 94) Buradaki M usa
B eğ, K a ra m a n o ğlu M usa B eğ’den başkası olamaz. Memluk müverrihleri de
D e m irta ş’ın Karamanlılar ile epeyce uğraştığını söylerler ise de bu, Konya bölgesinin
onların elinden alınması hususu ile ilgili olsa gerektir.
yürüyerek onu Eğridir'de kuşattı. Hamid oğulları'mn ülkesi, İsparta,
Burdur ve Antalya bölgelerini içine alıyordu. Y a z ıc ı O ğ lu A l î ’ye
göre, D ü n d a r Beğ kuvvetli bir beğ idi; hattâ, AydmySaru HanyMenteşe
oğulları ve Osmanlı devleti kurucusu O sm an B eğ vergi verip onu
metbu tanıyorlardı. Bu husus şüphesiz D ü n d a r B eğ’in şahsiyeti ile
birlikte, buyruğunda kalabalık sayıda Türkmen'in bulunması ile
ilgilidir. Bu Türkmenler'in mühim bir kısmını Moğol baskısı ile yeni
gelenler teşkil etmiş olabilir.
D ü n d a r B eğ’in babası Ily a s ve dedesi de H a m id B eğ’d ir100,
D ü n d a r B eğ ’in babası tly a s B eğ ’in, IV. R ü k n e d d in zama­
nında yaşayan uç beğlerinden îly a s B e ğ 101 olması, her halde im
kânsız değildir. Y a z ıc ı O ğ lu ’na göre D em irta ş, D ü n d a r B eğ’e
birşey yapamamış, bilâkis D e m irta ş’ın çekilmesi üzerine, mal ve
davarlarından çoğu D ü n d a r B eğ ’in eline geçmiştir. Fakat Anonim
Selfukname'de D ü n d a r B e ğ ’in 723 (1323) de D e m irta ş tarafından
tutsak alındığı yazıldığı gibi, D e m irta ş ’ın Mısır'a kaçması üzerine,
Hamid oğlu Ish a k B e ğ ’in Mısır'dan gelib ülkesine hâkim olduğu kısa­
ca belirtilir102. Yine aynı esere göre103, D e m irta ş 726 yılı Zilka’de
ayının 11. Perşembe günü (9 Ekim 1326) Beyşehri'ni ele geçirip Eşref
oğlu S ü le y m a n Ş a h ’ı tutsak almıştır. D e m irta ş’ın S ü le y m a n
Ş a h ’ı öldürüp cesedini Beyşehir gölüne attırdığını biliyoruz.104
D e m irta ş’ın Anadolu'da, ortadan kaldırdığı biricik hânedan işte bu
Eşref oğullan' dır.
D e m irta ş’ın D ü n d a r B eğ ’in kardeşi Y u n u s ’un elinde bulu­
nan Antalya'ya, kadar gelip orayı Y u n u s ’un oğullarından M a h m u d
B eğ ’e verdiği anlaşılıyor. D e m ir ta s’m başarılan bunlara inhisar
etmedi. Kara Hisar (Afyon)'ı V ezir F a h re d d in A l i ’nin torununun
elind en ald ığı gibi105, Sivri Hisar' da bulunan B a ltu ’nun oğulları
S u ltâ n -Ş a h ve M e lik Ş a h ’ı tutup bunlardan S u ltâ n Ş a h ’ı
öldürdü106. D e m irta ş yalnız Türkmen beğlerine değil, Moğol emîr-

100 1 . H a k k ı (U zu n ça rşılı), Kitabeler, 1929, s. 229-231.


101 A k s a r a y î, s.71.
102 s. 94. D e m irta ş’ın, E ş re f o ğlu S ü ley m a n B eğ’i öldürdükten sonra,
Hamid oğullan üzerine yürümüş olması da muhtemeldir.
108 s. 94, Tarihî takvimler, s. 40-44.
104 E flâ k î, s. 924, 925; e l- ö m e r î, s. 31.
105 e l- ö m e r î, s. 36.
106 D e m irta ş’ın elinden nasılsa kurtulabilen B a ltu o ğ lu M e lik Şah,
D e m irta ş tarafından öldürüldüğü anlaşılan genç kardeşi S u lta n Ş a h adına
lerine karşı da sert davranıyordu. Nitekim bunlardan on iki binbaşıyı
yakalayıp öldürtmüştü107.
D e m ir ta ş ’ın, Anadolu'daki bu başarılarında, şüphesiz, devletin
idaresini elinde tutan babası Ç o b a n ’ın mühim bir payı vardır. Filha­
kika Beğlerbeği Ç o b a n bu sırada kudretinin zirvesine çıkmış bulu­
nuyordu. Ç o b a n ’ın dokuz oğlundan en büyüğü olan E m îr H aşan,
Horasan ve Mâzendıran, H a sa n ’ın oğlu T âl iş İsfahan, Fars, Kirman,
Ç o b a n ’ın ikinci oğlu Ş eyh M a h m u d Gürcistan ve D e m irta ş
Anadolu'da vâli oldukları gibi, yine oğullarından D ım aşk H o c a da,
E bû S a id ’in nâibi olarak hükümet merkezinde bulunuyor ve işleri
idare ediyordu. £ bÛ ^ Saİ^?in hükümdarlığı sadere hir isim^ÇU jha-
ret idi. Ç o b a n ’ın nâibleri kendi aralarında: “ ona yemek olarak günde
iki kuş yeter55 diyerek E bû S a id 5in kudretsizliği ile alay ediyorlardı.
Ç o b a n ’m şöhreti dünyanın her bucağına ulaşmış ve hattâ Çm’deki
büyük kağandan İran ve Turan ülkesinin veya dört ulusun beğlerbe-
ğiliği tevcih edilmişti. Ç o b a n gerçekten bu tevcihe lâyık bir beğdi.
îyi ahlâklı, temiz imanlı, çalışkan, dirayetli, hülâsa muvazeneli ve
sevimli bir şahsiyet idi. Samimî bir Müslüman ve Moğollar'da pek az
görülen ilke sahibi bir emîr olduğu için, kızı B a ğ d a d H â tû n 5a
yanıp tutuşan hükümdarın arzusunu yerine getirmemişti. Çünkü,
B a ğ d a d H âtû n , E bû S a id ’in halasırıın oğlu G e la y ir Ş eyh
H a şa n ile evli bulunuyordu. E bû S a id ile Ç obanhn aralarının
açılmasında, beğlerbeğinin, hükümdarının bu arzusunu yerine getir­
memesi pek mühim bir âmil olmuştur. Daha sonraki olayların da
gösterdiği gibi, eğer Ç o b a n , B a ğ d a d H â tu n ’u Ş e yh H a sa n 5dan
boşatıp*Ebû S a id ’e verse idi, ölünceye kadar mevkiini muhafaza
edeceğinden pek az şüphe edilirdi. Bununla beraber Ç o b a n ’ın felâkete
uğramasında daha mühim bir âmil, oğlu D ım aşk H o c a olmuştur.
Filhakika E bû Said, D ım aşk H o c a ’dan hoşlanmıyor ve bu emîrin
küstahça ve cür’etkârca davranışları, onun ve yakınlarının nefretini
celbediyordu. D e m irta ş da sert ve haşin hareketleri, muvazenesiz
şahsiyeti ile Ç o b a n ’ın sevilmeyen ikinci oğlu idi. Ç o b a n ’ın Gürcis­
tan hâkimi olan üçüncü oğlu Ş e y h M a h m u d ’un hükümdar tarafın
dan diğerlerine tercih edildiği biliniyor.En büyük oğlu E m îr H a şa n 5a

Sivri Hisar*da 728 de (1327) bir mescit yaptırmıştı (T ah sin Ö z a lp , Sivrihisar


tarihi, Eskişehir, 1961, s. 72-73).
107 Anonim Selçuknâme, s. 94.
gelince, E m îr H aşan, her ne kadar halka karşı merhametli görün­
müyorsa da, görüşleri kuvvetli bir şahsiyet idi.
E bû Said, emirlerinin teşvik ve desteklemesi ile beklenmeyen
bir cesaret göstererek, D ım aşk H o c a ’yı öldürttü; Horasan*dan üze­
rine yürüyen Ç o b a n ’a karşı da azimle karşı çıkıb, bu kudretli adamı
acınacak bir duruma getirdi. Herat'daki Kert hükümdarına sığınan
Ç o b a n , orada E m îr Nevruzdun âkibetine uğradı (Muharrem 728 =
1327 Ocak). Ç o b a n bile bile kendini ölüme sevketmişti. Çağatay-
lar*a ve Altın Ordu hanına sığınmayı, herhalde şerefine yedirememişti.
D e m ir ta ş ’a gelince, D ım aşk H o c a ’nın öldürüldüğü sırada
(15 Şevval 727 = 3 Eylül 1327) Anadolu*nun batı taraflarında bulunu­
yordu108. Türkiye*Tim Antalya'ya, kadar uzanan kısmını idaresi altına
almış ve buralarda dirlik ve düzenliği tesis etmişti109.
Hâdiseyi haber alan D em ir taş, Sivas*a girmeyerek emirleri
ile istişare etti. Neticede, E bû S a id ’e ve askerlerine güvenemediği
için ailesini ve bir kısım servetini Lârende*ye yakın pek muhkem kale­
lerden birine (Yavaş Kara Hisarı ?) yerleştirdikten sonra, aldığı
müsaade üzerine Memlûk sultanı e l- M e lik u ’ n - N â s ır ’a iltica et­
mek üzere Anadolu'dan ayrıldı (727 Zilhicce başları = 1327 Ekim).
Memlûk sultanı tarafından sıcak bir şekilde karşılanan D e m irta ş’ın
yanında ileri gelenlerden A h i O sm an, M a h m u d Şah, Ş a h a n
Şah, Y u n u s o ğ lu M a h m u d vardı110. Bunlardan A h i O sm an
kayınbiraderi, Ş a h a n Ş ah amcası oğlu, Y u n u s o ğ lu M a h m u d
ise Antalya hâkimi Hâmid oğlu Y u n u s B eğ ’in oğlu idi. E n -N â sır,

108 Anonim Selçuknâme’de aynen şöyle bir cümle var (s. 94):

Bu cümleden D e m irta ş’ın, olayı Ala Şehir'de. bulunduğu esnada öğrendiği,


anlamı çıkar ise de, kat’î bir şey söylemek mümkün değildir.
109

“ Savaşta Kayser bile onun gibi gayret göstermedi. Ne D â r â , ne İ s ­


k e n d e r gibi yüz tanesi onun gibi olmadı. Bazen Istanos'u feth etti bazen de
Antalya'da kös çaldı39 (H â fız-ı Ebrû, s. 135-136). Buradaki lstebanos> Antalya böl­
gesindeki mühim kasabalardan biri olan Istanos’tur.
110 A y n î, nr 2395, s. 11. Çağdaş Ib n D e v a d â r î’de (s. 348): M ah m u d
M ah Penah, A h i O sm an ve Yun us.
D e m ir ta ş ’ın ailesini getirtmek için Karaman oğluna. mektup
yolladı ise de, D e m ir ta ş ’ın çocukları: “ bizim orada ne işimiz
var” diyerek Mısır’a gitmeyi reddettiler. Karaman oğlu (B e d re d d in
Beğ) sultana, bunun D em ir t aş ile oğulları arasında bir muvazaa
olduğunu, onun Anadolu'da, çok kan döktüğünü yazdığı gibi, mektu­
bunda D e m ir ta ş ’ı Mısır'ın hâkimiyetim eline geçirmek için oraya
gitmiş olmakla da itham etti. Karaman oğlu mektup ile birlikte Antalya
hâkimi Hâmid oğlu N e c m e d d in îs h a k B eğ’i de gönderdi. İsh a k
Beğ, D e m irta ş Antalya'yı alıp babasını (D ü n d a r Beğ) öldürdü­
ğünden, kan davası için gelmişti111. Bu esnada D e m irta ş’m teslim
edilmesi için, E bû S a id ’in elçileri de gelip gidiyorlardı Neticede
Memlûk sultanı en uygun tedbirin D e m irta ş’ı ortadan kaldırmak
olduğuna karar verdi. Barış içinde olduğu E bû S a id ’den kendisne
bir zarar gelmiyeceğinden emin bulunuyor, buna karşılık, D e m ir ta ş ’ı
tutmakta da hiçbir menfaat görmüyordu. Üstelik D e m ir ta ş ’ın,
tekrar mevki sahibi olduğu takdirde kendisine eskisi gibi güçlükler
çıkaracağını biliyordu. Hülâsa ondan fayda yerine zarar ve tehlike
geleceğini düşünmüştü. Bu mülâhazaların yanında, ikinci derecede
olmak üzere, daha bazı veya birçok sebebler de vardı112.
D em ir taş’m kendisi ile ve kendisinden az sonra Mısır' a gelen
maiyyetinin sayısı bin kişiden biraz fazla idi. Bunların pek çoğunu,
Ç o b a n ’m oğlunun memlûkleri teşkil ediyordu. Anadolu'ya, gelen
Moğol noyanları, Selçuklular ve Türkmen beğleri gibi, Rumlar'dan köle­
ler edinib iç oğlanlarını ve maiyyetlerini bunlardan teşkil etmeye
başlamışlardı. D e m irta ş’m da, mühim bir kısmı Anadolu'da, ailesi­
nin yamnda kalmış çok memlûkü vardı. D e m irta ş’ın oğullarının
Mısır'a, gelmek istememelerinin bir sebebini de kalabalık sayıda
memlûkler'e sahib olmaları teşkil ediyordu. D e m irta ş’ın Orta Anadolu'­
da, dirlik ve düzenliği kurarak yerleşik halkı memnun ettiği, pek
harab bir durumda bulunan bu bölgenin de zamanında mamur bir
hale doğru yöneldiği bir vâkıadır. Bu böyle olmakla beraber, D e m ir­
taş, Konya ve ona komşu olan bölgeleri (N iğd e, A k s a ra y ) elinde
tutabilmek için ilk defa olarak buralara Moğol oymaklarını getirmiş
ve bunlar adı geçen yerlerde, oba oba olmak üzere, yurd tutmuş­
lardı. Bu Moğol oymakları Karaman oğulları devletinin genişlemesini

111 M a k r iz î, II, s. 297.


112 Bunlar hakkında aynı esere bak. (s. 297-299).
önledikleri gibi, yaşadıkları bölgenin yeniden gelişmemesinin de mü­
sebbibi oldular. Bu oymakların bilhassa X IV . yüzyılın ikinci yarı­
sında tam bir karışıklık unsuru haline geldikleri aşağıda görülecektir.
D e m ir ta ş ’ın Mısır9a kaçıp orada öldürülmesi, Anadolu'da.
mühim değişiklikler meydana getirmedi. Hamid oğlu N e c m e d d in
tsh a k Beğ, Mısır9dan dönerek babasının ülkesine hâkim oldu ve
Eğridir9de sâkin bir hayat geçirmeğe başladı. Eşref oğlullarından kimse
kalmadığı için onların ülkeleri Karamanlılar ile Germiyanlılar arasında
paylaşıldı.
E b û Said, Ç o b an h ortadan kaldırmış olmakla beraber Çoban­
lıların nüfuz ve hâkimiyeti altında yaşamaktan kurtulamamıştı.
Şimdi de devletini, R e ş id ü ’ d - D în ’in oğlu ile birlikte, evlendiği
Çobandın kızı B a ğ d a d H â tû n idare ediyordu. Ancak şu farkla
ki, E bû S a id buna istiyerek katlanıyordu. Çünkü B a ğ d a d H â tu n ’u
çok seviyordu. Ona “ Hünkâr99 lâkabı verilmişti. B a ğ d a d H â tû n
sayesinde Çoban\ı\ax9ın hayatta kalanlarına hiçbir şey yapılmadığı
gibi, itibar görmeye bile başladılar. D e m irta ş’ın oğullarının
Mısır'a, gitmek istememelerinin bir sebebi de bu idi.
E bû Said , Anadolu emirliğini dayısı U y r a t M u h a m m e d i
verdi. Öbür dayısı A li P â d işâ h Bağdad, K u tlu ğ Ş a h ’m oğlu
İk b a l Şah Gürcistan, N â rin T u ğ a y Horasan vâliliklerine tayin
olundular. S u ta y eskisi gibi Diyarbekir vâlisi idi. Ulus emirleri de,
B a ğ d a d H â tu n ’un eski kocası C e la y ir Ş eyh H aşan, E sen
K u tlu ğ o ğ lu M ah m u d , S e v in ç ’in kardeşi Ö ğ rü n ç , Kıpçak
A li K u ş ç u ’nun oğlu Ş eyh A li idiler.
Fakat devlet işleri B a ğ d a d H â tû n ile vezir G ıy a s e d d in
M u h am m ed tarafından yürütüldüğü için, beğler onlara karşı
husumet duymakta idiler. 729 (1329) yılında Horasan vâlisi N â rin
T u ğ a y ile T a ş T im ü r’ün isyanı tamamen bu husus ile ilgilidir.
Aynı yılda, Uyrat M u h a m m ed Anadolu emirliğinden azledilip bu
memuriyet Uyğur Esen K u t lu ğ o ğ lu M a h m u d B e ğ ’ e verildi.
Fakat, gerek E m ir M a h m u d ’un gerek selefi M u h a m m ed ’in
Anadolu'daki emirlikleri hakkında hiçbir bilgi yoktur.
732 (1331 - 1332) de Diyarbekir vâlisi E m ir S u ta y vefât etti.
Memlûk müverrihleri E m ir S u ta y ile H ü le g ü ve A b a k a devrin­
deki E m ir S in u ta y ’ı aynı şahıs sanmışlardır. S u ta y ’ın ölümü
üzerine Diyarbekir vâliliğine Uyrat C ic e k g ü r e g e n ’in oğlu A li
P â d işâ h tayin edildi.
Aynı yılda (732) C e la y ir Ş e y h H aşan, E bû S a id ’in buyruğu
üzerine Kemah kalesine sürülüp, orada hükümdarın halası olan anası
ile birlikte oturmaya başladı. Bunun sebebi, kendisinin eski karısı
B a ğ d a d H â tû n ile mektuplaştığı yolunda bir ithamın ortaya atıl­
ması idi. Bu yüzden B a ğ d a d H â tû n da gözden güştü. Fakat çok
geçmeden bunun bir iftira olduğu meydana çıktığı için B a ğ d a d
H â tu n ’un itibarı iade edildi. Ertesi yıl (733= 1332 - 1333) Anadolu
emirliğine A lğ u o ğ lu D e v le t Şah tayin edilmiş ise de, oraya
varır varmaz öldüğünden, bu memuriyet Kemah kalesinde bulunan
C e la y ir Ş e yh H a sa n ’a verildi. Esen K u tlu ğ o ğ lu E m ir
M a h m u d ’a gelince, o merkeze dönmüştü. Nitekim 734 (1333 - 1334)
yılında, E bû S a id ’in, E m îr M ü s a fir în a k ’ı yükseltmesini çeke­
meyip bu emîri bertaraf etmek isteyen N iru n A k a o ğ lu N ik rû z
o ğ lu S u lta n Şah, Kıpçak B a y ıtm ış o ğ lu M u h am m ed Bcğ,
P iltc n o ğ lu E m îr M u h am m ed , Eski Fars hâkimi M u h a m ­
m ed Ş ah î n c u v e E r e t n e gibi emirlerin arasında o da bulunu­
yordu. Yapılan teşebbüsün muvaffak olamaması üzerine, onlar­
dan lıcr biri bir kalede hapsedildi. Ancak E m îr M u h am m ed ,
yine halis bir Tiirk olan Horasan vâlisi Ş eyh A li’nin yamna gönderil­
diği gibi, Er e t ne de Anadolu'ya kaçtı. Bu ülkede vâli bulunan C e la ­
y ir Ş eyh H aşan, E bû S a id ’e ricada bulunarak onu affettirdiU3.
Yukarıda, E re tn e ’nin ağabeyilcrinin K u ru m ışı ayaklanma­
sına katıldıkları için öldürülmüş olduklarından bahsedilmişti113 114.
E retn e ’nin bu olaydan sonra, D c m irta ş ’ın maiyyet emirlerinden
olmak üzere, Anadolu'ya geldiği tahmin edilebilir. D e m ir t aş Mı­
sır’a kaçtığı zaman Eretne de S u n k u r A ğ a ile birlikte K a ra m a n
o ğlu B e d re d d in B eğ’in yanına gitmişlerdi11516 . E re tn e ’nin ne
zaman ve hangi vesile ile İran'a gittiği ve merkezdeki emirler arasına
katıldığı üzerinde bilgi yoktur. Ancak 729 yılında Anadolu vâliliğine
tayin edilen kavimdaşı E sen K u t lu ğ o ğ lu M a h m u d ’un İran'a
dönerken E re tn e ’yi de birlikte götürmüş olması muhtemeldir.

113 E bû B ek r-i e l-K u tb î, s. 157.


114 Bunlardan T a r ım t a z ’m 712 (1312) yılında K o n ğ u r ta y ’ın oğlu K u r u ­
naışı’nın bertaraf edilmesi için Muş bölgesine gönderildiğini biliyoruz. (K âşâ n î, yp.
200 a).
116 Anonim Selçuknâme, s. 95. Tarihî takvimlerde (s. 12, 13, 46, 47), E re tn e ’
nin Karaman oğlu’nun yanına gitmesinin 724 (1324) veya 726 (1326) tarihinde olduğu
görülüyor ise de bunlara, anlaşılacağı üzere, bu bakımlardan güvenilemez.
El$û S a id B a h a d ır H an 736 yılında (1335) genÇ YaŞ*a vefat
etti. O, dirayetli bir hükümdar olmamakla beraber, halka karşı şef
katli idi; emirlerden ve mülkî memurlardan halka adâletle muamele
etmelerini istiyordu; hattâ itaatsizlik göstermiş emirlere çok defa
ceza vermeyerek affetmişti. Bu keyfiyet E bû S a id ’in sadece kuvvetli
bir şahsiyeti olmamasından ileri gelmiyordu; davranışlarının dedele
rininkinden farklı olması tabiî idi. Devrinde Moğolların yabancılık
duygusundan kurtulmuş olmaları sadece zamanla değil, bilhassa
lslâmiyetin ve onunla birlikte yürüyen türkleşme'nin kuvvetlenmesi
ile ilgilidir. Bu husus Moğollar ile Batı Türklerini gittikçe birbirine
yaklaştırmıştır. E bû S a id ’in ölümünden az sonra başlayan dahilî
mücadele, llhanlı devletinin sür’atle parçalanmasına ve enkaz üzerinde
kısa ümürlü birtakım beyliklerin kurulmasına yol açtı. K ınla kınla
azalmış olan Moğol asilzadesinin kalıntısı da bu son mücadelede
tamamen mahvolup gitti. Buna karşılık fırsat gözetmekte olan Türk-
menler gittikçe ehemmiyet kazandılar.
E bû S a id ’in ölümü üzerine A r p a ğ a ’u n 1 (kısaca A rp a ) hanlık
tahtına çıkarıldı. A r p a ğ a ’ un, Arık Buga kolundan idi. Hülegü ko­
lundan hükümdarlık yapabilecek bir kimse bulunamamıştı. Fakat,
■ Diyarbekir vâlisi A li P a d işa h A r p a ’nm hanlığını tanımadı. B a y d u ’-
nun torunu M u sa ’yı han ilân edib, A r p a ’nın üzerine yürüdü. Ali
P â d işâh , evvelce birkaç defa işaret edildiği gibi, Diyarbekir bölge­
sindeki kalabalık Uyrat boyunun bcği ve G ü y ü k K a ğ a n ’ın gtivcyisi
Tengiz’ın soyundan idi. Babası C ic e k ’in güregen, kızkardeşinin
(H acı H âtûn ) de E b û S a id ’in anası olduğunu biliyoruz. A li
P â d işâ h harekete geçmeden önce birçok emirler ile de anlaşmıştı.
A li P â d işâh , Uyrat, Uygur ve Türkmenler’den müteşekkil ordusu
ile 2 Hemedan yöresindeki Cağatu çayı kıyısında A r p a ile karşılaştı.
Ordusunun sayısı onbinden fazla değildi. Filhakika A li P â d işâh ,
ümidini daha çok A r p a ’nm ordusundaki emirlerin kendisine katıl­
malarına bağlamıştı. Nitekim savaş başladığı sırada, tümen beğlerin-
den Esen K u tlu ğ o ğ lu M a h m u d ile N u rin A k a o ğ lu N ik rû z
o ğ lu S u lta n Ş a h ’ın, A li P â d işâ h tarafına geçmeleri, A r p a ’nın
yenilmesine sebeb oldu (736 Ramazan = 1336 Nisan) 3. Ancak altı ay

1 Bu ad, herhalde K â ş ğ a r lı’daki Arpağan kelimesi ile aynı olsa gerektir.


A rp a ğ a n , a rp a ’ya benzer başağı olan, evini bulunmayan bir nebattır {Divânu
lügat-it-Türk, türkçe tercümesi, T .D .K ., İstanbul, 1939, I, s. 140)1
J j * jj eta ü N j j <L)loj a
(Ş eb ân k âreî, yp, 270b).
3 E bû B ckr c l- K u t b î (s. 159), A rp a ’nın ordusunda her biri, bir binliğe
kumanda eden, altmış beğ bulunduğunu kaydettikten sonra, büyük emirlerden
Uyğur ö ğ r ü n ç ’ün, diğer bazıları gibi, A li P â d işa lı’m tarafına geçmeyip yerinde
kaldığını yazarken,Şcbânkârcî (269 b,272 b) ö ğ r ü n ç B ah şi’nindc buyruğundaki
Uyğur tümeni ile A li P â d işâ h tarafına geçtiğini ve bunu kavmiyyet duygusuyla
yaptığını söyler. Ş e b â n k â re î’ııin Uyğur ile Uyrat'ı birbirine karıştırmış olduğu
anlaşılıyor. Ş c b â n k â r cî,E b û B ekr c l- K u t b î kadar güvenilir bir müellif değildir.
Fakat E m îr ö ğ r ü n ç A li P â d işâ h zamanında büyük emirlerden biri olarak
mevkiini muhafaza etmiştir. Mûsa H an ’ın adları yarlığlara yazılan büyük emir­
leri, e l- K u t b î’ye göre (s. 162):
Ş e yh H aşan (Celayir), Ö ğ rü n ç {Uygur), A r tu k Şah (?), Esen K u t lu ğ
o ğlu M ah m u d {Uyğur) idiler. Tabiî bunların başında da A li P â d işâ h v a r d ı.
hükümdarlık süren A rp a yakalanıp öldürüldü. Yerini M ûsa aldı,
fakat bütün iktidar A li P âdiş ah’m elinde idi. Bu da ancak dört ay
devam etti.
E m îr S u t a y ’ ın 732 (1332) yılında ölümü üzerine4, oğlu H a c ı
T u g a y ailenin başına geçmişti. S u ta y ’ın en büyük oğlu B aran -
b a y (B a ra m B ay) bu tarihte hayatta değildi. A li P â d işâh , daha
önce Sutaylılar’ı perişan etmiş ve onlara acılar çektirmişti. H a c ı
T u ğ ay daha büyük felâketlere uğramamak için, Anadolu vâlisi
C e la y ir Ş eyh H a sa n ’ı A li P â d iş a h ’ın üzerine yürümeğe teşvik
ediyordu. C e la y ir Ş e yh H aşan, bilhassa H a c ı T u ğ a y ’ın bu
ısrarlı teşvikleri neticesinde Hülegü soyundan M u h a m m e d ’i han
ilân ettikten sonra harekete geçti. Ş e yh H aşan ve A li P â d işâ h
736 yılının son ayında (Temmuz 1336), Aladağ yakınındaki Kara-
dere9de karşılaştılar. Ş eyh H a şa n ordusunun sağ koluna H a c ı
T u ğ ay, sol koluna da Ç o b a n ’ın oğlu S u rğ a n kumanda ediyor­
lardı. Savaşı Ş eyh H aşan kazandı; A li P â d işâ h öldürüldü.
M ûsa H an Uyratlar ile Bağdad tarafına gitti. Böylece iktidar Ş eyh
H as a n ’ın eline geçti. Fakat M ûsa H an A li Pâ diş a h’m kardeşleri
M u h a m m ed B eğ ve S e y fe d d in H â fız ile mücadeleye devam
ettikleri gibi, Horasan vâlisi Kıpçak Ş e y h A li de, A li P â d işâ h ve
Ş eyh H a sa n ’a imtisalen Cengiz soyundan T u ğ a T im u r ’u han
ilân etmiş ve hattâ Azerbaycan üzerine yürümüştü. Bununla beraber
bu yürüyüş başarısızlıkla neticelendiği gibi, M û sa H an, Esen
K u tlu ğ o ğ lu M a h m u d ve Ö k rü n ç bertaraf edildiler5*. Fazla

4 Su tay, dindar, halka karşı şefkatli, cesur ve dirayetli bir beğ olarak Memlûk
müverrihleri tarafından öğülür. Türbesi Musul'da, bulunuyordu. S u ta y ’ın ölümünde
yüz yaşından fazla olduğu ve H ü le g ü ’nün Bağdad kuşatmasına katıldığı söylenir ki,
gerçekle ilgisi yoktur. Bu haberin kaynağı İb n H a b ib (Dürretü'l-eslâk, Ayasofya ktp.
nr. 849, yp. 234 b) ile S a fe d î’dir (.Â’yânü’l-asr, Ayasofya ktp., nr. 2964, IV , yp. 48 b).
Diğer müverrihler hep bu iki kaynağa dayanır (îb n H ac er, ed-dürerü’l-kâmine,
Haydar Abdd, 1348, II, s. 178, 179; İb n T a ğ r ı B irdi, el-Menhelus-sâft, Nuruosmaniyt
ktp., nr. 3428, I, yp. 3530 a-b). Bu rivayet, evvelce belirtildiği gibi, H ü le g ü ve
A b aka devrindeki büyük emirlerden S ün i t ay ile G a z a n ın emîr-i dhur’u olarak
siyasî sahneye çıkan Su tay N o y a n ’ın aynı şahıs sanılmasından ileri gelmiştir.
5 Bu beğleri 738 (1339) de Muğan kışlağında C e l a y i r Şeh H a şa n öldürt­
tü ( H â f ı z -1 E b r û , s. 156). Halbuki onlar kendisine iltica etmişlerdi. M a h -
m ud’un dirliği başlıca Hemedan bölgesi idi. M a h m u d ’un A y M e lik adlı bir
kardeşini tanıyoruz. A y M e lik 743 (1342) yılında Curbadakan taraflarında
bulunuyordu. Ş e yh H a s a n ’m kardeşi M e lik E ş r e f ve amcası Y a ğ ı B astı
olarak, Horasan'a dönen Kıpçak Ş e yh A li, orada N e v r u z ’un oğlu
A rğ u n Şah, A li P â d iş a h ’m kardeşi M u h am m ed B e ğ d zKürdler
tarafından öldürüldüler6. Bu suretle Ş e yh H aşan rakiblerinden
kurtulmuş oldu. E rctn e Anâdolu'day H a cı T u g a y ~Musul'dan
Erzurum'a, kadar uzanan Doğu Anadolu bölgesinde, K a r a H aşan
Bağdad taraflarında, S u rg a n Anan' da, M a h m d Şah în c u ’nun
oğlu M e s ’ ud Şah Fars'da, onu metbu tanıyarak, hüküm sürüyor­
lardı. Ancak çok geçmeden Ş eyh H a sa n ’ın karşısına beklenmedik,
yaman bir rakib çıktı ki bu, D e m irta ş ’ın oğlu, adaşı Ş eyh H aşan
idi.
D em irtaşh n dört oğlu vardı: Ş e y h H a sa n ? M e lik Eşref,
M e lik E şter ve M ısır M elik . Bunlar babaları Mısır'a kaçtığı
zaman Anadolu'da, bulunuyorlardı. D e m irta ş’ın oğullarına, halaları
B a ğ d a d H â tu n ’un himayesinden dolayı, birşey yapılmadı. Baba­
larının bırakmış olduğu servet ve kölelerden müteşekkil askerleri
de kendi tasarruflarında idi. Ş e yh H aşan, işte bu kölelerden baba­
sına çok benzeyen birinin D e mi rt aş olduğunu ilân etti. Ertafa yay­
dığına göre, D e m irta ş Mısır'da hapisten kurtulup bir müddet

Şiraz'a giderlerken Curbadakan yöresinde Esen K u t lu ğ o ğlu A y M e lik ’in


kalabalık bir oymak topluluğunun başında bulunduğunu öğrenince ona doğru
yönelerek savaşta galip gelip pek çok ganimet ele geçirdiler (M îrh on d, Rauzatu's-
safây LuknoVy 1332, V, s. 184). M a h m u d ’un, M u h am m ed Beğ adlı oğluna gelince,
bu emir 740 (1340 Mayıs) da Cağatu'da yapılan savaşta Celayir Şeyh Hasan’m
ordusunda yer almıştır (M ihond, V , s. 183). Bu aile Hemedan, Kürdistan veHuveyza
bölgesini idare etmişti (Şeb ân k âreî, yp. 275 b-276 a).
ö ğ r ü n ç ’ün oğullarına gelince onlar, Ç o b a n lı Şeyh H aşan ile C e la y ir
Şeyh H âsan ’ın mücadeleye girişmeleri üzerine, tabiî olarak, Çobanlılar'ın tarafını
tutmuşlardı. Hattâ zafer’i müteakip Ç o b a n lı Şeyh H aşan , Ö ğ r ü n ç ’ün oğullarını
Uyratlar ile Sultaniye'nin fethine göndermişti (H â fız-ı Ebrû, s. 158) Bunlardan
E m îr A li’yi tanıyoruz (Ebu B ekr e l-K u tb î, s. 166). ö ğ r ü n ç ’ün oğulları 738
(1337-1338) yılında Hûzistan ve Kürdistan taraflarını ellerine geçirmişlerdi (H â fız-ı
E brû, s. 159).
6 Uyrat M uh am m ed Beğ, G e y h a tu ’nun kızı olan hâtûnu^ K u tlu ğ M elek
ile birlikte öldürülmüştü ((Ebû B ekr e l-K u tb î, s. 163). M uh am m ed B eğ’in
îs a Beğ adlı oğlunu tanıyoruz ki, Uyratlar'ın başında C e la y ir Ş eyh H aşan ve
Ş e yh Ü v e y s ’in emirleri arasında yer almıştır (Ebû B ekr e l-K u tb î, s. 181);
Kendisi ve oğlu 774 (1372-1373) yılına kadar hayatta idi. Ona Memluk divânından
aynı yılın 5 Cumadel âhire’sinde mektup yazılmıştı (Kitab icabeti's-sâil ilâ mâ'rifeti'r
-resâil, Paris Bibliotheque Nationale, nr. 4437, yp. 42 b). îs a B eğ’in A li Beğ adlı
bir oğlu vardı (gösterilen yer). ____ ______
gizli olarak (birkaç defa hacca gidip) şurada burada dolaştıktan
sonra çocuklarının yanına gelmişti. Ş e yh H a şa n bu maksatla
Anası D e v le t H a tu n ’u Düzmece D e m irta ş ile evlendirmiş ve
ona gereken her türlü tazimde bulunmuştu. Ş eyh H aşa n gerçekten
bu hiylesinde inanılmaz bir başarıya ulaşmış ve Düzmece D e m ir taş’ın
etrafına Çobanlılar'dan^ Uyratlar'dan ve Türkmenler'den mühim bir kuv­
vet toplanmıştı. Bunların çoğu, başına toplandıkları adamın düzme
olduğunu bildikleri halde sırf menfaat ve mevki elde etmek için ona
katılmışlardı. Ş eyh H aşan, adaşı C e la y ir Ş eyh H a sa n ’a ve
H a c ı T u ğ a y ’a, Düzmece D e m irta ş’ın ağzından mektuplar gön­
dererek onlardan kendisine itaat etmelerini istedi78 . Bu emirlerin
reddetmeleri üzerine, Ç o b a n lı Ş e y h H aşan , D ü zm ece D e m ir­
taş ile birlikte harekete geçti. D ü z m e c e D e m irta ş’ın sarı renkli
sancağı üzerinde kelime-i şehâdet ve “ Tanrının azatlısı D e m irta ş ”
sözleri yazılı id i0. Aladağ'dakı ]$ehr-i Nev yakınında yapılan savaşta
C e la y ir Ş eyh H aşan ile müttefiki H a c ı T u ğ a y yenildiler (27
Zilhicce 738 = Temmuz 1338). Fakat D ü zm ece D e m ir ta ş ’ın
yine Ç o b a n ’m torunlarından birinin tahriki ile Ş eyh H a sa n ’ı
öldürmeye teşebbüs etmesi üzerine birbirlerinden ayrıldılar. Ş eyh
H aşan hüviyetini açıklamasına rağmen yine de D ü zm ece D em ir-
taş’ın yanında çoğu Uyratlar'dan olmak üzere, bir kuvvet bulunuyor­
du. Çobanlı Ş eyh H aşa n bu sefer U lc a y t u ’nun kızı ve amcası
S u rğ a n ’m anası S a tı B eğ’i hükümdar ilân etti ve bu tedbir ile
Anan ve Azerbaycan'a, hâkim oldu. D ü zm ece D e m irta ş Uyrat
beğleri ile birlikte Bağdad ve Irak-ı Arab'ın diğer bazı bölgelerini
istilâ etmişti. Uyğur Ö ğ r ü n ç ’ün oğulları Kürdistan ve Hûzistan'da,
Uygur E re tn e de Anadolu'da, idareyi ellerine aldılar. 739 (1338 - 1339)
yılında Uyratlar ile geçinemeyerek Bağdad'dan kaçan D ü z m e c e "
D em irta ş, yakalandı ve Çobanlı Ş e yh H a sa n ’ın huzuruna götürül­
dü. Ş e yh H aşan bizzat ortaya çıkardığı bu adamı yine kendi eliyle
ortadan kaldırdı9. Bunu müteakip Çobanlı Ş eyh H aşan, C e la y ir

7 M u fa d d a l b. E b i’ l-F a d â il, Paris BiblioMque Nationale, nr. 4525, yp. 233b.


8 Aynı müellif, yp. 235 b.
9 D ü zm ece D e m irta ş’ın menşei hakkında muhtelif rivayetler vardır. H âfız-ı
E brû, bu şahısın D e m irta ş’ ın n â ib i H a c ı H am za ’nın kölesi ( ^ p; t i )
olup, türkçe konuşan ( J î j ) bir kimse olduğunu ve Karaçeri adını ( ^j>-\J» \
taşıdığını yazar (s. 156) ve diğer bir yerde de (s. 158) onun bir Türkmen idiğini,
Ç o b a n lı Ş e yh H asan ’ın ağzından nakleder. E bû B ekr e l- K u t b î’ye gelince
Ş eyh H a sa n ’ı Bağdad'a. çekilmek zorunda bıraktı; S a tı B eğ’i
ta h tta n in d irip , yerine H ü le g ü ’nün oğlu Yaşmut kolundan
S ü le y m a n ’ı geçirdi ve S a tı B eğ ’i zorla onunla evlendirdi(740).
Bu tarihten itibaren, Çobanlılar ile Celayirliler arasında yeni bir müca­
dele devri başladı. Çobanlıların Rum ve Canikli kölelerden müteşekkil
maiyyet kuvvetleri olduğu gibi, Türkmenler'den de kumandan ve
askerleri vardı. Bu Türkmenler'in hepsinin veya bir kısmının Çobanlı
adını taşıdığı anlaşılıyor. Bunlar İ r a n ’da yurd tutmuşlardı. Bunlar­
dan başka, Çobanlılarım buyruğunda Kıpçaklar, Barumlar, Herbatan-
lar ve Önğüt'ler de bulunuyordu. Irak Arabana, çekilen C e la y ir Ş eyh
H a sa n ’a gelince, başlıca kendi oymağı Celayirliler ile Uyratlar'a
dayanıyordu. A li P â d iş a h ’m kardeşi S e y fe d d in H â fız, şimdi
müttefiki id i10. Esen K u t lu ğ ’un torunu M u h a m m ed B eğ de
(Hemedan hâkimi ?) onun emirleri arasında yer almıştı. Fakat bu esna­
da H a c ı T u ğ a y ’ın yeğeni B a ra n b a y o ğ lu İb ra h im Şah
Çobanlılar'm taraftarı olduğu gibi, H a c ı T u ğ a y ’ın da C e la y ir
Ş eyh H aşan ile arasının açık olduğunu biliyoruz11. Bunun sebebi
kesin olarak bilinemiyor. C e la y ir Ş e y h H aşa n 740 yılının son
ayında (1340 Haziran), Çobanlı Ş e ylı H asan ~ Karşısında ağır bir
yenilgiye uğradı. C e la y ir Ş e y h H aşan müşkil bir duruma düş­
müştü. Bu sebeble A li P â d iş a h ’ın kardeşi S e y fe d d in H â fız ile
birlikte Mısır'a elçi gönderib E n - N â s ır ’dan Bağdad, Musul ve
Irak-ı Acem'i kendisine teslim edeceklerini ve buralarda adına hutbe
okunacağını, bunun için asker yollamasını rica ettiler. Ş e yh H aşan

(s. 164-165), o d a D ü zm ece D e m irta ş’ın, H a c ı H am za ’nın, K a r a adlı-


yoksul bir Moğol nökcri olduğunu bildirir. M u fa d d a l ibn E b ’ il F c d â il’c göre
(264 b), D ü zm ece Dem ir taş, gerçek Demir taş’ın kölelerinden {memlûk) biri olup
yanyana oturduklarında birbirinden ayırt edilmezdi. Bu kayıtlardan D ü zm ece
D e m irta ş’ın bir köle olduğu ifadesinin doğruluğunu kabul edebiliriz. Ona verilen
Kara çeri {^j9r \ j) adına gelince, bu isim, E b û B ekr e l- K u t b î ’nin teyid ettiği
üzere (s. 166), aslında Kara Cimri şeklinde, tezyif makamında verilmiş bir lâkaptır.
Yani kara türkçe yoksul, bedbaht, cimri de aynı anlamda olduktan başka d ü zm ece
veya öyle gösterilmek istenen şahıslar için kullanılan bir tabirdir (bizim Selçuklu
şehzadesi hakkında kullanıldığı gibi).
10 S e y fe d d in H â fız , evvelce bir müddet T u ğ a T im u r ’un hizmetinde
bulunmuştu (Ş eb ân k âreî, yp. 275 b). Gerek H â fız ve gerek yeğeni Isa Beğ,
bilhassa Er bil ve Kerkük yörelerini ellerinde bulunduruyorlardı.
11 Sebebi malûm olmamakla beraber, bunun H a cı T u ğ a y ’ın eski düşmanı
S e y fed d in H â fız ile ilgili olması muhtemeldir.
ayrıca H a c ı T u ğ a y ’ın kendisi ile barışması için, sultandan nüfuzunu
kullanmasını rica etmişti. Gerçekten e l- M e lik ü ’ n - N â s ır ’ın müda­
halede bulunması sonucunda H a c ı T u ğ a y , C e la y ir Ş e yh H aşan
ile barıştı12. Fakat bu, kendisine pahalıya mal oldu. Aynı yılın
yazında Çobanlı Ş eyh H aşan Sutaylılar'm yaylakları olan Mıış
bölgesine gelerek görülmemiş yağma ve tahriplerde bulundu. De-
m irta ş’ın oğlu yanında kukla hükümdarı S ü le y m a n H an olduğu
halde Mardin'e kadar uzandı ve Sutay ulusunun beğliğini B aran-
b a y ’ın oğlu İb ra h im Ş a h ’a verdi. Oradan yine Sutaylılar'a ait Er­
zurum'a, gelen Ş eyh H aşan, Erzurum'da, ağır vergiler topladıktan
sonra, Haşan Kalesi'nde mescid ve mimberlerin yakılmasına kadar
giden korkunç tahripler yaptı. Hattâ, H a c ı T u g a y ’ın oğlu Ş eyh
H a sa n ’ın cesedini mezardan çıkartıp başını kestirdi; Sutay\a.x'\ bir
müddet Avnik kalesinde kuşattıktan sonra Tebriz'e döndü (741 Cu-
madelûlâ=i340 Ekim - Aralık)13. Haçı Tuğay gerçekten büyük bir
felâkete uğramıştı. Fazla olarak yeğeni İb ra h im Şah da şimdi
kendisi ile beğlik mücadelesine girişmişti. Ç o b a n lı Ş eyh H a sa n ’ın
şiddeti gerek onu, gerek müttefiki C e la y ir Ş e yh H a sa n ’ı öyle
yıldırmıştı ki, Mısır sultanına, asker gönderdiği takdirde ülkelerini
teslim edeceklerini bildirdiler; onun adına hutbe okuttular. Bağdad'da
yine Memlûk sultanı adına para kesildi. Hattâ, e n -N â sır’ın isteği
üzerine rehine olarak, H a c ı T u ğ a y , yakışıklı oğlu i ve
Ş eyh H a şa n da yeğeni İb ra h im Ş a h ’ ı gönderdi. Bunların yanın­
da Bağdad, Musul, Âmid kadıları da vardı. Kadılar Memlûk hüküm­
darına Ş eyh H aşan B eğ ve H ası T u ğ a y ile bunların ülkelerin­
deki her sınıftan halkın ileri gelenlerinin itaat edeceklerini gösteren
yeminnâmeleri takdim ettikleri gibi, Bağdad, Musul ve Diyarbekir'de
adına hutbe okunduğunu bildirdiler. Azerbaycan üzerine bir ordu
göndermeye kat’î bir şekilde karar vermiş olan e l- M e lk ü ’ n -N â sır,
hazırlıkların sür’atle bitirilmesini emretti. Tam bu sırada C e la y ir
Ş eyh H aşa n ile H a c ı T u ğ a y ’ın Çobanlılar ile barış yaptıkları haberi
geldi. Bu haber, esasen hasta olan sultanı son derece üzdü, hastalığı
ağırlaştı ve az sonra Memlûk devletinin bu büyük hükümdarı vefat

12 M u fa d d a l, yp, 1251 b ; M a k r iz î (11,3.489), bundan 740 yılında


bahseder.
13 H â fız -ı Ebrû, s. 165-166.
etti ( ıı Zilhicce 7 4 1 = 2 8 Haziran 1341) 14. Farsça kaynaklarda
C e la y ir Ş eyh H a şa n ve H a c ı T u ğ a y ’ın Çobanlılar ile anlaştık­
larına dâir bir kayıt yoktur. Fakat Memlûk müverrihlerinin sözlerinin
doğruluğuna inanılabilir. Bu böyle olmakla beraber, 742 (1341)
yazında Ç o b a n lı Ş eyh H a ş a n ’ın yeniden Van Gölü kuzeyindeki
Aladağ’a. giderek askerlerine Sutaylılar'ın yurdunda geniş ölçüde tah­
ribat yaptırdığı ve H a c ı T u ğ a y ile yeğeni İb ra h im Ş a h ’m barış­
tıklarını duyunca da aynı yılın son ayında (1342 Mayıs) tekrar
Sutaylılar'm yurduna gelerek Bulamk'da. Sutaylılar'm evlerini yağma-
latıb pek çok ganimet elde ettiğini görüyoruz k i,15 Şeyh H a sa n ’ın
bu gibi davranışlarına şüphesiz ki hayret edilmez. H a c ı T u ğ a y
D e m irta ş’ın oğlundan öldürücü darbe yemiş olmasına rağmen yine
de mücadeleden vazgeçmiyordu. Hakikaten H a c ı T u ğ a y yılmak,
sınmak nedir bilmeyen bir adam dı16.
Ç o b a n lı Ş e yh H a s a n ’ın faaliyetlerini dikkatle takip ettiği
bir emîr de Anadolu'daki Uygu? E re tn e idi. C e la y ir Ş e yh H aşan
736 (1336) da A li Pâdişahhn üzerine yürüdüğünde E r e tn e ’yi
Anadolu'da naibi olarak bırakmıştı17. E r e tn e ’nin 738 (1338- 1339)
yılında Memlûk sultanına elçi göndererek tâbiiyyetine girmek iste­
diğini bildirmesi üzerine kendisine Anadolu ülkesi nâibliği (vali)
menşuru gönderilmişti. Onun bu şekilde hareket etmesinin sebebi,
K ü ç ü k Ş eyh H a sa n ’ın bu esnada D ü zm ece D e m irta ş ’ı ortaya
çıkararak faaliyete geçmesi ve B ü yü k Ş e yh H a s a n ’ı aynı yılın
son ayında yenmesi ile ilgili olsa gerektir1819 .

14 M u fa d d a l, yp., 559 a. Bu müverrih’e göre, C e la y ir Şeyh H aşan ile


H a c ı T u ğ a y ’ı anlaşmaya ikna eden Ç o b a n lı Şeyh H aşan olmuştur ki,
onun insan kandırmakta veya aldatmakta hayret edilecek bir kabiliyeti oğduğunu
pek iyi biliyoruz. M a k r iz î, Çobanlılarım tehdidi karşısında bu emirlerin onlar
ile anlaşmaya mecbur kaldıklarını söyler (II, s. 521-522).
16 H â fız - ı E brû, s. 166.
16 Safedî*nin rivayetine göre (Â9 yâni?l-asr9 IV , yp. 92 a), H a c ı T u ğ a y ’ı
müteaddid defalar yenilgilere uğratan A li P â d işâ h : “ ben bu adamın yüzü gibi
sağlamını görmedim, gerçekten o, savaşlarda bir eşek gibi inatçıdır” demiştir.
17 H â fız -ı Ebrû, s. 152. Metinde daima (U ji). Bu eserin matbu nüshasının,
bir eşine rastlanmayacak şekilde, hatalar ile dolu olduğu malûmdur. Öyle ki, eserin
yazmalarına baş vurmadan matbu nüshadan faydalanmak imkânsızdır. Eserin
iyi bir tab’ını yapmak lâzımdır.
19 M a k r iz î, 738 (1337-1338) yılı olayları arasında Şeyh H asan ’ın, Arab
C e b b â r b. M uhennâ*yı da yanına alarak, E retn e ile savaşmak için asker
E re tn e ’yi bu sırada asıl meşgul eden mesele Tiirkmenler'in
güneyden yapmakta oldukları akınlardı. Gerçekten, E bû S a id
B a h a d ır H a n ’ın ölümünden az sonra Moğollar arasında sürekli
ve kanlı bir mücadelenin başlaması üzerine, böyle bir fırsatı gözetmek-
olan Tiirkmenler her yerde kendi nam ve hesaplarına harekete geçmiş­
lerdi. İşte bunlardan Haleb-Ayıntab bölgesinde yaşayan Boz Ok'la
Tiirkmenler de Maraş ve Malatya?ya çıkarak oralarda faaliyet göster­
meye başladılar. Bu Tiirkmenler'in beğleri arasında Dulgadır oğlu
K a r a c a Beğ bilhassa temayüz ediyordu. 717 (1317 - 1318) yılında,
e l- M e lik ü ’ n -N â sır, Birke'ede oturan Z e y n e d d in K a r a c a et-
T u r k m â n î’ye emirlik vermişti19 ki bu, bizim Dalgadır oğlu Z e y n e d ­
din K a r a c a B eğ’den başkası olmasa gerektir.

D İYAR B EK IR ’D EKİ U Y R A T BEĞLERİ


SO Y KÜ TÜ Ğ Ü

U yrat Tengiz Güregen

Sülemiş

Gicek Güregen

Muhammed Hacı Hâtûn A li Pâdişâh) Seyfettin Hâfız


(ölm. 738) (Ebû Said Bahadır (ölm. 737)
Han’ın anası)
İsa Beğ
(774*de hayatta)

Ali beğ

Boz OAlar’ın Bayat boyundan olması çok muhtemel bulunan


K a r a c a Beğ, 735 (1335) yılında Kilikya'ya girerek yağmalarda

toplamaya başladığı haberinin geldiğini yazar (II., s. 445). Fakat bu tarihin


yanlış olmasına ihtimal verilebilir. Çünkü Ç o b a n lı Şeyh H aşan, G e la y ir
Ş eyh H as an *a karşı galebesini ancak aynı yılın son ayında kazanmıştı. Eserde
geçen Ş eyh H asan ’m, nâşirin kabul ettiği gibi, B ü yü k Şeyh H aşan olduğu­
nu pek sanmıyoruz.

10 *j*\. yJlj JjUİI j\W U-lj i ( j .aJI ( j j I j

(M a k rizî, II, s. 177; A y n î, nr. 2395, s. 109).


bulunmuş20 ve üç yıl sonra da (73 8 = 1337 1338) yine Türkmen
beğlerinden H a lil e l- T a r a fî ( j>JI J^JU- ) 21 yi yenerek
Elbistan'ı eline geçirmişti. Dalgadır oğulları beyliği bu suretle kurul­
muş oldu22. Ertesi yıl, Türkmen beğlerinden emir A li e l- G e r g e r î23,
İb ra h im K a r a H a lil b. I lb e y i ( ^ JJU- \J ) 24,
K a r a oğlu , Kırk kadar adamla, Darende vâlisi H â d ım M e rc a n ’ın
bir iş için metbuu E r e tn e ’nin yanına gitmesinden istifade ederek
Darende'yi ellerine geçirip Dulgadır oğlu K a r a c a B e ğ ’e teslim ettiler.
K a r a c a B eğ ’in bu başarısından ve hele şehri teslim alarak bir emîr’in
gönderilmesine dâir mektubundan memnun kalan Memlûk sultanı,
Dulgadır oğlu'na teşrif göndermiş ve teşekkür ederek hareketini övmüş­
tür25. Aynı yılda K a r a c a B eğ ’in E re tn e ile savaştığını görüyoruz
ki bu, her halde Darende'nin almışı ile ilgilidir. Bu savaşta E r e tn e ’yi
yenen K a r a c a B eğ pek çok ganimet ele geçirdikten sonra, yirmi bin
baş koyun, at ve deve karşılığında E re tn e ile barış yapmıştı26. Aynı
yılda E re tn e ’nin Sivas'ı da idaresi altına aldığı bildiriliyor27.
7 4 ° ( I 3 3 9 " I 3 4 °) yılında Memlûk sultanı, E re tn e ’nin kendi adına

20 M. H. Y ın a n ç , Dulgadırlılar, t. A ., III, s. 654. Merhum hocam bu kaydın


kaynağı olarak el-G ez e r î’nin Cevâhiru's-sulûk'unu gösteriyor. Biz, eserin Paris' te
Bibliothegue Nationale'da, bulunan nüshasında (nr. 6739), bu kayda rastgelemedik.
Buna karşılık Köprülü Kütüphanesinde, üzerinde Tarihli l-Birzalî yazılan bir eserde
(nr. 1037) bu haber görülmektedir. Bununla beraber adı geçen kitab, yaptığınız
araştırmaya göre, aslında Tarihvil-Birzalî olmayıp Cevâhiru's-sulûk'un birinci cildidir,
21 M a k r iz î (II, s. 430) de böyle. M. H. Y ın a n ç , “ T a r a k lı o ğlu H a lil”
diyor (Î.A, III, s. 654-655). Bunu, H a lil el T u r a k î J|J J IJJU- ,yani T u r a k lı
(D u ra k lı) o ğlu H a lil şeklinde de okuyamaz mıyız?
22 lîh eski kaynaklarda bu isim ; jjU b ) şeklinde geçiyor ve bunların
bir izahı yapılmıyor. Bu durumda bu kelimenin arabça ‘A b d u T -K â d ir veya
buna benzer bir ismin Türkmen telâffuzuna uydurulmuş bir şekli olması hâtıra geliyor,
T ü r k m e n le r ’ in E b û S a id adını Busad şeklinde söylediklerini biliyoruz.
23 Metinde böyle.
24 Buradaki I lb e ğ i’nin 718 (1318-1319) yılında Tarabulus yörelerinden
el-Cevride oturan Türkmen beğlerinden A lâ e d d in T u r a li- T u r A l i - ( J | n i n
babası îlb e ğ i (N u veyrî, Nihâyetu'l-ereb, Köprülü ktp., nr. 1188, IV , 392b).
olduğunu söylemek mümkün değildir.
26 M a k r iz î, II, s. 459, 494, 495. E b û ’ l-F id â (s. 120), Darende'nin 737 (1336-
1337) yıhnda Behisni nâibi Iz z e d d in Ö z D em ir tarafından fethedildiğini yazar.
26 Aynı eser, s. 469.
27 Tarihî takvimler, s. 70, 71. E retn e Sivas'ı kimin elinden aldı? Bu hususta
bilgi yoktur. Her halde onun şehri Çobanlılar'vn vâlisinden aldığını, en kuvvetli bir
ihtimal olarak düşünebiliriz.
hutbe okutmadığını öğrenince, idare ettiği yerlere akınlar yapılma­
sını emretti. Gerçekten çok geçmeden Kahire’de E re tn e ’nin elçisi
göründü. Elçi gayet mükellef bir otağ ile başka armağanlar getirmişti.
E retn e, mektubunda Türkmenler’in akınlarından şikâyet ediyordu.
Kendisine bu akmlann, sultan adına hutbe okutmaması ve para kes­
tirmemesinden ileri geldiği yazıldı28.
742 (1341 - 1342) yılında Haleb vâlisi, sultana gittikçe kuvvetlen­
mekte olan Dulgadır oğlu K a r a c a B eğ’in E re tn e ile birlikte Haleb
üzerine yürüyeceklerini bildirmişti. Fakat bu, asılsız bir haber idi.
Aynı yılda bu asılsız haberi bildiren Haleb nâibi T a şte m ü r, K a r a c a
B eğ’in yardımı ile Haleb’den çıkarak Kayseri’ye gidib E re tn e ’ye
iltica etti29. Bunun sebebi E m îr K u su n ’un, e l- M e lik u ’ l-M a n s u r
b. el - M e lik u ’ n-N â sır’ı öldürüb, beş yaşında bir çocuğu tahta çıka­
rarak devlete hâkim olması idi. Fakat aynı yılda K u s u n ’a karşı
Suriye’de bazı emirlerin harekete geçmeleri üzerine T a şte m ü r
onlara katılmış ve hareketin başarıya ulaşması üzerine saltanat
nâibliğine tayin edilmişti. Ertesi yıl (743 1342 1343) E re tn e
kadısını göndererek, e n -N â sır zamanında olduğu gibi, sultanin
tâbiiyyeti altına girdiğini bildirmiş ve Anadolu nâibliği için menşur
istemiştir.30 Bu husus Ç o b a n lı Ş e y h H a sa n ’ın E re tn e ’ye karşı
harekete geçmeye karar vermiş olması ile ilgili idi. Çobanlılar’ın Ana­
dolu’da. Şarkî Kara Hisar ve şâir birçok kaleleri olmakla beraber, asıl
mühim olan husus, kendilerinde, babaları dolayısı ile, bu ülkeye
tasarruf etmek hakkına sahib olduklarını görmeleri idi. E re tn e ’nin,
tâbiiyyetini kabul etmedikten başka, tedbirli hareketler ile Anadolu’da
gittikçe nüfuz ve hâkimiyetini genişletmesi ve bu arada Çobanlılar’a
ait yerlerden bazılarını eline geçirmesi, Ş e y h H a sa n ’ı kızdırıyordu.
741 (1340-1341) yılında Erzurum’a, giderken, büyük emirlerden
O rd u B u k a -yı T û r a n î’yi E retn e ile dost veya müttefik olduğu
bahanesi ile öldürtmüştü.31 Şimdi E re tn e ile meşgul olmak için
müsait bir zaman zuhur etmişti. Gerçekten 744 yılının başında (10
Muharrem = 4 Haziran 1343), H a c ı T u ğ a y , bizzat yeğeni İb ra h im

28 M a k r iz î, II, s. 90.
29 M a k r iz î, II, s. 566, 582. E retn e Haleb naibine itibar göstermiş ve her
gün ona iki bin dirhem tahsis etmişti.
80 M a k r iz î, II, s. 635.
31 H â fız -ı E brû, s. 165.
Şah tarafından başı kesilerek öldürülmüştü. Yılmak nedir bilmeyen,
bu çok cesur hasmınm hazin âkibetinin32, Ç o b a n lı Ş e yh H a sa n ’ı
ne kadar sevindirmiş olduğu tasavvur edilebilir.
H a c ı T u ğ a y artık, Anadolu?ya gidecek ordusunun yolunu kese­
mezdi. Bu sebeple Ş eyh H aşan, bizzat hükümdar S ü le y m a n
H an kumandasında hazırladığı orduyu Anadolu'ya gönderdi. Ordu’da
B a y a n c a r (S ü le m iş’in öldürdüğü emir) o ğlu A b d u l, Y a k u b
Şah ve amcasının oğlu K o ç H ü se y in (E m îr H a sa n ’ın oğlu)
gibi tecrübeli kumandanlar vardı. Kendisi, her nedense sefere git­
meyerek Tebriz'de kaldı. Her halde, Anadolu'daki Moğollar'm, S ü le y ­
m an H a n ’ı görünce, çok defa yaptıkları gibi, onun tarafına geçecek­
lerini ümid etmiş olmalıdır. E re tn e ’ye gelince, S ü le y m a n H a n ’ın
üzerine gelmekte olduğunu duyar duymaz, Memlûkler'ınden müteşek­
kil maiyyet kuvvetlerinden başka, Moğollar'dan ve yerli Türkler'den
de asker topladı, iki ordu Erzincan - Sivas arasındaki Karanbük ova­
sında karşılaştı. Savaş başlayınca E re tn e ’nin ordusu bozguna uğradı.
Bunu gören S ü le y m a n H a n ’ın askerleri kaçanları kovalamak ve
ganimet elde etmekle meşgul olmaya başladılar. Er e t ne maiyyet
kuvvetleri ile bir tepenin arkasına gizlenmişti; tepeye çıkıb S ü le y ­
m an H a n ’ı az bir adamla görünce33, hücuma geçti. S ü le y m a n
H an ve yanındakiler bu hücuma dayanamayıp kaçmaya başladılar.
Kovalamaya girişip olca elde etmek için dağılmış olan S ü le y m a n
H a n ’ın askerleri de hanın kaçtığını haber alınca her biri bir tarafa
savuşup gittiler (Cumadel ulâ 744= Eylül - Ekim 1343).34 E retn e
ve ordusunun eline çok ganimet geçti. E r e tn e ’nin beklenmeyen bu
zaferi her tarafta hayret uyandırdı. Fakat E retn e için asıl zafer,
Ç o b a n lı Ş eyh H a sa n ’ın takriben iki ay sonra (27 Receb 744 =
15 Aralık 1343), karısı tarafından öldürülmesi idi. Çünkü Şeyh 8 2

82 S a fe d î (A'yânu'l-asr, 92 a-b) H a cı T u ğ a y ’ı, Müslümanlar için hayırlı,


onların gözcüsü ve kâfirlere (bilhassa Çobanlılarda) karşı koruyucusu olarak vasıf-
layarak, babası Su t ay gibi, medheder. Muahhar Memlûk müverrihlerinin çoğunun
kaynağı S a fe d î’dir.
33 Bu savaş hakkında en fazla tafsilât veren Y a z ıc ı O ğ lu A l î ’ye göre (yp.
446 a) E retn e bir tepenin ardında iken fal maksadı ile davlumbaz üzerine attığı
aşığın uma (yani dik) durması üzerine galip geleceğine inanıp hücuma geçmiştir.
O zamanlarda Türkler'in aşıkla fala bakmaları yaygın bir gelenek idi.
34 E bû B ekr e l-K u tb î, s. 169; H â fız -ı E b rû , s. 169; M irh o n d , V,
s. 184; Y a z ıc ı O ğlu , yp. 446 a; A y n î, nr. 2395, s. 99; M a k r iz î, s. 652.
Kaynakların söylediği gibi, Ş eyh H aşan bu seferde bulunmamıştır.
H aşan gibi, hiddetli ve şiddetli bir adamın bu yenilginin acısını al­
maya çalışacağından şüphe edilmezdi. Ç o b a n lı Ş e yh H aşa n sa­
vaşta kusurları görülen kumandanlardan Y a k u b Ş ah ile amcası
oğlu K o ç H ü s e y in ’ i hapsetmişti. Bunlardan Y a k u b Ş ah ile Ş eyh
H a sa n ’ın karısı i z z e t M ü lk arasında hissî bir münasebet vardı.
Bu hâtûn, meşhur Sulduz S u n c a k A ğ a ’nın torunu ve dolayısı ile
kocası Ş e yh H a sa n ’ın akrabası idi. i z z e t M ü lk , Y a k u b Ş a h ’ın
hapsedilmesinden, aralarındaki münasebetin anlaşıldığı vehmine
kapılıp, bir gece Ş eyh H a şa n uyurken bir kaç cariyesi ile üzerine
çöküp kocasını öldürdü35.
Ç o b a n lı Ş eyh H a sa n ’ın yerine kardeşi M e lik E ş re f geçti.
Ş e y h H aşan , hiyle yapmakta, desise kurmakta ve tedbir bulmakta
ve bunları uygulamakda olağan üstü bir kabiliyete sahibolup, aynı
zamanda cesur ve heybetli bir emir idi. Başarıları tamamen bu şahsî
meziyetlerine dayanır; fakat merhametsiz ve güvenilmez adamla­
rının kötü davranışları karşısında müsamahalı bir şahsiyet olduğu da
bir gerçektir. Bunlar da daha büyük başarılar elde etmesine mani
olmuştur.

M e lik E ş re f’e gelince, zâlim, muvazenesiz, hasta denilecek


derecede vehimli, sözüne hiç bir veçhile güvenilmez, kendisine yara-
nılamaz bir emîr idi. Buna rağmen (744 - 757 = 1343 - 1358), Azer­
baycan, Anan, Irak-ı Acem ve KürdistarC\ içine alan geniş bir ülke’de
(akraba ve emirlerini öldürmek ve halkı soymak suretiyle, on dört yıl
hüküm sürebildi. Bu husus (yani onun 14 yıl hüküm sürebilmesi),
başlıca, M e lik E ş r e f’in Canikli ve Rum köleleri ile daha az ehemmi-
yetde olmak üzere, Anadolu Türk ve Türkmenlerinden müteşekkil
kalabalık sayıda bir hassa ordusuna sahibolması ile ilgilidir. M e lik
E ş re f Moğol beğlerinin çoğunu öldürerek onların yerlerini memlûk-
lerine ve Anadolulu Türk emirlerine vermiştir. S u lta n Ş a h -ı C an-
dar, A h i Ş ah M e lik , A liğ i B a h a d ır, M u h a m m e d -i R u m î,
E m îr A h m e d -i îv d e c i ( ), Ö m er Ş a h -ı C a n d a r,

35 H â fız -ı E brû, s. 169; M irh o n d . V I s. 184. E bû B ekr e l- K u t b î


(s. 169) Ş eyh H asan ’ın karısı iz z e t M ü lk ile Kıpçak binliği emîri Ş e y h il
ju\ JjI tarafından öldürüldüğünü yazar. Ş e yh H asan ’ın
nökerleri olan Rûmîler, ertesi gün şehre dağılarak her ikisini yakalayıp öldürmüş­
lerdir (aynı müellif, 169-170).
D e lu B a y e z id , E lfî ve Beğcugüz36, bu emirlerin başlıcalarıdır.
Arab Irakı'na hâkim olan C e la y ir Ş e y h H aşan, ona hiçbir şey
yapamamış bilâkis, M e lik E şreflin 748 baharında (1347) Bagdad
üzerine yürüdüğünü haber alınca, Çobanlılar'm baskısından pek bu­
nalmış olduğundan, Irak'ı bırakıp Anadolu'da kendisine ait bulunan
Kemah halesine gidib sığınmak kararını vermiş ise de, hâtunu D ilşa d ,
H âce M e rca n , K a r a H a şa n ve G e m â le d d in M a m a k onu
bu kararından vazgeçirmişlerdi. Ş e y h H a şa n 757 (1356) yılında
öldüğü zaman, M e lik E ş re f halâ mevkiini muhafaza ediyordu.
Ancak ertesi yıl 758 (1357), M e lik E şreF in kötü idaresinden kan
ağlayan kimselerin katında yaptıkları acı şikâyet üzerine Altın Ordu
hükümdarı C a n ı B ek H an, Azerbaycan'a, inerek M e lik E şreFin
iktidarına son verdi. M e lik E şreFin, kölelerinden biri olan A h ic u k
etrafında toplanan mensuplarının ortadan kaldırılması işi de, C e la y ir
Ş e y h H a şa n ın halefi Ş eyh Ü v e y s ’ e düşmüştü. Bununla beraber,
Ş e yh Ü v e y s ’in kumandanları arasında da memlûk emirler vardı:
H âce M e rc a n (Bagdad vâlisi), Â d il A k a , ilâ h ..
Ş e y h Ü v e y s , Azerbaycan, Arrany İki Irak'ta dirliği ve düzenliği
kurdu ise de, oğulları zamanında eski siyasî istikrarsızlık yeniden
baş gösterdi ve bu, T im u r ’un gelişine kadar devam etti. İran, bu
dahilî mücadeleler ve siyasî istikrarsızlık neticesinde geniş ölçüde
tahribe uğradı ve halk da derin ızdırablar çekti.
B a r a n b a y 37 o ğ lu İb r a h im Ş a h , amcası H a c ı T u ğ a y ’ı
öldürdükten sonra yerine geçmişti. 745 yılında (1344 - 1345), Sü-

36 jl j sj) ^
i j j jNL> Ol'jsr dr. (jr U-
(Ebû B ekr e l- K u t b î, s. 174).
87 Bu isim kaynaklarda: jb (Aks a ra y î, s. 38, 39), ( S a fe d î,
92a), ^Lî«jb (Ebû B ekr e l-K u tb î, s. 171), ^L*jlj (A ziz b. E rd e şîr-i
E s te r â b â d î, Bezm u rezm, yay, K i li s li R ifa t, İstanbul, 1928, s. 122, 123, 265),
(N eşrî, Cihannüma, T. T. K ., Ankara, 1948, I., s. 226) imlâları ile yazı­
lıyor. Bunlardan ilk çıkan netice, bu kelimenin Baranbay (ve Barambay) şeklinde
telâffuz edilmesi lâzım geldiğidir. Kelimenin ilk şeklinin, en eski kaynakların da
gösterdiği gibi, Baranbay olduğu anlaşılıyor. Acaba Baranbay ile Kara-Koyunlular'ın
aile adı olan Bârâni arasında kelime bakımından bir münasebet varımdır? Kara-
Koyunlulardın tarih sahnesine çıkmazdan önce A li P â d işâ h ailesinin, sonra da
Sutaylılar'ın hizmetinde bulundukları red olunmaz bir gerçektir.
le y m a n H an, S u rğ a n ve anası S a tı B eğ M e lik E ş r e f’e karşı
yardımım temin etmek maksadiyle İb ra h im Ş a h ’ın yanma geldiler.
İb ra h im Ş ah onlara yardım etmek için kuvvetlerini topladı ise de,
Aladağ'da, yapılan savaşta S u rğ a n ile birlikte (74 6 - 1345- 1346)
M e lik E ş r e f5e yenildi. Bu mağlûbiyet, mültecilerin (S ü le y m a n
H an müstesna), E re tn e ’nin yanma gitmelerine sebebolduğu gibi,
kendisi de M e lik E ş re f’ten korktuğu için bir daha Aladağ'a. gelemedi.
İb ra h im Ş a h ’a sonra inme geldi ve bunu iki yıl çektikten sonra
7 5 1 (1350) de öldü. Onun ölümü ile Sutay'Uların Doğu ve Güney-Doğu'-
daki hâkimiyet ve şevketleri çok zayıfladı38. İb ra h im Ş a h ’dan
sonra emirlik mevkiine H a c ı T u ğ a y 5ın oğlu P îr M u h am m ed
geçirildi ise de liyakatsiz olduğundan, buyruğundaki emirlerden
Ağca Sakal lâkablı T a y B u ğ a o ğ lu H ü se y in B eğ tarafından
öldürüldü. Fakat o da çok geçmeden P îr M u h a m m ed ’in emir­
lerinden B a y ra m H o ca eliyle aynı âkıbete uğratıldı ki bu, Kara-
Koyunlular'ı sivasî sahneye çıkaran meşhur B a vra m Hoca et-Tiîrk-_
m a n î’dir. Öldürülen H ü se y in B eğ ’in yeğeni O rd u B u ğ a ’nın
bir müddet Musul'u elinde tuttuğu anlaşılıyor. O rd u B u ğ a 5nın
adı Memlûk divanınca biliniyordu. Ondan sonra şehir B a y ra m Ho-
c a ’nın eline geçti. B a yra m H o c a ’nın Uyratlar'a mensup Türkmen-
ler'den bir yaya askeri olduğuna ait rivayet, onun Uyratlılar (yani
A li P â d işâ h ailesi) ile Sutaylılar'm hizmetinde bulunmuş olduğunu
gösteriyor39. jV rtık Doğu ve Güney Anadolu'da. X IV . yüzyılın
yarısının başlarından itibaren Tiirkmenler'int yani Knrn-fCnjmn]n'\*r j]pL
Ak-KovunUılar'ıni\kkimİYCtk r i başladı. Sutaylılar'm mühim bir kısmını
teşkil ettikleri anlaşılan Tfaranbay (Baram Bay) oymağının Orta Ana­
dolu'ya, göçüp Eretneliler'in hizmetine girmesi şüphesiz, B a yra m
H o c a ’nm iktidarı ele alması veya adı geçen bölgelerde Türkmen
hâkimiyetinin başlaması ile ilgilidir. Mamafih Sutaylılar'm bir kıs­
mının da Kara-Koyunlular'm yanında kalmış oldukları muhakkaktır.

38 İb ra h im Şah ’ın ölümü üzerine, Musul, Moğol emirlerinden H aşan b.


H in d u ’nun eline geçmişti. Bazı kaynaklar bu emîr’in Kürd olduğunu söylerler
ise de, İbn H a b îb (.Dürretü*l-eslâk, BiblioÜûque Nationale, Mans. Arab, nr. 1719,
270b), onu Tatari nisbesiyle zikr eder (^jbül ^

39 _ jS C jlo l

(Kitab icabeti*s-sâil, yp. 42b).


SU TAYLILAR SO Y KÜ TÜ Ğ Ü

Sutay Noyan
(ölm. 732)

Baranbay Hacı Tuğay FulacI


(ölm. 743)

Ömer Şah İbrahim Şah ?


(ölm. 750) Arab Şah

Şeyh Haşan Pir Muhammed Pir Haşan


(ölm. 752)
Karanbük zaferi ve arkasından Ç o b a n lı Ş e yh H as an5m
ölümü üzerine, E retn e istiklâlini ilân etti. Bununla ilgili olarak
sultan unvanını aldı; yalnız kendi adına hutbe okuttu ve para bastırdı,
E re tn e ’nin bunları Karanbük zaferinden önce yapmış olması müm­
kün olamaz. Ç o b a n lı Ş eyh H a s a n ’ın yerine geçen M e lik EşrePin
fena idaresinden ve Sutaylûar'm9 H a c ı T u ğ a y dan sonra zayıf bir
duruma düşmesinden faydalanan E retn e , hâkimiyetini Erzurum'a.
kadar uzattı. Yukarıda yazıldığı gibi, 745 (1344 — 1345) yılında,
S ü le y m a n H an ve Ç o b a n B eğ’in oğlu S u rğ a n ve anası S a tı
Beğ, Diyarbekir'e Sutaylı İb ra h im Ş a lı’ın yanma gitmişler ise de
M e lik E şreP e yenilmişlerdi. Bunun üzerine S a tı Beğ, yeğeni
T u d a ’un (Ş e yh M a h m u d ’un oğlu) ve diğer bir cmîrlcJEretne’nin
yanına geldiler1. S u rğ a n , E re tn e ’den, İb ra h im Şah gibi, M e­
lik E şrePe karşı harekete geçmesini istiyordu. Fakat onlar E re tn e ’-
den umduklarını bulamadıkları için Anadolu'dan ayrıldılar ve ta­
lihlerini bir de Bağdad'da, C e la y ir Ş e y h H a sa n ’da denedi­
ler. Fakat bu, onlar için felâketle neticelendi. Ş eyh H a sa n ’ın
oğlu llg e y , Ç o b a n ’ın oğlunu ve torununu ortadan kaldırdı.
E r e tn e şüphesiz S u rğ a n ’ın isteğini yerine getirmemekle akıllıca
bir harekette bulunmuştu. Çünkü bundan kendisine bir fayda gelmi-
yccekti. Bununla beraber, M e lik E ş re f ile münasebetleri hiç bir
zaman dostça olmadı. Bilâkis M e lik E şref, türlü sebeblerden dolayı,
E re tn c ’nin üzerine yürümek istiyordu. Nitekim M e lik EşrePin
7 5 2 (x3 5 2 x3 5 3 ) yılında Memlûk sultanı e l- M c lik u ’ s - S â lih ’e
gönderdiği elçi, E re tn e ’nin ülkesinde fesat çıkarmakta olduğu ve
tâcirleri gelip gitmekten men ettiğinden şikâyet ederek, sultandan
aralarına girmemelerini istemişti2. Fakat M e lik E ş r e f ne bu tarihte
ne de E re tn e ’nin ölümünden sonra Anadolu'ya bir sefer yaptı.
M e lik E şrePin hareketlerini dikkatle takibetmekte olan
E re tn e ise, onun muhtemel bir saldırısına karşı uyanık ve tedbirli

1 E b û B ekr e l-K u tb î, s. 172.


2 M a k r iz î, II, s. 863. Memlûk sultanı, M e lik E ş re f’in, E re tn e ’nin üzerine
yürümek isteğine muhalefet etmiyeceği cevabını vermiştir (aynı eser, s. 883).
davranıyordu. Bu maksatla eski mctbuu Irak hâkimi G e la y ir Ş eyh
H aşan ile dostça münasebetlerini devam ettirdiği gibi, 751 (1350-
1351) yılında da Mısır'a, elçi gönderib, Anadolu' nâibliği için sultan­
dan tekrar ferman almıştı3. Fakat E re tn e , bir tehlike baş gösterdiği
zaman böyle yapıyor, tehlike uzaklaştıktan sonra müstakil bir hüküm­
dar olarak hareket ediyordu. E re tn e ’nin, metbûu kudretli Memlûk
hükümdarı e n -N â sır’m 740 yılında ölmesinin, sultanlığını ilân
etmesinde diğer bir âmil olduğu muhakkaktır. E n -N â s ır’ın ölü­
münden sonra da haleflerinin zayıf şahsiyetler olmalarından Memlûk
emirleri arasında baş gösteren ve uzun müddet devam eden mücade­
leler E re tn e ’nin rahatça hüküm sürmesine sebeb olmuş ve hattâ
Darende'yi de onlardan almıştır.
E re tn e ’nin, Dulgadırlı devletinin kurucusu, çetin savaş adamı
K a r a c a B eğ ile eskisi gibi ihtilâf ve mücadelede bulunduğuna
dâir kaynaklarda bir kayda rastgelinemiyor. Esasen K a r a c a B eğ
de, alâkasını Ermeni kiralının gittikçe darlaşan ülkesine ve Memlûk
emirleri arasındaki mücadelelere tevcih etmişti.
E re tn e ’nin Moğollar'a karşı Anadolu Türklüğü'nün kahramanları
olan Karamanlılar ile münasebetlerine gelince, güvenilir kaynaklarda
bu hususta kayıtlara rastgelinmemektedir. Anlaşıldığına göre Ebû
Said'ın ölümü esnasında Karaman ülkesinde yihe B ed re d d in İb ra h im
Beğ ‘ ‘ulu beğ" olarak bulunuyor ve kardeşi M u sa da Ermenek'te otu­
ruyordu. Bedreddin İb ra h im B e ğ ’den sonra4 Y a h ş i H an Beğ
cülûs etmiş ve onun da öldürülmesi (vâkıa) üzerine 5 yerine B ed red -

3 Aynj eser, II., 816, 883.


4 B ed red d in İb ra h im B eğ’in ne zaman öldüğü belli değildir, el-ömerî’nin
(ölümü 749=1348), B ed red d in B eğ’i karaman hâkimi olarak göstermesi, her
halde e l- M e lik ü ’ n -N â sır (ölümü 741) devrine aittir (et-Ta’rîf bilmustalahiş-şerif>
Kahire, 1312, s. 42). 849 yılında yazılmış takvimde bu beğe ve haleflerine dair verilen
tarihler, maalesef doğru değildir. Bilhassa X IV . yüzyılın birinci yarısında Karaman
oğullar?nın tarihlerine dair, emin bir kronolojik hükümdarlar cetveli bile yapıla­
mayacak derecede, pek az bilgilere sahip olduğumuz malûmdur. Bu da araştırıcı­
ların işini güçleştirmekte ve onların çok defa tasdik edilmesi mümkün olmayan
hükümler vermelerine scbebolmaktadır. Ş ik â r î’yc ise hiç güvenilmez. Bilhassa
genç araştırıcıların Ş ik â r î*yi kullanmamaları akıllıca bir harekettir.
5 894 tarihli takvim’de (yayınlayan O sm an T u ra n , s. 32-33) aynen: “ Ve
Y a h ş i H an B eğ vâkıasından ve S ü le y m a n Beğ cülûsundan hem otuz iki (yüz
otuz iki) yıldır (yani 717 yılı). Tuhafdır ki, Ş ik â r î’de Y a h ş i H an’dan hiç bah­
sedilmez*.
din İb ra h im B cğ ’in oğlu S ü le y m a n B cğ geçmiştir. Süleym an
B cği de yukarıda adı geçen M u sa ’nın oğlu A h m ed B eğ istihlâf
etmiştir ki, bu sonuncunun ölümü, kitâbesinc göre, 750 yılında
olmuştur (7 Zilka’de = 17 Ocak 1350) 6. M a k r iz î’nin 751 (1350-
1351) yılında vefat ettiğini söylediği Karaman oğlu, şüphesiz yllım ed
B eğ’den başkası değildir7. A h m ed B eğ ’den sonra da Karaman
tahtını H a lil Beğ oğlu S ü le y m a n B eğ işgal etmiş ve onun Kara­
man tarafından öldürülmesi üzerine yerini kardeşi A lâ e d d in Beğ
almıştır ki bu, meşhur A lâ e d d in B eğ ’d ir 8. Sonuncusu müstesna
olmak üzere, adı geçen beğler zamanında Karamanlılar9m canlı bir
faaliyet gösterdiklerine şâhit olmuyoruz. Halbuki siyasî durum,
geçen asra nazaran onlar için çok daha müsaid idi. Anlaşılan Kara­
manlılar kendilerini başarılara ulaştıracak dirayetli bir baştan mah­
rum bulunuyorlar ve bu yüzden mühim bir kısmı işe yaramaz yurd-
larında mütevazi bir şekilde yaşamakta devam ediyorlardı. Bu bakım­
dan M a r k r iz î’nin Karaman oğlu'nu halâ “ Anadolu dağlarının sahibi99
olarak vasıflaması tamamen yerindedir. Bu beğleri bir tarafa bıraka­
lım, kendisine Ebâ'l-Feth unvanı verilen A lâ e d d in B eğ Konya ve
diğer bazı yerleri de eline geçirdiği halde, bugüne değin herhangi bir
parasına rastgelinememiş olub, bu husus gerçekten hayret vericidir.
Diğer taraftan, aynı asır içinde hangi dilde olursa olsun, Şikârt tarihi
müstesna olmak üzere, onlardan biri adına yazılmış bir eser de görül­
memiştir. Bunun başlıca sebeblcrinden birini, Konya ve Niğde bölge­
sinde oturmakta olan Moğollar'm, sonu gelmez bir şekilde onları
uğraştırmış olmaları teşkil edebilir.
Anlaşıldığına göre, E re tn e ’nin 744 zaferi esnasında Karamanlı­
lar'm ulu beği A h m ed Beğ olup, Konya'da oturuyordu9. Yukarıda

6 1 . H. K o n y a lı, Karaman tarihi, İstanbul, 1967, s. 17, 459.


7 Jl o L« (M a k rızı, II, s. 834)*

8 Eskiden beri bazı araştırıcılar A lâ e d d in Beğ’i, A lâ e d d in A li Beğ olarak


zikrede gelmişlerdir ki bu, onun çağdaşı E re tn e o ğlu A lâ a d d in A li Beğ ile
karıştırılmasından ileri gelmiştir. Değilse hiçbir kaynakta bu K a ra m a n hüküm­
darı, A lâ e d d in A li Beğ olarak zikredilmez. Mezkûr takvime göre (s. 32-33)
A lâ e d d in Beğ (764 = 1362-1363) yılında Karaman tahtına geçmiştir ki, kabul
edilebilir.
9 “ Ve A lâ e d d in Beğ velâdetinden ve H a lil Beğ kendu şehirinden A h m ed
Beğ katına, Konya şehrine ve Y a h ş i Beğ'e muhalefet edip gelelden beri yüz beş
yıldır (744 yılı, Tarihî takvimleri s. 32, 33).
A lim e d B e ğ ’in 750 yılında öldüğünü söylemiştik. Ancak onun
ölümü üzerine E r e tn e ’nin, Konya"yı da ülkesine katmış olması pek
muhtemeldir. Zira E re tn e ’nin, öldüğü yılda Konya'nın elinde olduğu
anlaşılıyor10. E retn e Türkiye'nin Konya ve Ankara'dan Erzurum’a
kadar uzanan geniş bölgesine ölünceye değin hâkim oldu. Bu arada
Çin'de başladığı söylenen ve her tarafta dehşet verici kırımlara sebeb
olan kara veba 748 (1347 " I 3 4 ^) yılında Anadolu'ya da sirayet
ederek pek çok insanın hayvanları ile beraber - ölmelerine sebeb
olmuştu11. E retn e, ülkesi dahilindeki halkı (yabancı ülkelerde dahi
bilinen) adalet ve şefkatle idare etmiştir. O derecede ki, halk kendisi­
ne “ Köse Peygamber" lâkabını vermişti12. E re tn e din ve ilim adamla­
rına, ediblere de yakın bir alâka gösteriyordu13. îşte, bunlardan

10 Ş ik â r î’ye göre (s. 67-68), A lâ e d d in B eğ’in hükümdarlığı zamanınd


Konya ileri gelenlerinden A h î N a h îs (?), A h î M u rad , G eb b â r K e th ü d a
ve P a z a r Başı, M o ğ o l B eğ’i H a c ı K u tlu ğ Şah ’ı davet ederek şehir kapı­
larını ona açmışlar ve bu suretle Konya Eretneliler’m eline geçmiştir. Fakat zaman
bakımından bunu kabul etmeye imkân yoktur.

j U>L>- J j oU jî jp* j

'j-4 j j W1* 1 ti*»


(M a k rizî, s. 774). Diğer kaynakların da teyid ettiği bu veba, M a k r iz î’nin
işaret ettiği gibi, bütün dünyaya yayılmış ve beşeriyetten mühim bir kısmını
yok etmişti.
12 Y a z ıc ı O ğ u l A lî, Tevârih-i âl-i Selçuk, Paris, Bibliotheçue Nationale, yp.
444 b. Halkın E retn e’ye Köse Peygamber lâkabını verdiğini, İran'da yaşamış çağ­
daş müellif Ş e b â n k â re î de bildirmektedir (yp. 275):
♦ *
j jl ç U- ci ^ jUaJL* <CJjl j±a\
j A^>\j\ j Jj*) |j vI^SsJUT 0 1 jj I oUaJL*

j j j jljp l j y

Ij j l <1)1 <Ji^>" J j Ip Ij JUİ

6*- d-Lb I
18 Bilindiği gibi, ünlü seyyah îb n B a ttu ta E retn e ile Sivas'ta görüştüğün
söyler ki, onun bu ifadesi bugüne kadar bütün araştırıcılar tarafından kabul edil­
miştir. Halbuki Ib n B a ttu ta ’nın, E retn e ile görüşmesine imkân yoktur. Çünkü,
yukarda vermiş olduğumuz bilgilerden anlaşılacağı üzere, îb n B a ttu ta ’nın Ana­
dolu'yu dolaştığı 734 yılında ( i 3 3 3 -I 3 3 4 ), bu ülkede E retn e değil, G e la y ir Şeyh
Selçuklu Tarihi D. 8
dolayı İb n H a b îb ve S a fe d î gibi Memlûk müverrihleri ölümü dola-
yısiyle onun hakkında hüzün verici mersiyeler söylemişlerdir14. Bir
Uygur Türkü, bir bahşı’nm oğlu olması dolayısiyle; E re tn e ’nin dav­
ranışları elbetteki, diğer Moğol beğlerinkinden farklı olacaktı15.
Nitekim, O rd u K a y a , S e v in ç A ka, Esen K u tlu ğ , P u la d
K a y a ve bunların oğulları da iyi hâtıralar bırakmış şahsiyetlerdir.
Bununla beraber E retn e, böyle vasıflara sahib bulunduğu, geniş
bir ülkenin hükümdarı olduğu ve on yıla yakın saltanat sürdüğü halde,
bugün kendisine ait câmi, medrese, kervansaray, hastahâne ve
köprü gibi, mühim İçtimaî eserler görülmediği gibi, onun adına yazıl­
mış herhangi bir kitaba da rastgelinememiştir. Bu, cidden hayret
verici bir husustur. Gerçekten, Orta Anadolu kültür ve san’at tarihi
bakımından Eretneliler devrinde, toprağı gibi, pek verimsiz olmuştur.
Anadolu'da Moğollar'dan kalma eserler hemen hemen doğrudan doğ­
ruya şahısları ile ilgili olan türbelerdir. Halbuki, Eretneliler'in çağdaşı
olan Türkmen beğleri, onlarınkinden çok daha küçük topraklara
sahib oldukları halde, ülkelerini bu nevi eserler ile süslüyorlar ve
adlarına kitab tercüme ettiriyorlar veya yazdırıyorlardı. Bunu,
Moğollar'm halâ Onon ve Kerülen boylarında olduğu gibi, göçebe
hayatlarını kuvvetle sürdürdükleri keyfiyeti ile izah etmek mümkün
değildir. Çünkü, dirayetli bir insan olan E re tn e ülkesinde bulunan
şehir, kasaba ve hisarların idaresini hemen tamamen kendi yetiştirdiği
memlûkler ile yerli Türkler'e tevdi etmişti. Terli Türkler arasında da
Ahiler mühim bir mevki işgal ediyorlardı. O, Moğol emirlerini iş
başına getirmenin doğuracağı tehlikeleri çok iyi biliyordu. Moğollar'a
gelince onlar, âdeta Ç o b a n lı M e lik E ş r e f’in bir vesile ile söylediği

H aşan vâli bulunuyordu. Ş eyh H aşan buradan 736 yılında ayrılmıştır. Diğer
taraftan seyyahımız, Konya?dan Erzurum’a, kadar yaptığını iddia ettiği seyahata
dâir Güney-Bah Anadolu, Batı Anadolu ve Kuzey-Batı Anadolu’da olduğu gibi, canlı, ilgi
çekici bilgiler değil, umumî ve müphem mahiyette, basma kalıp şeyler söylemektedir.
Bizim kuvvetle inandığımıza göre, Tamah seyyah Eğridir’den daha doğuya
gitmeyerek, bu seyahati yapmamış, yani ne Konya ne de diğer Orta ve Doğu Anadolu
şehirlerini görmüştür. O, E retn e’ye dâir duyduklarını yazdırmıştır. Mesele bundan
ibarettir.
14 Dürretu’l-eslâk, yp. 329 b; S â fed î, Â ’yânü’l-asr, yp. 329.
16 E retn e, U m u r B eğ’in İzmir’i 1348 yılında kuşatması esnasında iki man­
cınık mütehassısı göndermek suretiyle yardımda bulunmuştu (E n verî, Düsturnâme,
yayınlayan M. H. Y ın a n ç, İstanbul, 1928, s. 62; Le Destan D ’ Umur Pacha, yayınlayan
ve fransızca’ya tercüme eden I. M e lik o ff S a y ar, Paris, 1954, s. 117).
“ Moğol yaylada oturmalıdır; onun şehirde yaşaması türeye aykırı­
dır” 16j sözüne uyarak oba oba yaylak ve kışlaklarda oturuyorlardı.
Şimdi, E re tn e ’nin haleflerine geçmeden önce bu Moğollar’dan bah­
setmek, şüphesiz, yerinde olacaktır.
X IV . yüzyılın ikinci yarısında, Moğolların Konya ve Kütahya böl­
gelerinden Sivas’a kadar uzanmak üzere, hemen bütün Orta Anadolu’da
yaşamakta oldukları görülüyor. Bunlara Timurlu kaynakları ile X V .
yüzyıla ait diğer bazı eserlerde Kara Tatar denilmektedir17. Bu adın
verilmesi, Moğollar’ın o zamanlar siyasî mevki ve itibarlarını yitirmiş
olmaları ile ilgili olsa gerektir18. X V . ve X V I. yüzyıllara ait defter­
lerde ise onlar, Muğal, Mugal Tatarı veya sadece Tatar adları ile
anılır. Moğollar’ın X IV . yüzyılın sonlarındaki nüfusları hakkında
muhtelif rakamlar veriliyor. Ş e re fe d d in -i Y e z d î 192
0Kara Tararların
otuz-kırk bin, Medzoflu Torna20 altmış bin çadır olduklarını söyler­
lerken, Muinüddin-i Natanzî 21, yüz bin çadıra yakın olduklarını yaz­
maktadır. İbn Arabşah d a 22 onların kalabalık bir topluluk olduklarını
anlatmak için, on sekiz bin âlem sözünün kullanıldığını kaydeder.
Moğollar 52 oymağa ayrılmışlardı. Bununla beraber onlardan
her yüz çadırın kendine ait bir yurdu vardı23. Bu husus Moğol askerî

16 H â fız -ı E brû, s. 175.


17 N iz a m e d d in -i Şâm î, Z af e*^dme, yayınlayan F. T a u e r , Prağa, 1937,
s. 275-276; Ş e re fe d d in -i Y e z d î, Z af erndme, Kalkutta, 1888, II, s. 501; H â fız -ı
E brû, Zübdetut-tevârih, Fatih kip, nr. 4371, yp. 345 b-346 a, 385 b, 386 a; T h o m as
de M etzo p h , Expose des guerres de Tamerlan et de Schah Rokh, fransızca tercümesi
F. Neve, Bruxeltesy 1860,5.75; C la v ijo , Embajada a Tamorlân, Madrid, 1943, s. 92,
123. (burada, şüphesiz, bir zuhul eseri o l a r a k Tartaros Blancos" demliyor); E bû
B ek r-i T ih r a n î, Kitâb-ı Diyârbekriyye, T .T .K ., Ankara, 1962, s. 346.
le Bu Moğolların başlarındaki en büyük ailelerden biri Samağarlılar idi. Sam a-
ğ ar N o y a n ’ın, evvelce söylenildiği gibi, C e n g iz H an zamanında B u y u r N or
taraflarında yaşayan asıl Tatarlar'm, Kuin Tatar yani Kara Tatar denilen boyuna
mensub olduğunu biliyoruz. Ancak, Anadolu'daki Moğollar'a. Kara Tatar denilmesinin
buradan gelmiş olması, bizce çok zayıf bir ihtimaldir.
19 Z af ernd^> H> s. 502; E bû B ek r-i T ih r a n î, s. 46.
20 s. 75.
21 Müntehabü't-teuârihy yayınlayan J. A u b in , 1336, s. 391.
22 Acâibü'l-makdûr f î ahbârı Teymur, Kahire, 1305, s. 125-126.
jLx>-l ^ jy m j *AJ*AJ* j j
(,Zafanâme, II., s. 501). Jj î j*
teşkilâtının başlıca esaslarının X IV . yüzyılın sonlarında hâlâ muhafaza
edilmekte olduğunu gösteriyor24. Nitekim onların sağ kol ve sol kol
olmak üzere, iki kola ayrıldıklarını da biliyoruz25. Sol kolu teşkil
eden oymakların Sivas, Amasya, Tokat, Çorum bölgelerinde yaşadıkları
anlaşılıyor26, Hattâ Kırşehir, Ankara ve Eskişehir bölgelerindeki Moğol
oymaklarının da bu kola dâhil bulundukları tahmin edilebilir.
Konya, Kayseri ve Niğde bölgelerindeki oymakların da sağ kolu teşkil
etmesi icabeder. Ş ik â r î’ye göre, Konya ve Niğde bölgesindeki Moğol-
lar yedi bölüğe ayrılmakta idiler27. Bunlardan İsm a il A ğ a ve oğlu
E m in ü d d e v le ’nin başında bulunduğu Moğol bölüğü Beğ Şehir böl­
gesinde yaşıyordu28.

24 Osmanlı devrinde X V I. yüzyılda Sivas bölgesinden Kırşehir ve Ankara bölgesi­


ne kadar uzanan yerde “ Ulu Yörük” adlı bir topluluk yaşıyordu. Bunlar üç kola
ayrılmışlardı: Yüzde Pâre, Orta Pâre, Şark Pâre. Yüzde Pâre oynamaklarına Yüzdeciler
de denilir. Acaba bu Yüzde Pâre veya Yüzdeci deyimleri Kara Tatarlar'm bu yüzlük
teşkilâtından mı gelmektedir? Bunu hâtıra getiren diğer bir husus da, aşağıda
temas edileceği gibi, Ulu Yürük arasında bazı Kara Tatar kalıntılarının yaşamasıdır.
26 Ibn A rab şa h , s. 125.
A*JtJ Oİ O jl^ o j ş jy O ta jİ jUaL* ö j> -

j JUİ Jl> - J aj ç[£ j J b JlH -u**j JliU

iU - a£" J & lİ jİJJL« Oİ j UJj U- jl j jb j J^ai

(Bezm ü rezm9 s. 279, dahi s. 311). ^JIİJİ j\ b 2j j


27 “ Râvi Ayudur: K e y k u b a d zamanında Noğay Tatarı otuz bin er ile gelüp
Rûm'a, çıkmışlardı. K e y k u b a d bunlara riayet idüp asker idinmiş idi. Bunlar yedi
bölük idi. Her bir bölüğüne bu diyarların yaylağın ve otlağın virmişlerdi. Bunlar
şehre girmezlerdi. Hemen etrafta olan yaylaklarda olurlardı Zira konar-göçer ulus
idi. Her kim Rûm'a şah olsa bunları asker idinirdi. Ol zamanda bunlardan yavuz
asker yoğidi” (Ş ik â rî, s. 118, dahi s. 160).
28 Ş ik â rî, dizine bk. İsm a il A ğ a Beyşehri'nde medrese, zâviye gibi bazı
eserler yaptırmıştır, ölümü 780 (1378) yılındadır. İsm a il A ğ a ’nın Memlûkler ile
muhaberede bulunmuş olduğunu biliyoruz:

OO j>w *I ja j Lp I jcJ j - jc * ) < S j* r d*b <*-*^U*

(Kitab icâbeti's-sâil, yp. 40b.) Gerek bu kayıd, gerek kitâbeler İsm a il A ğ a ’nın
K a ra m a n o ğlu A lâ e d d in B eğ’i metbu tanımadığı ve Beyşehir bölgesinde
müstakillen hüküm sürdüğü fikrini veriyor.
A ta B eğ ’in başında bulunan bölüğün İlgın'da.29, D e v le t Ş a h ’ın
buyruğundaki diğer bir bölüğün îshakh'da.30 ve B a b u k ile oğullarının
idaresi altındaki mühim bir Moğol bölüğünün de Niğde bölgesinde
yaşadığını biliyoruz. Bu sonuncu aile, yani Babuk oğullan, X IV .
yüzyıldaki en tanınmış ailelerden biri idi. B a b u k 765 (1363 - 1364)
de E re tn e o ğ lu M u h am m ed B eğ’e karşı elde ettiği başarılardan
faydalanıp ertesi yılın Muharrem ayında (Eylül-Ekim 1364), Kay-
seri de hükümdarlığını ilân etmişti31. B a b u k ’un babasının adı
T u ğ a T im u r olup, bazı tedkikçiler bunun, 737 (1336-1337) de
Horasan9da han ilân edilen T u ğ a T im u r olduğunu iddia etmişler­
dir k i32, bunu hiçbir veçhile kabul etmeğe imkân yoktur. B a b u k
iki yıl sonra Sivas'ı kuşatmış ise de buyruğundaki Moğolların önemli
bir kısmının ondan yüz çevirmesi üzerine şehre girememiş ve sonra
yapılan bir savaşta bozguna uğramıştı33. Bezm-ü Rezm9de B a b u k 5un
oğlu olarak A li P a şa ’nın, Şikârî tarihinde ise34, E sen, M a h m u d
ve T e b e r r ü k ’ün adları geçmektedir. T e b e rrü k , şüphesiz, T im u r ’­
un Moğollar91 Anadoltf&an göçürdüğü esnada, bunların iki büyük
reisinden biri olan A h i T e b e r r ü k ’ten başkası değildir. B a b u k ’-
un torunlarından, A li P a şa ’nın oğlu E d h em ’in, K a ra m a n o ğ lu
İb r a h im B eğ’in emirleri arasında bulunduğu görülüyor35. E d­
hem ’in ise A b d u l- V e h h a b adlı bir oğlunun olduğuna ve 831
(1427 - 1428) tarihinde Konya9da öldüğüne dair bir kitâbe bulunmuş-

20 Ş ik â rî, s. 34. Aynı eserin diğer bir yerinde (s. 98), Ilgın9da D e v le t Ş a h ’ı
hakim buluduğu yazılıyor.
80 Aynı eser, s. 34, 74. Bundan önceki hâşiye’de işaret edildiği gibi, D e v le t
Şah Ilgımda olup, İshaklu9da A ta Beğ bulunuyordu (ayrıca s. 118). Hattâ yine
Ş ik â r î’de A ta B eğ’in, B a h tiy a r ve M e lik N â sır olmak üzere, oğullarının
adları veriliyor.
31 Tarihi takvimleri s. 72, tercüme, s. 73.
32 O. F. Sağlam , Şimdiye kadar yayınlanmamış bazı kitabelerle meskûkat'ın milli
tarihe hizmetleri, IV. Tarih kongresi zabıtları, Ankara, 1952, T .T .K ., s. ı 6 ı ; Z e k i O ra l,
Konya9da tarihi mezar taşları, Anıt, sayı V I, s. 19.
83 Tarihi takvimler, s. 72. Tercüme’deki “ B a b u k ’un Moğol evini, Sivas91 muha­
sarası” cümlesinin, “ B a b u k ’un Moğol evi ile Sivas91 muhasarası” şeklinde olacağı
şüphesizdir.
84 Bezm ü rezm, s. 449, 555; Şikârî, dizine bk.
38 I. H. U z u n ç a r ş ılı, Karaman oğulları devri vesikalarından İbrahim Beğ9i
Karaman imareti vakfiyesi, Belleten, I, s. 105. A li P aşa oğlu ve B a b u k ’ un torunu
olan E d h em ’in adı 849 tarihinde yapılan ilâvedeki şâhitler arasında geçiyor
(fotokopi, şâhitler kısmı).
tur36. Daha önce de belirtildiği gibi, Moğollar'ı Konya ve Niğde böl­
gelerine D e m ir t aş getirmişti.
Osmanlı kaynaklarından anlaşıldığına göre, O sm an B eğ
devrinde Eskişehir yöresinde Çavdar Tatarı yaşıyor ve bu Tatarlarım
başında Ç a v d a r o ğlu bulunuyordu37. Bu Çavdardın Kireyit
A lin a k N o y a n ’ın oğullarından K u ru m u ş ı’nın kardeşi Ç a v d a r
olduğundan şüphe edilmez. Bu Çavdar Tatarları*ndan daha sonraları
bir daha bahsedilmez. Kütahya yöresindeki Çavdar Hisarı*mn bu Mö-
ğol bölüğü ile ilgili olması muhtemeldir.
X IV . yüzyılın birinci yarısının ortalarında Sivri Hisar*da yine
Kireyitler*den T a y c i (N a b ci N a b şi - = T a y ş i) N o y a n ’m
torunları ve B a ltu ’nun oğulları S u lta n Ş ah ve M e lik Ş a h ’ın
yaşadığından, D e m irta ş’ın bunlardan S u lta n Ş a h ’ı öldürdüğün­
den daha önce bahs edilmişti.
X IV . yüzyılın ikinci yarısında yaşamış Çuğa (yahut Suğa) adlı
Moğol boyunun d a 3BSivri Hisar yöresinde yaşamış olması muhtemeldir.
Moğollar*ın önemli bir bölüğü de S a m a ğ a r N o y a n ’m oğulları­
nın idaresinde bulunuyordu. X IV . yüzyılın ikinci yarısının ortala -
rında S a m a ğ a r Moğolları*mn başında H ız ır B e ğ 8
39 vardı. N e ş rî’ye
göre40, 1387 de Karamanlılar ile Osmanlılar arasında yapılan Konya
savaşında, başlarında H ız ır Beğ bulunan Samağarlılar (Diğer Mo­
ğol oymakları gibi), Karaman ordusu saflarında yer almışlardı. H ızır-
B eğ ’den sonra Samağarlılar’ın başında, asrın sonlarına doğru, P îr Bol-
du’yu görüyoruz41. Samağarlılar*m nerede oturdukları kesin olarak

38 Z e k i O rai, aynı yazı, s. 18. Burada kitâbe’nin fotokopisi ve sureti vardır.


87 Â şık P aşa Z âd e, Tevarih-i âl-i Osmarij yayınlayan A tsız, İstanbul, 1949,
s. 93-103. Yine bu devirde “ Bayancar Tatar" adı geçiyor. Bu, şüphesiz ya Bayan-
car-ı Tatar, yani Tatar Bayancar, yahut Bayancar Tatarı olacaktır. Tatar Bayancar9m
Ereğli'yi yakıp-yıkması üzerine S u lta n A lâ e d d in tarafından yenildiği söylenir
(Âşık Paşa Z âd e, s. 97). Bu B a y a n c a r ’ın G a za n H an tarafından 1298 yılında
Anadolu emirliğine gönderilip, S ül e iniş tarafından öldürülen B a y a n c a r olması
muhtemeldir.
38 Şayet bu Moğol oymağının adı Çuğa ise, — ki bizce daha muhtemeldir—
adını T a y c i N o y a n ’ın adamlarından Ç a u ğ a ’dan aldığından şüphe edilmez.
Ç a u ğ a hakkında: A hm ed T em ir, Kırşehir Emir'i C a ca O ğ lu N u r e l-d in ’in
1272 tarihli arapça-moğolca vakfiyesi, T .T .K ., Ankara, 1959, s. 186.
39 Bezm ü rezm, s. m , 113, 121, 161, 234.
40 Cihânnümâ, Ankara, 1949, T .T .K ., I, s. 218, 291, 226, 227.
41 Bezm ü rezm, s. 527.
bilinemiyor. Bunların Kayseri bölgesi ile kısmen Kırşehir taraflarında
yaşamış oldukları tahmin edilebilir.
Diğer bir Moğol bölüğü de Cayğazanlar ( oIj UjL- ) olup,
Samağarlüar'm yakın komşusu idiler 42. Bunların da yurdları üzerinde
hiçbir bilgi yoktur. Cayğazanlar'm Yozgat ve Kırşehir taraflarında yurd
tutmuş oldukları kabul edilebilir.
Yine sağ koldan olması muhtemel bir Moğol bölüğü de Ba-
rambaylılardır ( ). Barambay ( Baranbay ) lılar’ın Ala Gözlü
adlı mühim bir obaları veya kolları olduğunu biliyoruz. Baram-
baylılar'm adlarını S u ta y N o y a n ’m en büyük oğlu B a ra n b a y ’dan
aldıklarına ve Türkmen Kara-Koyunlular’ın galebesi üzerine Diyarbekir
1 bölgesindeki yurdlarından göçüp Orta Anadolu'ya geldiklerine evvelce
A temas etmiştik. Barambaylilar'ın Sivas - Kayseri arasında yaşadıkları
I anlaşılıyor. Barambaylilar ile Samağarlılar birbirleri ile sık sık savaş­
m akta idiler. Hattâ E re tn e o ğ lu M u h a m m ed B eğ’in öldürül­
mesinden sonra Erelneli devletine hâkim olan H a c ı lb r ;d ım ı43,
dünürü S a m a ğ a r o ğlu H ız ır B e ğ ’e yardım etmek için onunla
birlikte barambaylilar üzerine yürümüş ise de, yapılan savaşta yeni­
lerek öldürülmüştü.
Amasya - Tokat ve Yozgat bölgelerinde Moğollar'ın Ca'unğar yani
sol kol oymakları yaşıyordu. K a d ı B u rh a n e d d in devrinde (1382 -
I3 9 9 ) S°1 k°l oymaklarının başında, U lu , S e lâ m e t ve G ö z le r
adlı beğler vardı44. Aşağıda bahsedilecek olan O sm a n lı devrin­
deki U lu Y ü r ü k ’ün, kısmen bunların kalıntısı olduğu anlaşılıyor.
Tahrir defterlerinden anlaşıldığına göre, Çorum bölgesinde başlıca
Katar Tatarları yaşamakta idiler. Ç e le b i M eh m ed ’in bun­
lardan mühim bir kısmını Rum İline göçürdüğünü biliyoruz.
Ankara bölgesine gelince, burada başlıca Tos Buğalar yurd tutmuş­
tu. X IV . yüzyılın ikinci yarısında Ankara şehrinin kuzey batısındaki
Murted ovasında (Murtaza Âb ad) Moğol beğlerinden S a v c ı A ğ a otu­
ruyordu. Yine bu zamanda Tüle- Tula- (Vjj, ) adlı bir Moğol
oymağı da vardı ki, bunun yurdunun nerede olduğunu bilemiyoruz 45.

42 Cayğazanlar üzerinde: Bezm ü rezm, s. 96, 234, 236. Bunlar diğer Moğol boylar
gibi Konya savaşında Karamanlı ordusunda yer almışlardı (Neşrî, 218, 219, 226, 227).
48 Bu emir hakkında aşağıya bak.
44 Bezm ü rezmy s. 331.
46 N eşrî, s. 226, 227, 229, 230. Yine S a m a ğ a r o ğlu H ız ır Beğ ve S a v c
A ğ a ile çağd aş D ile n c i o ğlu P îr A li Beğ vardı ki (gösterilen yer), bu beğin
X IV . yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'da. yaşayan Moğollar
menfaatlerini kuvvetli bir hükümdarın hizmetine girmekte görüyor­
lardı. Onları hükümdarlara bağlayan herhangi bir manevî değer
yoktu. Bugün Eretneli hükümdarlardan birinin hizmetinde bulunan bir
Moğol beğinin ertesi gün Karaman hükümdarlarından birinin emrine
girdiği her zaman görülebiliyordu. Moğol oymaklarının, Türkiye’de
uzun müddet oturmalarına ve Müslüman olmalarına rağmen, hayat
görüşlerinde hemen hiçbir değişme ve gelişme olmamıştı. Olca, yani
ganimet elde etmek, yine eskisi gibi, biricik ülküleri idi. işte bundan
dolayıdır ki, epeyce kalabalık nüfuslu ve çetin savaşçılar oldukları
halde, E re tn e müstesna olmak üzere, Moğol beğlerinden hiçbiri,
küçük bir beğlik olsun kuramamıştır. Bu bakımdan Türkmenler onlar­
dan ne kadar farklı idiler. Türkmenler de doyumluktan (ganimet)
çok hoşlanmakla beraber, fırsat bulur bulmaz, bir bölge veya yörede
bir devlet kurub, sonra yerleşik hayata geçiyorlardı.
Moğollar, koyun, at, deve ve sığırdan müteşekkil sürülerini yayıl-
tacak geniş ve verimli otlaklara sahib idiler. Bu sebeble sıkıntısız ve
kendi bakımlarından müreffeh bir hayat geçiriyorlardı. Ib n A r ab
Ş a h 46, onların varlıklı insanlar olduklarına işaret ettikten sonra,
kendilerini ziyaret edecek bir yoksulun, bir medrese talebesinin,
yahut bir edibin koyundan, sığırdan, yün, kıl, yağ ve peynirden
olmak üzere, kendisine ömrü boyunca yetecek mal ve erzak topla­
yabileceğini yazmaktadır.
Kara Tatarlar, galiba, hiçbir devlete de vergi vermemekte, buna
karşılık çevrelerindeki köylerden vergi toplamakta idiler. Bunlara
bir de yağma akınları ve çapullar ilâve edilir ise, onların hayatların­
dan oldukça memnun oldukları anlaşılmış bulunur. Kısaca Moğollar
iktisaden varlıklı ve çoğu zaman muhtar veya istiklâl içinde denile­
bilecek bir hayat sürmekte idiler.

hangi Moğol bölüğünün başında bulunduğu veya hangi yörede yaşadığı bilinemiyor.
D ile n c i o ğlu P îr A li Beğ de Karamanlı ordusunda olmak üzere 1387 deki
Konya savaşında bulunmuştu. Bu P îr A li Beğ, Eretneli A lâ a d d in A li Beğ ile
K a d ı B u rh a n e d d in ’in kumandanlarından Em îr P îr A li olabilir. Bunun da
Celayitler9den Dilenci9nin neslinden gelmiş olması mümkündür (R e ş îd u ’ dîn, Moskova,
s. I35J-
46 s. 125.
E retn e B eğ 753 yılın ilk ayının başlarında öldü (fi evâili Muh-
harrem = Şubat 1352) 47. E re tn e ’nin bildiğimiz üç oğlundan Ş eyh
H aşan Sivas vâlisi idi. Ş e yh H a şa n yakışıklı bir genç olup babası
ona Mardin Artuklu hükümdarının kızını istemişti. Gelin Sivas93.
geldiğinde Ş eyh H a şa n hastalandı ve öldü (Şevval 748 = Ocak
i 34-8)48- E re tn e ’nin geriye kalan iki oğlundan M u h a m m e d Beğ
emirler tarafından hükümdarlığa geçirildi, ^ lu h a jn m e d B eğ şim­
di Konya'dan Erzurum'a,, Samsun'dan Malatya'ya kadar uzanan baba­
sının geniş ülkesinin hükümdarı idi. Fakat M u h a m m ed Beğ
zayıf bir şahsiyet olup, vaktini devlet işleri ile değil, eğlence ile geçiri­
yordu; bu sebeble çok geçmeden devlete hâkim olduğu anlaşılan
E m ir S e y y id ile araları açıldı ve Konya'ya gitmek zorunda kaldı;
yerine devlet büyüklerinin ittifakiyle kardeşi C a fe r geçirildi49.
Fakat M u h a m m ed Beğ Konya'da çok kalmadı. Dirayetli bir
şahsiyet olan H o ca A li Şah onu tahta geçirmek için harekete geçti50.
Yalguz Göz (?) mevkiinde yapılan bir savaşta C a fe r B eğ ve E m ir
S e y y id yenildiler; Kayseri'ye girildi ve M u h a m m ed B eğ yeniden
hükümdarlık tahtına çıkarıldı51. C a fe r B eğ bu mağlûbiyet üzerine

47 A y n î , nr. 2395,5. 99; İ b n T a g r i b i r d î ; en-Nueumü'z-zâhire, K a­


hire, X , s. 289.
48 S a fe d î, el-Vâfî bil vefaydı, Topkapı Sarayı, III. Ahmed ktp., nr. 2920, yp, 180
**’ ... *

cJji j \ £ \ j Ijjj (jUİ'l; OjUlj J i, jil j , ^ jl>- j A-jj ı


(Tarihi takvimler, s. 70) çyJ ( j ) ( j ) JU*;İ a ji

50 “ Rdvî ayıdur M ehm ed Beğ u m ûr ile mukayyet olmayıp, ayş u safa ile
şikâr ile saray ile mukayyet olduğuna Rûm beğleri kayıl olmayıp taht-ı Rûm'a, karındaşı
C a fer B eğ’i şah eylediler, M ehm ed B eğ’i çıkardılar. H o ca A li A y d u r : A y
M eh m ed Beğ gel imdi Şah A lâ e d d in ’e var, aranızda bu kadar muhabbet ve
bu kadar ahd ü âmân var, andan medet iste âdem âdeme şimdi gerek olur didi”
(Şikâri, s. 66). Ş ik a rî, M u ham m ed B eğ’in çok yakışıklı bir genç olduğunu,
K a ra m a n o ğ lu A la e d d in Beğ de dahil olmak üzere, pek çok kimselerin ona âşık
olduklarını ilave eder. (s. 6ı, 66, 69).

3 3 j- tm jfJİ i jj* jj£Jb


(3 ) ^ -p <j (J* 3 C -o

(3 )
(Tarihi takvimler, s. 79). Ş ik â r î’ye göre (s. 70) savaş Kızü Irmak kıyısında olmuştur.
Mısır*a kaçtı52. Fakat çok geçmeden M u h a m m ed B eğ ile H o ca
A li ’nin arası açıldı. Âzîne Mescii denilen yerde ikisi arasında savaş
yapıldı (7 Zilkade 757 = 1356 Ekim - Kasım). E m ir S e y y id bu
defa M u h a m m ed B eğ’in yanında idi. Savaşta Eretne oğlu bozguna
uğradı ve bazı emirleri de öldürüldü53. Bununla beraber, bu gibi
olayların çıkmasını her zaman iştiyakla beleyen Moğollar M u h a m ­
m ed B eğ ’in etrafında toplandılar. Eretne oğlu onların yardımı ile
Kır Şehir bölgesindeki ünlü Malya ovasında yapılan savaşta (21 Re-
ceb 758 = 10 Temmuz 1357) H o ca A li Ş a h ’ı yendi. Ertesi Yıl
(20 Cumade’l-âhire = 30 Mayıs 1358) £amantı yöresinde H o ca A li
öldürülmüş ve Mısır'a, gittiği anlaşılan E m ir S e y y id de orada
ölmüştü54. Kuvvetli bir şahsiyet olan H o ca A li Ş a h ’m Ib n Ha-
c e r ’de “ el-Kurdî53 nisbesiyle anıldığını görüyoruz55. Kitabu İcabati's-
sâiVde babasının adı hakkında Horuz (?) gibi okunabilen (?) bir isim
verilmektedir56. Ş ik â r î’ye gelince, orada H o ca A li Şah, Sivas
hâkimi olduğu söylenen İb n -i K ü r d adlı bir emîr’in kardeşi olarak
gösterilir Her halde ikisi aynı şahıs olmalıdır ve Ş ik â r î’deki Kürd
tâifesi de H o ca A li Ş a h ’ın askerleri demek olsa gerektir57.
Bu olaydan sonra M u h a m m ed B eğ devleti müstakillen idare
etmeğe başladı. 763 (1361 - 1362) de A ta b e ğ H a lil ve emirlerden
O rh a n öldüler, Ertesi yıl çıkan veba ve kolera halktan pek çoğunun
ölümüne sebeb oldu58. Üstelik Moğollar da rahat durmuyorlardı.

62 Ib n H âcer, et-Dürerü’l-kdmirıe, III, s. 378.


53 H **' s**

j* odai!! IjaI J:î j üliil ^Ij^l j


('Tarihi takvimler, s. 72; tercüme eksiktir). ( j ) ûIp O j Jl
54 Tarihî takvimler, s. 72.
55 Gösterilen yer.

C^dJi J * J ( ? ) jJ^^>- 4 >-lJ>-

(45a-46a). Iİ a J i . O îlSC. bJjl <^l dJj J p ^ rb

57 Ş ik â r î, 66, 69, 70, 71, 72, 74, 75, 76, 77, 78, 81 (bilhassa buraya bak), 84,
87, 88.
68 Tarihî takvimler, s. 72.
Bunlar bir karışıklık unsuru haline gelmişlerdi. Yukarıda da işaret
edildiği gibi, ne E retn e ne de Karamanlı hükümdarları onları itaat
altına alabilmişlerdi.
765 yılı Şevvalinin sonunda (1364 Temmuz) M u h a m m ed
Beğ Ankara'ya, gitmişti. Bu tarihte şehrin Osmanhlar elinde bulunduğu
söyleniyor59. Aynı tarihte E retn e o ğ lu ’nun ordusundan bir kısmı
Ilgın yöresinde Moğollar'a yenilmiş ve bunu takiben S a h ib ’in Bükü'n-
de yapılan savaşta da (25 Zilkade 765 = 1 3 Temmuz 1365), bizzat
M u h a m m ed B eğ aynı akıbete uğramıştı. Bu mağlûbiyet M u h a m ­
m ed B eğ’in iktidarının çökmesine sebeb oldu. Gerçekten, M u h a m ­
m ed B eğ ’i yenen Moğollar, B a b u k ile, Ş ik â r î’de adları geçen,
A ta Beğ, D e v le t Şah gibi beğlerin başında bulundukları toplu­
luktu. Moğollar bu savaşta mühim bir rol oynadığı anlaşılan B a b u k ’un,
Eretne oğlu'nun yerine geçmesi üzerinde birleştiler ve ertesi yılın ba­
şında Kayseri'ye girdiler60.
Aynı yılın Cumadel âhire ayında (1365 Şubat - Mart) Kayseri'de
Moğollar ile M u h am m ed B eğ kuvvetleri arasında yeniden savaş
yapıldı. M u h a m m ed B eğ’in kumandanı Hoş K a d e m öldürüldü
ve Moğollar şehri yağmaladılar61. Bu olay üzerine M u h a m m ed
B eğ ’in Memlûk sultanından yardım istediği anlaşılıyor. Memlûk
kaynakları 766 (1365) yılında yapılan bü yardım istediğinin H o ca
A li Ş a h ’a karşı olduğunu söylerler ise de, elimizdeki takvimin
sarih ifadeleri karşısında bunu kabul etmeye imkân yoktur. Haleb
nâibinin kumandasında gönderilen yardım kuvveti Kayseri'ye girdi
ise de, dönüşte Tatarlar Memlûk askerlerinin bazı ağırlıklarını yağma­
ladılar*62. Eretne oğlu, Memlûk yardım kuvvetine rağmen durumunu
düzeltemedi. Moğollar Kayseri bölgesine hâkim bulunuyorlardı. Ertesi
yılın ilk ayında (767 Muharrem = Eylül - Ekim 1365) M u h am m ed
B eğ Sivas'ta, öldürüldü63 ve yerine çocuk yaşta olan oğlu A lâ e d d in
r ~
5B î. H. U z u n ç a r ş ılı, Osmanlı tarihi, I, Ankara, 1961, s. 124, 161.
60 Tarihi takvimler, s. 72.
61 Gösterilen yer. Turhal'ın Tâziye köyünde bir câmi kitabesinde, Emîru'l-
Kebiru'l-mufaddal, mudebbiru'l-memâlik Emînüddevle ve'd-dîn” Unvanları ile E m ir
Hoş K a d e m ’in adı geçmektedir (î. H. U z u n ç a r ş ılı, Eretne devleti, Belleten, nr.
126, s. 180). Bu kitâbe Hoş K a d e m ’in H o ca A li Ş e y h ’den sonra M u h am m ed
b eğ’in beğlerbeğisi olduğunu göstermektedir.
62 A y n î, 2395, s. 136; îb n H âcer, ed-Dürerü'l-kâmine, III, s. 378.
63 Tarihi takvimler, s. 72.
A l i Beğ_ geçirildi. M u h am m ed Beğ kendi devlet erkânından
bazıları tarafından katledilmişti64. Bunlardan birinin Amasya beği
H a c ı Ş a d G e ld i olduğu anlaşılıyor65. Her halde Sivas hâkimi
H acı İ b r a h im ’in de, M u h a m m ed B eğ ’i öldürenler arasında
bulunduğundan şüphe edilmez.
M u h a m m ed B eğ’in böyle bir akıbete uğraması zayıf ve dira­
yetsiz bir hükümdar olmasından ileri gelmiştir. Yerine geçirilen oğlu
A lâ e d d in A li B eğ de babası gibi idi. Bu sebeble, bütün müellif-
lerce belirtildiği üzere, E retn e devrinde gerçekten mes’ud ve müref­
feh bir hayat geçiren halk, oğlu ve torununun zayıf şahsiyetler olma­
larından ötürü, görmüş olduğumuz dahilî mücadeleler ve bilhassa
Moğol oymaklarının tecavüzleri yüzünden, ızdırablar çekti. Bunun
neticesinde halktan pek çokları Haleb bölgesine inerek onlardan önemli
bir kısmı Aymtab'a. yerleşmiş ve Aymtab, bilhassa bu yerleşme sonucunda
bir Türk şehri vasfını almıştı. Bunun gibi, Orta Anadolu’daki Türk
halkından mühim bir kısım da batı bölgelerine göçetmişti. Bu göç
Batı Anadolu ve Marmara bölgesinin türkleşmesinde ve medenî geliş­
mesinde mühim bir âmil olmuştur.
Elimizdeki takvim’e göre, 769 (1367 - 1368) yılında göğün batı
tarafında bir kuyruklu yıldız görünerek üç aya yakın bir zaman kay­
bolmamıştı. Bunu takiben B abuk, Moğollar ile Sivas’ı kuşattı ise de,
Moğollar*m ondan yüz çevirerek A li B e ğ ’e itaat etmeleri üzerine,
çekilmek zorunda kaldı ve sonra da S a h ib ’in Bükü’nde*6 yapılan
bir savaşta bozguna uğradı67.

64 Bezm ü rezrrıy s. 79.


66 Aynı eser, s. 234, 235.
66 S â h ib ’in Bükü’nün nerede olduğu kesin olarak bilinemiyor ise de, bunun
Akşehir’e bağlı Kara Bük köyü olması muhtemeldir. Buradaki Sâhib, şüphesiz meşhur
Selçuklu veziri F a h red d in A li’dir.
) 0 d*-4 <ij^ ö iy jUa?- j
<o-Uâ)l ^JlÜ.^p jlJaL. (<o) jl£j[p|]9İ j ı j j jl J i*
oUxJİ)l Jİ u jr ' j
(Tarihî takvimler, s. 72). <ü j j
Tercüme’deki (s. 73) Moğol evini “ Moğol evi ile” olacaktır ki şüphesiz matbaa
hatasıdır. A li Beğ zamanında cereyan eden bu olaylardan, Bezm ü rezm’de bah-
sedilmemektedir.
A li B eğ’in hükümdarlığı zamanında (767 - 782 = 1365 - 1380)
sahnede başlıca şu emirler görülüyor: Sivas hâkimi H a c ı İb ra h im ,
Amasya emîr’i H a c ı Şad G e ld i, Kayseri kadısı ve sonra A li B eğ’in
veziri B u rh a n e d d in A hm ed, A li B eğ’in nâibi S e y y id î H üsam ,
Koyul Hisar beği K ılıç A rsla n , Tokat hâkimi Ş eyh N e c ib ve Kayseri
sahibi E m fr C ü n ey d . Bu emirlerden hiçbiri Moğol menşeli değildir.
Bunlardan Amasya sahibi H a cı Şad G e ld i, Sivas hakimi H a cı
İb ra h im memlûk, B u rh a n e d d in Kayseri*li bir Türk, K ılıç A rsla n
Türkmen idiler. Diğerlerinin yani S e y y id î H üsam , Şeyh N e­
ci b’in memlûk veya memlûkzâde olmaları muhtemeldir.
A li B e ğ ’in hükümdarlığının ilk yıllarında iktidar Sivas hâkimi
H a c ı İ b r a h im ’in elinde olmakla beraber Amasya hâkimi H a c ı
Şad G eld id e başına buyruk hareket ediyordu. Kuvvetlerini kaybet­
memiş olan Moğollar çekinilecek bir unsur olmakla devam ediyorlardı.
H a c ı İb ra h im , hem durumunu kuvvetlendirmek, hem de
onların tehdidini azaltmak için Samağarh beği H ız ır B eğ ’in kızını
almış ve H ız ır B eğ’e Kayseri şehrinin valiliğini vermişti68. Fakat
buna rağmen H a c ı İb ra h im moğol kılıcı altında ölmekten kurtu­
lamadı. Gerçekten, Samağarhlar ile Ala Gözlülerii korumak maksadıyla
Barambaylılaria. karşı yaptığı bir çarpışmada yenilip öldürüldü69.
H acı İb ra h im , bilhassa güvenemediğinden dolayı A li B cğ ’i
hapsetmişti. Gerçekten A li B eğ’in, babası M u h am m ed B eğ gibi
dirayetsiz ve aynı zamanda zayıf seciyeli ve eğlenceye düşkün bir
genç olduğu anlaşılıyor. Her ne kadar H a c ı İb ra h im iyi kalbli
ve değerli insanları takdir eden sevimli bir emîr olmakla beraber,
âkıbetinin de gösterdiği gibi, Eretneli devletini içine düştüğü durumdan
kurtaracak derecede kuvvetli bir şahsiyet değildi. E retn e d e v rin d e
Konya'dan Erzurum?a kadar uzanan ülkenin hududları, oğlu M u h a m ­
m ed B eğ’den itibaren gittikçe daralmaya başlamıştı. Hattâ kuvvetli
bir komşu devlet olsaydı bu devlet bu kadar da yaşayamazdı. En
kudretli devirlerinde Moğollar ile yılmadan mücadele etmiş olan
Karaman oğulları'm. îlhanlıların en zayıf zamanı olan Ebû S a id dev­
rinden itibaren bir durgunluk ve gevşeklik husule gelmişti70.

68 Bezmü rezm, s. 121.


60 Aynı eser, s. 124, 125; Tarihî takvimlerdeki A. nüshasında H a cı İb ra h im ’in
öldürülmesinden 75 yıl geçtiği söyleniyor (s. 12). Bu takvim 849 da yazıldığına
göre, H a c ı İb r a h im ’in öldürülmesi 774 (1372-1373) yılında olmuştur.
70 Nitekim bu durgunluk Ş ik â r î’de bile itiraf edilmektedir (s. 71).
Nihayet E retn e o ğ lu M u h a m m ed B e ğ ’ in emirleri tarafın­
dan öldürülmesini fırsat bilen K a ra m a n o ğ lu A lâ e d d in Beğ,
M u h am m ed B eğ’in memlûk emirlerinden A li- i Z e r g e r ’in vali
bulunduğu Konya?yı 768 (1366 1367) de fethedebildi71. Bunu
takiben Aksaray ve Niğde'yi de ele geçiren A lâ e d d in Beğ, E re tn e ’-
nin torunu A li B eğ’in hükümdarlığının ilk yıllarında Kayseri'yi
de zaptetmişti. Onun Ebu'l-Feth lâkabı bu başarılarından geliyor.
Osmanlüar ise 764 (1361 1362) de Ankara'yı almışlardı. Güneyde
Dulgadır oğullan ve Şam Türkmenlerinin baskısı gittikçe artıyordu.
Dulgadırlılar, £amantı suyuna kadar olan yerleri, yani Pınar Başı bölge­
sini ele geçirdikleri gibi, Türkmen beğlerinden C e lâ le d d in Ö m er Beğ
de Malatya'yı zaptetmişti. Ö m er B eğ’in hangi Türkmen topluluğundan
olduğunu bilemiyoruz. Kendisinin Haleb Türkmenlerin'den ve hattâ Har-
bendelu oymağından olması mümkündür. Ö m er B eğ ’in 762 (1360-
i 36i ) yılında ölümü üzerine şehir Memlûkler'in eline geçti. Ö m e r

71 Tarihi takvimler'in, A. nüshasındaki:


tiV y (Jp dJj J p j I Ujj I dh ^ jjl j
J^d JJ. û^ÜII ^>0 ı£ j*jm J
cümlesi, şüphesiz, şöyle olacaktır:

ü x !I £ jj J (Jp j I bjjl t dJj *!>Ip j


, JwlLj JJ. ûalil y sti j (j-uij i
(s. 32).
Nitekim B. nüshasında (s. 48):

(y*(s**i t k 'x~*^ <J*j' tojl (t) <>.051 **>Ip


jo L cJI OoJ^I jjjJI
denilmektedir ki, Konya adı eksik olmak üzere hemen aynıdır. Her iki nüsha’nın
bu hususta 824 tarihli farşça takvime dayandıkları anlaşılıyor:
j l dJj Wjl (> (Jîjlf j l db (>. o!l j|

<J*
(Osmanlı tarihine ait takvimler, s. 22, türkçe tercümesi, s. 23). Biz Konya fethinin
tarihini bu en eski takvim?in verdiği rakama göre kabul ettik, Ş ik â r î, Konya'nm
fethini tafsilâtla anlatmaktadır (s. 100-102). Konya'nın fethinin B a b u k ’un E retn e
o ğlu M u h am m ed Beğ’i yenip Kayseri'ye girmesinden faydalanılarak yapıldığı
anlaşılıyor. Takvim?in verdiği rakama göre Konya'nın fethi, M u h am m ed B eğ’in
ölümünden sonra olmuştur.
B e ğ ’in, E m i r Z i y â e d d i n M a h m u d adlı bir oğlunu tanı­
yoruz. Memlûkler Darende'den sonra Divriği'yi de ülkelerine kattılar
ve bunları (kısa bir müddet ellerinden çıkmakla beraber), devletleri
sona erinceye değin muhafaza ettiler.
Diğer taraftan Eretneli devleti de içten bir parçalanmaya doğru
gitmekte idi. Amasya Emir'i H a c ı Ş a d G e ld i Amasya bölgesini
başına buyruk idare etmeye başladığı gibi, Erzincan hâkimi M u tah -
harte n d e 72 aynı şeyi yapmıştı.Bunları diğerleri takibetti. En sonun­
da, bilindiği gibi, K a d ı Bu rh a ne d di n, büyük meziyetleri sayesinde,
Erelne'Yı devletine son vererek yerine kendisininkini kurdu73. Onun
ülkesini başlıca Sivas, Tokat, Kayseri ve Kırşehir bölgeleri teşkil ediyordu.
K a d ı B u r h a n e d d i n Türkmen beğlerinden bazılarını da hizmeti­
ne almıştı. Bunlar başlıca, Ak Koyunlular* A lim e d B eğ ile kardeş­
leri P îr H ü se y in ve K a r a Y ü l ü k O sm a n b eğ’ler, Dulgadırlt-
lar*dan O sm a n Beğ ve Mardin-Musul arasında yaşayan Boz Doğan
oğullan'ndan S a ’ d u ’ l - M ü l k ve Z i y â u ’ l - M ü l k kardeşler idi.
Fazla olarak Kadı Burhaneddin Dulgadır Oğlu H a l i l B eğ’in kızı ile
evlenmek suretiyle bu hânedana güveyi olmuştu. K a d ı B u rh a n e d ­
din hizmetine aldığı Tiirkmenler'i hem kendilerinden cmîn olmadığı
Moğollarla, karşı bir muvazene unsuru, hem de düşmanlarına karşı
taze bir kuvvet olarak kullanmak istiyordu. Moğollar*ın, selefleri gibi,
ona pek güçlükler çıkaramamaları, şüphesiz bu husus ile de ilgilidir.
Fakat zaman geçtikçe bu müstesna şahsiyetin mizacı daha da
sertleşmiş, temkin ve itidalden uzaklaşmıştı. Hizmetindeki Türkmen

72 Bu ünlü Erzincan beğinin menşei bence meçhuldür. Onun E retn e ile akra­
balığı üzerinde çağdaş kaynaklarda bir işaret yoktur. Şehir ondan önce P îr H ü seyin
B eğ’in, ondan önce dc A h î A y n a B eğ’in elinde idi. A h î A y n a Beğ de şehri,
Bezm u rezm'e göre (s. 160), birinden satın almıştı. M u ta h h a rte n ’in en mu’teber
emîrinin Celayir boyundan T u ğ r u l (bazan T u ğ r u l Beğ) olduğunu biliyoruz.
73 Eretneliler üzerinde bugüne kadar yapılmış tedkikler kifayetsiz oldukları
gibi, eksik vc birçok yanlışlıkları ihtiva ederler. Sayın üstad İsm a il H ak k ı U zu n-
ç a r ş ılı’mn bu hânedan hakkındaki son inceleme yazısı da (Sivas-Kayseri ve dolay­
larında Eretna devleti, Belleten, X X X II, Nisan 1968, s. 159-189), maalesef, bu mahi­
yettedir. Halbuki İsm ail H a k k ı U z u n ç a r ş lı, Eretneliler ile en fazla meşgul
olmuş bir müelliftir. Buna rağmen adı geçen makalesi, eksik olduktan başka, hayret
edilecek derecede mühim hatalar ile doludur. Bunları burada göstermeğe imkân
yoktur. Ancak adı geçen inceleme yazısı, makalemiz ile karşılaştırıldığı zaman bu
hatalar açıkça görülebilir. Hattâ bu inceleme yazısının başlığı bile doğru değildir.
Eretncli devletinin hududları, görmüş olduğumuz gibi, yalnız “ Sivas-Kayseri dolay­
larına” münhasır kalmayıp, Konya bölgesinden Erzurum bölgesine kadar uzanıyordu.
beğlerinden K a r a Y ü l ü k tarafından öldürülmesi bunun bir netice­
sidir.

ERETNELİLER SO Y K Ü TÜ Ğ Ü *
Uyğur Taycu^ (?) Bahşi**

Tarım taz (s) Sünüktaz (s) I. Eretne


(ölm. 719) (ölm. 719) (öim.^753)

II. Muhammcd III. Cafer Şeyh lİasan


(ölm. 767) (ölm. 748)

IV . Alâeddin Ali
(ölm. 782)

V . Muhammed (?)
(ölm. ?)

* Eretne’nin kardeşinin oğlu olarak vasıflanan ve K adı Burhaneddin ta­


rafından öldürülen Feridun’un baba adı bilinmemektedir.
** Abaka devrinde hayatta idi.

Y ı l d ı r ı m B a y e z i d ’in Karaman ve K a d ı B u r h a n e d d i n ’in


ülkelerini eline geçirmesi üzerine, Tatarlar Osmanlı hizmetine girdiler.
Bütün Osmanlı kaynakları Ankara savaşında “ Tatar'ın hayınlığı sebe­
binden55 mağlûbiyete uğranıldığını yazarlar. Hattâ onlar, Tatarlar'm
B a y e z i d ’in ricası üzerine göçürüldüğünü iddia ederler74. îb n Arab-
şah Timur'un Anadolu yürüyüşünden önce, F â z ı l adlı birini gönderib
Tatarlar'ı elde ettiğini kaydeder75. Bütün bu sözler ne dereceye kadar
doğrudur? Bu hususta da kesin bir şey söylenemez. Ancak Ankara
savaşında, Tatarlar'm T i m u r ordusu saflarına geçmelerinin mağlû­
biyette biricik veya en büyük âmil olduğunu ileri sürmek, herhalde
doğru değildir76. Bunun gibi, yine İb n A r a b ş a h ’ın, Tatarlar'ın

74 îb n A ra b şa h da (s. 142) Osmanlı devleti hizmetinde iken işittiği bu riva­


yetin muhtemel olduğunu yazar.
76 s. 126.
78 Tatarlar, savaş başlar başlamaz mı, yoksa Türk ordusunun yenilgiye doğru
gittiğini görünce mi Çağatay ordusunun saflarına geçtiler, malûm değildir. Tatarlar’m
T im u r tarafına geçmelerinde kavmiyetçilik şuurunun âmil olduğunu sanmıyoruz.
B a y e z id ordusunun üçte birine yakın bir kısmını teşkil ettiklerinin
söylendiğine ait kaydı d a 77, hiçbir suretle kabul edilemez. Herhalde
Tatarlar on bin kişiden fazla değillerdi.
Fakat, Tatarlarım bu hareketinin, T im u r ’un onlar hakkında
verdiği karar üzerinde hiçbir tesiri olmadı. Bu karar Tatarlar için bir
felâketti. Timur onları beraberinde Mâveraü'n-nehr'z götürmeye karar
vermişti. Timur, Tatarlardı, Türkistan'da. Çete, yani Moğollor'dan zaptet­
tiği yerlere yerleştirmek istiyordu78. Filhakika T im u r Çin seferine
çıkarken, Azerbaycan ve Irak-ı Acem!den götüreceği göçebe topluluk­
lar gibi, onları da beraberinde göçürmeye karar vermişti79. îb n
A r a b ş a h d a Tatarlar'm ekserisinin Işık Göl taraflarına yerleştirildiğini
kaydetmektedir80. Öyle anlaşılıyor ki, T im u r gerek Çin seferini
emniyet içinde yapabilmek, gerek Sirderya ile Işık Göl arasındaki böl­
geyi idaresi altında tutabilmek için Kara Tatarlar ile Azerbaycan, Irak-ı
Acem ve sair yerlerden göçürdüğü halkı bu bölgede yerleştirmeye
karar vermişti. O, haklı olarak, Çete de denilen bu bölgedeki Moğol-
lar'ın sadakatına güvenemiyordu.
T im u r, Tatarlar'ı bir yay içine alarak kaçamayacak bir duruma
getirdikten sonra, A h î T e b e r r ü k ve M ü r ü v v e t adlı reislerini
katına celbedib maksadını açıkladı; sözlerinde samimî olduğuna
inandırmak için and içtikten ve haklarında iyilik ve merhametten
başka bir şey düşünmediğini belirttikten sonra, onları atalarının yaşa­
mış oldukları yere götüreceğini ve orada sayesinde refah ve huzur
içinde bir hayat geçireceklerini bildirdi. T im u r bu esnada Amasya
ovasında bulunuyordu. Buraya, anlaşıldığına göre, Kırşehir bölgesin­
deki Çaşniğîr köprüsünü ve Yozgat bölgesini geçerek gelmişti. Kara
Tatarlar'ın başbuğları A h î T e b e r r ü k ve M ü rü v v e t, T im u r ’a
buyruklarına daima itaatkâr oldukları cevabını verdikler ise de, her
halde, beklemedikleri bu emir karşısında beyinlerinden vurulmuşa
döndüler. Bu beğlerden A h î T e b e r r ü k ’ün, B a b u k ’unoğullarından
biri olarak Ş ik â r î’de adı geçtiğinden evvelce bahsedilmişti. Fakat
M ü r ü v v e t’in hangi aileden olduğunu bilemiyoruz. M ü rü v v e t B eğ

77 s. 129.
78 Ş e re fe d d in -i Y e z d î, II, s. 502.
79 Aynı eser, II, s. 635.
80 s. 150.
hakkında bilgimiz ancak şudur ki o, 1389 yılında Kırşehir'i zapt edib,
(Osmanlılar'dan ?) K a d ı B u rh a n e d d in ’e teslim etmişti81.
T im u r ’un kararını öğrenen Tatarlar derin bir ızdırab içine
düştüler. Türkiye'de, kendi hayat görüşlerince, mes’ud ve müreffeh
bir hayat sürüyorlardı. Burada doğmuş ve büyümüşler, birçok bakım­
lardan türkmenleşmişlerdi. Onun için Çağatay'lar onlara “ Kara Tatar
Türkmenleri” de demekte idiler82. Fakat T im u r ’ un emrine boyun
eğmekten başka çare yoktu. Onlar bölük bölük (küren küren), küme
küme (cok cok) tümen beğlerine teslim edildiler; sürü ve yılkıları
ile birlikte göçürüldüler83. H â fız - ı E b rû ’ya göre göçürülenlerin
nüfusu otuz bin çadır id i84. 806 yılı Zikade ayı başında (Mayıs 1404)
Rey'c gelindiğinde T im u r, Kara Tatarlar ile Azerbaycan'dan getirilen
göçebe topluluğun, Huvar ve Simrıan yolu ile Semerkand'a götürülmek
üzere, önden yola çıkarılmasını emretti. Kendisi de Mâzenderan'daki
Firûzkûh kalesini zaptetmeye gitti. Damgan'a varıldığında Kara Tararlar
kaçmak için harekete geçtiler; fakat yakalanarak ağır bir şekilde ceza-
laudırıldılar. Öyle ki hayatlarına son verilenlerin sayısı iki, üç bini
bulmuştu. Öldürülenlerin başlarından şehir dışında kuleler yapıldı ki,
İspanyol elçisi birkaç ay sonra geçtiği zaman bu kuleler hâlâ orada
duruyordu85. Tatarlar'd?aı birkaç oymak Esterâbâd ormanlarına kaç­
maya muvaffak oldu ise de, T im u r ’un arkalarından gönderdiği
kuvvetler onlara da yetiştiler. Bin kişiye yakın Kara Tatar öldürülüp, iki
bin çadır halkı tutuldu. Bu olaydan sonra Tatarlar'm ileri gelenlerine
bukağı vurulup Semerkand'a sevkedildiler86. İb n A ra b şa h , Kara

81 Bezm u rezm3 387.


cJaÎ^C j j I {y S j > - j \aI İ V j Cf*J*

O j ü l î Ij* OlilT, JLjL-j ıj#

(A b d ü ’ r re z z â k -ı Sem erk a n d î, Matlaıi1s-sa*deyn, yayınlayan M uh am m ed


Şefî*, Lahor, 1360, I, s. 55).
83 N iz a m e d d in -i Şâm î, Zaf ernâ™e, yayınlayan. F. T a u er, Praha, 1937,
s. 275-276; Ş e re fe d d in -i Y e z d î, II, s. 501-504; H â fız - ı E bru, Z übdeti?t-te-
vârih, yp., 345 b-346 a; M e d z o p lu Torna, s. 75.
e4 H â fız -ı Ebrû, Zübdeti?t-tevârih, yp. 346 a.
86 E m b a ja d a â T a m o rlâ n , s. 92, 123. Burada, evvelce işaret edildiği gibi
yanlış olarak; “ Tartaros Blancos” Ak Tatarlar deniliyor.
86 Ş e re fe d d in -i Y e z d î, II, s. 576,579-581; Müntehab-ı tevarih-i Natanzî,
s. 396.
Tatarlar'"dan bir bölüğünün Kâşgâr bölgesine gönderildiğini, bir
bölüğün de Işık Göl taraflarına yerleştirildiklerini söylüyor878 . Yine
aynı müellif, T im u r ’un ölümünden sonra Tatarlarım yerleştirildik­
leri yerlerden kaçarak bir bölüğünün Seyhun' un kuzeyindeki çöle
çıkıp Özbek beğlerinden îd e g ü ’nün yanma gittiğini, bazı oymakların
da T im u r ’un kumandanlarından A rğ u n Ş a h ’ın emrine girdiklerini
haber veriyor80. Bu sonuncular, anlaşıldığına göre, Harizm'e gitmişler
ve oranın emîri M u sa g e ile savaşıp, karışıklıklar çıkardıktan sonra
Türkiye"ye dönmek için Horasan'a, geçmişlerdi. Mâveraün'n-nehr ve
Harizm onlar için yad eller idi. Ancak, Kara Tatarlar'm Horasan'a,
ayak bastıklarını 808 yılında (1405-1406) Meşhed'de haber alan
Ş a h ru h yollarının kesilip yakalanmaları için kuvvet gönderdi. Bu
kuvvet onlardan bir bölüğünü yakalayıp Ş a h ru h ’a getirdi.89 Geri
kalanları ne oldular? Bunlar Türkiye’ye dönebildiler mi? bu hususta
hiçbir delile sahib değiliz. Bu tarihten sonra Timurlu kaynaklarında
Kara Tatarlar'a. rast gelinmiyor. Bundan anlaşılıyor ki, onlar dağıl­
mak suretiyle varlıklarım kaybettiler.
Bununla beraber T im u r, Türkiye'deki Kam Tatarlar'm hepsini
götürmeye muvaffak olamamıştı. Onlardan bazı oymaklar, şuraya
buraya kaçmak suretiyle Anadolu'da kalabilmişlerdi. Ş ik â r ı tarihinde
T im u r ’un gelişine kadar, bilhassa Moğol ismiyle, hemen her sahifede
Kara Tatarlar'dan bahsedildiği halde T im u r ’un dönüşünden sonra
bu kitabta onların adı geçmez. Bu husus Karaman ilindeki Tatarlar'dan
ezici çoğunluğun göçürülmüş olduğunu göstermektedir. Nitekim,
M u in ü d d in -i N a t a n z î’nin göçürülen Tatarlar'm Akşehir ve Sivri
Hisar yörelerinden olduklarını söylemesi d e90, bunu teyid etmektedir.
Diğer taraftan Kara Tatarlar'm iki başbuğundan biri olarak Şer efe d-
d in -i Y e z d î ’de geçen T e b e r r ü k ’ün Karaman ili Tatarları'mn ünlü
ailelerinden birine, Babuk oğulları'na mensubolduğunu biliyoruz.
Göçürülmektjen kurtulan Kara Tatar oymakları, yine eskisi gibi,
Ankara, Çorum, Amasya, Yozgat bölgeleri ile, daha az ehemmiyette
olmak üzere, Karaman ili’ndeki bazı yerlerde (Ilgın, Akşehir, lshakluy
Koç Hisar, Aksaray) yaşıyorlardı.

87 s. 150.
88 Gösterilen yer.
89 H â fız -ı E brû , Zübdetü*t-tevârih, yp. 385 b-386 a; ondan naklen A b d u ’ r-
re zz a k -ı S em erk a n d î, I, s. 55, 231.
90 s. 391.
Ankara savaşından sonra dirliği Amasya bölgesine çekilen Ç e le b i
M eh m ed, în a l oğlu, K ö p e k oğlu, K a r a D e v le tş a h ve G ö z le r
o ğ lu gibi beğler ile mücadele etmek zorunda kalmıştı. Bunlardan
ilk ikisi Haleb Türkmenlerinden idiler1. G ö z le r o ğ lu ’na gelince (adı
A li idi) bu, K a d ı B u rh a n e d d in devrindeki, C a ’ u n ğ a r (Cun-
ğar) denilen ve Amasya - Tokat - Yozgat bölgelerinde yaşayan
Moğolların beğlerinden G ö z le r B e ğ ’in oğlu idi. Ç e le b i M eh m ed,
in a l o ğ lu gibi, G ö z le r o ğlu A li B eğ’i de bozguna uğrattı2.
K a r a D e v le t Ş a h ’ın menşei kesin olarak belli değildir3. Bu olay­
lardan sonra Ç e le b i M eh m ed, aldığı davet üzerine T im u r ’un
katma giderken Ankara şehrinin az kuzey batısındaki Mürted ovasına
(Murtaza Âbâd) geldiğinde, Ankara Tatarlarinın beğlerinden S a v c ı
A ğ a o ğ lu A li B eğ ile karşılaşmış ve onu da yapılan bir savaşta
bozguna uğratmıştı4.
T im u r Anadolu'dan ayrıldıktan sonra, bilindiği gibi, Osmanlı
şehzâdeleri arasında taht mücadeleleri başladı. Bu arada Ç e le b i
M eh m ed , E m ir S ü le y m a n üzerine yürüdüğü esnada Ankara
bölgesindeki Tatar beğlerinden D o y u ra n , Ç e le b i M eh m ed ’e
canla başla hizmet edeceğini kuvvetle vaadetmiş ise de kendisinden

1 Oğuzlar, s. 49 5 -4 9 6*
2 N eşrî, I., s. 394-398. G ö zle r oğlu Kara Hisar'\ muhasara ediyor. Â lî
(Künhu'l-ahbâr, V ., s. 149) Kara Hisar9m Şebin Kara Hisar olduğunu söylüyor ise de
bunu kabul etmeğe imkân yoktur. Bu Kara Hisar9ın Karahisar-1 B eh ram şah olması
muhtemeldir. Kaynağa (Neşrî) göre bu olay, T im u r henüz Anadolu9da. iken vuku
bulmuştu.
3 Fetret devrine ait en mufassal kaynak olan N eşrî, D e v le t Şah ’ın menşei
üzerinde bir şey söylemiyor. Â l î ’nin, Türkmen olduğu sözüne (s. 146) inanılmaz.
Ş ü k r u lla h ’a göre (türkçe tercümesi Atsız, Osmanlı tarihleri, İstanbul, 1948, s. 59)
K a r a D e v le t Şah Tatar’dır ki, kabul edilebilir. N e şrî’nin sözlerinden anlaşıl­
dığına göre (s. 378, 379), K a r a D e v le t Ş a h ’ın yanında Gerede yiğitleri vardı.
Gerede9nin Amasya9ya uzaklığı, kaynağın verdiği bilginin doğruluğu üzerinde şüphe
ve tereddüt uyandırıyor ise de tabiî imkânsız değildir. K a r a D e v le t Şah, T im u r ’­
un Amasya9yı kendisine verdiği iddiası ile harekete geçmiş idi. Eğer K a r a D e v le t
Şah bir Moğol ve Geredeli ise Moğol Çuğa (çau’ğa) oymağının beği olabilir. Zira,
bilindiği gibi, Gerede-Bolu arasında Çağa adlı bir kasaba (evvelce köy) vardır.
4 N eşrî, I, s. 414, 415.
bilâkis hıyanet görülmüştü5. Bununla beraber Ç e le b i M e h m ed ’in,
öbür kardeşi M u sa ile yaptığı savaşlarda, Ç e le b i M e h m ed ’in
ordusunda Tatarlar da bulunmakta idiler6. Hattâ iki kardeş arasın­
daki en son karşılaşmada M û sa ’nın ordusunda da Moğollar vardı k i7,
bunlar ya E m ir S ü le y m a n ya da kendisi tarafından Anadolu'dan
Rum İli'ne geçirilmiş olsalar gerektir. Hattâ savaşın vukuundan az
önce M û sa ’nın, Ç e le b i M eh m ed tarafına geçeceklerinden şüphe
ederek bağlattığı D a m a cı o ğ lu ( J*jl ve S a v c ı o ğ lu ’nun8
bu Moğollar'm beğleri oldukları anlaşılıyor. Bu S a v c ı o ğ lu da
yukarıda adı geçen Ankara Tatarlan'nm beğlerinden S a v c ı o ğ lu A li
veya bir kardeşi olabilir. S a v c ı ’ ya gelince, bunun da Konya savaşında,
A h i T e b e r r ü k ile birlikte Karaman ordusunun sağ kolunda yer
alan S a v c ı A ğ a olduğundan şüphe edilmez9.
Ç e le b i M eh m ed , Osmanlı tahtını elde ettikten sonra, 1416
da Samsun seferinden dönerken Çorum bölgesindeki İskilip'te pek çok
Tatar obaları görmüştü. Ç e le b i M eh m ed sadakatlarından emin
olmadığı ve o zamanki deyimle, çevredeki “ // ve günü" incitmek alış­
kanlığından kurtulamamış olan bu topluluğun, buna karşılık öte
yakada faydalı hizmetler görebileceğini düşünerek, onların Rum
İli'ne göçürülmesini emretti. Hükümdarın emri yerine getirildi ve
bu Tatarlar'm çoğu Filibe yöresinde yerleştirildi. Bunların başında
M in n e t Beğ vardı. Anadolu'daki Moğol beğlerinden pek çoğu gi­
bi, herhangi bir İçtimaî eserine rast gelinmeyen M i n n e t B e ğ’in oğlu
M eh m ed Beğ, bir taraftan akmlarda “ kâfir kızlarım kapmayı" düşü­
nürken, diğer taraftan da Filibe yöresindeki Konuş Hisarı yanında imâ-
ret ve kervansaray yaptırmıştı10. İskilip Tatarları dolayısiyle Samağar

5 Aynı eser, II, s. 542, 543, 454, 455.


6 Aynı eser, II, s. 492, 493, 514, 515.
7 Aynı eser, s. 513.
8 Gösterilen yer.
9 Aynı eser, I, 226-227.
ı° “ Vilâyetlerinde mübalâğa Tatar evlerin gördü. Sordı “ Hay! bu evler ki-
mündür?” dedi. Eyittiler: “ M in n e t B eğ ü n d ü r” dediler. Eyitti: “ Y a kanı bun­
ların beği” dedi. Eyittiler: “ Tatar Samağar oğlu düğün eyledi, anun düğününe vardı”
dediler. S u lta n M em ed veziri B â y e zid P aşa’ya eyidür: “ T e m ü r bu vilâ­
yetten Tatar'ı aldı, gitti dediler. Ya bu vilâyette bunların beğleri düğün eyler.
Biri birine varur, gelir, benim seferümde bulunmazlar. Bunları sürmek gerek” dedi.
M in n et Beğ i okutdı. Getürdi. Sürdi. Bunların cemi’sin bileşince Filibe yöresine
oğullarının (veya onlardan bir kolun) Anadolu'da kalmış olduğunu
öğrenmiş bulunuyoruz, Babuk ailesinden bir kolun da Anadolu'da
kaldığı ve Karaman oğulları'mn beğleri arasında yer aldığından yukarıda
bahsedilmişti. Fakat M in n e t B eğ ’in hangi aileden olduğu biline­
miyor.
Aşağıda X V I. yüzyılda, Anadolu'daki Tatar kalıntılarına ait
bilgiler tahrir defterlerine dayanılarak verilmiştir. Bu kalıntıların
ehemmiyetli olmadıkları görülecektir. Bunun tabii asıl sebebi, T i ­
m ur’un gerçekten, kaynakların ifade ettikleri gibi, onların ezici
çoğunluğunu götürmüş olmasıdır. İkinci sebeb, Osmanlılar'ın Rum
İli'ne yaptıkları göçürmelerdir. Vakıa biz bunlardan yalnız birini
biliyorsak da, onun gibi daha birçok göçürmelerin yapıldığı muhak­
kaktır. Üçüncü sebebe gelince, bu da aradan epeyce bir zaman
geçmiş olduğu için, bu kalıntılardan bir kısmının oturak yaşayışa
geçmek ve tamamen türhmenleşerek Türkmen oymakları ile birlikte
yaşamak suretiyle Tatarlık vasıflarını tamamen haybetmiş olmaları
ile ilgilidir.
Karaman /in d ek i Moğol oymaklarının nüfusları pek az olup,
bunlardan “ Muğal Samağan" adlı oymak, Ilgın yöresinde yaşamakta
ve ik in c i B â y e z id devrinde (1482 - 1512) 142 vergi nüfusuna sahib
bulunmaktadır. Bu oymak, küçük obalar halinde, Kuru Göl, Gökçelü
Mescidi, Tevekkül, Boğaz Viran, Abbâs, Bayad adlı ekinliklere sahib
bulunmaktadır. Samağarlı'ların bir hâtırası olan bu oymaktan sonra
İshaklu'ddi, yine aynı devirde, Kutlu Buğa Yüzü (16 vergi nüfuslu) ve
Kapucı, diğer adı Boğaz Tatar adlı (36 vergi nüfuslu) küçük oymaklar
görülmektedir. Aksaray yöresine gelince, burada oldukça büyük Dİr
Tatar oymağı oturuyor. Bu Tatar oymağı (defterde Tatarân) II.
B a y e z id devrinde Ş e y u lla h o ğ lu A li B e ğ ’in idaresinde bulun-

getürdi. Konu§ Hisar’ın yöresine kodı. M in n e t’in o ğlu M eh m ed Beğ şimdi


K o n u ş’da bir imâret yaptı ve bir kervansaray dahi yaptı. Anda yerlendiler. Kaldılar.
Ol arayı makam edindiler” .
N A Z I M

Tatar bulmaz idi ayran içeydi Dere ve dağa hem konup göçeydi.
Tamuda büzme yancuğı ve çakmak Bulmazdı kav ki çakmağın çakaydı.
Sürüldi geldi akın beği oldı Kâfir kızın gözedür hem kapaydı.
Dediler Minnet oğlu gazi olmu§ Gazâ yolunda bulsa can ataydı.
(Âşıkpaşa Zdde, yayınlayan A tsız, Osmanlı tarihleri, I, 152-153).
makta idi. Sipahi olan A li B eğ’in K a y a (4J) adlı bir kardeşi de
vardı. Bu oymağın adı geçen devirde vergi nüfusuna dair 385 u,
Y a v u z S e lim devrinde ise 716 rakamı veriliyor1112. Yine bu bölgede
Elçili Tatarı adlı çok küçük bir oymağın, Koşhisar (Koçhisar) tarafla­
rında da 41 vergi nüfuslu (II. B a y e z id devrinde) Celayir oymağının
sâkin bulunduğu görülüyor13.
II. B a y e z id devrinde Kayseri bölgesinde Boğalı Tatar adlı 95
vergi nüfuslu bir oymak görülebilmiştir14.
1525 tarihinde Ankara bölgesinde yaşayan Moğol oymaklarının
en dikkate lâyık olanı Tos Boğalar'âır15. Bunlar defterlerde Moğol
veya Tatar olarak vasıflanmıyorlarsa da, Osmanlı tarihleri vasıtasiyle
Tos Boğalar'ın Moğol menşeli olduklarını16 kesin bir şekilde biliyoruz.
Tos Boğalar da Konya savaşında Karaman ordusunda bulunmuşlardı17
Tos Boğalar, Ankara sancağında dağınık bir halde yaşıyorlar. Bunlar­
dan bir kol, şimdi Ankara şehrine dahil, Söğüt Özü, Balgat ile onlara
komşu Kızılca şehir, Kızılca Eymür, Lala, Kuş, Hisar Kaya ve diğer ekin­
liklerde çiftçilik yapmaktadır. Bu Tos Boğa kolu, takriben 150 vergi
nüfusuna sahib idi. Tas Boğalar'm daha kalabalık kısmı Ankara'nın
güneyindeki Haymana yöresinde oturmaktadır. Haymana ( )
yöresindeki Tos Boğalar'm vergi nüfusları* aynı tarihte 375 idi. Yine
aynı yörede, Deveciler veya Devecülü adlı büyük bir oymak da vardır
ki, bu oymağın 40 evlik bir kolu Savcı Oğlu adım taşıyor. Bu oymağın
adı, X IV . yüzyılın ikinci yarısındaki Ankara bölgesi Moğol beğlerin-
den S a v c ı A ğ a ’ yı hatırlatmaktadır. Yine Sultan Önü sancağına bağlı
Cemşid, köyünde beş vergi nüfuslu Samağar adlı çok küçük bir oymak

11 Karaman ili oymakları tahrir defteri, Başbakanlık Arşivi, nr. 32, s. 181, 184,
3 0 L 3 <>3 -
12 Başbakanlık Arşivi, nr. 1061, 94a ve devamı.
13 Nr. 32, s. 250, 312.
14 Başbakanlık Arşivi, nr. 976.
15 N e şrî’de (s. 230-231) bu oymağın adı («UU^jf) şeklinde yazılmıştır. 929
(1525) tarihli defterde bazan (Uj^ ^ ) , bazan da şeklinde yazılıyor. Keli­
menin aslında T o s B ağa olduğunu iddia etmek, bizim için mümkün değildir.
10 Makalede, burada olduğu gibi, Moğol ve Tatar adlarının, kavmî menşei
meçhul oymaklar hakkında yani, yalnız siyasî anlamda kullanıldığını belirtmek
isteriz. Değil ise Tos Boğalar kavmî bakımından halis bir Türk oymağı {Uygur,
Kıpçak veya bir başkası) olabilir.
17 N eşrî, I, s. 230-231.
da görülmektedir. Bunlardan başka, asıl yurdu bugün de kendi adı
ile anılan ve şimdi Ankara ili hudut ları içinde, Bâlâ ile keskin arasındaki
yöre olan, Kara Keçili oymağının iki küçük obası Tatar ve Tatarlu
adları ile anıldıkları gibi18, Sivri Hisar yöresindeki küçük bir oymak
ta yine aynı adı taşımaktadır.19
Yukarıda yazıldığı üzere, Moğolların kalabalık bir şekilde yaşadık­
ları yerlerden biri de Çorum bölgesi idi. Selçuklular devrinde bölgenin
merkezinin Demirlü Kara Hisar olduğu anlaşılıyor. Bugünkü Çorum
şehri Osmanlı devrinde teşekkül etmiş gibi görünüyor. Bölgenin baş­
lıca kasabalarından biri olup son yıllarda mühim gelişmeler gösteren
S u n g u rlu , adını ünlü bir beğden almıştır. Bu bölgedeki Tatarlardan
önemli bir kısmın Ç e le b i M eh m ed tarafından Rum İli'ne göçürül
müş olduğundan yukarıda bahsedilmişti. Buna rağmen X V I. yüzyılda
bu bölgede oldukça kalabalık bir Tatar topluluğu yaşamakta idi ki,
bunlara Muğal Tatarı adı veriliyor. Bunlar bölgenin Katar denilen yö­
resinde (İskilib'in batısındaki,) oturuyorlardı. K a t a r ’a ( jUJ ) gelince
onun da Moğol beğlerinden biri olduğu anlaşılıyor. K a t a r ’m X V I.
yüzyılda M a h m u d ve A h m ed adlı oğulları ile M a h m u d B eğ’in
zeamet tasarruf eden îly a s , M eh m ed Ç e le b i ve timâr tasarruf
eden Y a h y a Ç e le b i adlı torunlarını tanıyoruz. Yine K a t a r ’ın
U lu B eğ adlı oğlundan olan torunlarının bu asırda yaşadıkları
anlaşılıyor. K a t a r ’ın oğulları, Beğ Dili köyüne mülk olarak sahib-
olduktan başka, A li Ç e le b i, Y u s u f Ç e le b i, H o ca A h m ed ve
H a c ı Y u s u f ve Y a v u z E r o ğ lu S in a n e d d in adlı kimseler
ile birlikte Kızıl Viran, Keremeddinlü Yüzü cemâatinin yurduna da
tasarruf etmektedirler. Burada Katar oğullarından başka adları geçen
şahıslar, Katar oğulları'nın akrabaları mı, yoksa başka beğlerin ço­
cukları mıdır, bilinemiyor
Katar yöresindeki oymaklar Moğol devrine has bir tabir olan bölük
sözü ile anılıyorlar. Bunlar arasında moğol beğlerinin adlarını hatırla­
tan Baynal veya Taynal ( ) Özü20 ile Ayacı ve Alagozlü cemâat-10

10 Bugün Eski-Şehir-Bilecik bölgelerinde gördüğümüz Kara Keçililer, Ulu Türük'c


bağlı ve asıl yurdları Keskin-Balâ arasında olan Kara Keçililerim batıya göç etmiş
bir koludur.
19 Tos Boğa'lar ve diğer oymaklar hakkında: Ankara sancağı defteri, Başbakanlık
Arşivi, nr. 117, tarih 929 (1525), 130-132, s. 137, 541-545, 5 7 Ö> 5%5> 642, 729.
20C e c e o ğ lu vakfiyesindeki şâhitler arasında B a y n a l adlı bir Moğol
beğinin adı geçiyor (Ahm ed T e m ir, adı geçen eser, s. 180).
leri dikkati çekiyor. Katar yöresinde yaşayan halkın hepsinin veya
pek çoğunun Moğol menşeli olduğu söylenebilir21.
Moğolların kalabalık sayıda yaşadıkları yerlerden biri de Yoz­
gat bölgesi idi. Fakat T im u r ’un bu bölgedeki Moğollafın ezici ço­
ğunluğunu götürmüş olduğu anlaşılıyor. Bu sebeble bu bölge, Tatar-
lafın göçürülmesini müteakip Oğuzlar'ın Boz Ok kolundan olan
Dulgadtrlı ve Haleb Türkmenleri tarafından iskân edildi. Boz Ok sözü
ilk önce orada yurd tutan Türkmenler’in, sonra da bölgenin adı olarak
Cumhuriyet devrine kadar geldi. X V . yüzyılda bu bölgede ehem­
miyetsiz bir Kara Tatar kalıntısına tesadüf edilmektedir.
Tahrir defterlerinde, Sivas - Tokat bölgesinden başlayarak, batıda
Kırşehir ve Ankara bölgelerine kadar yayılmış olan bir kısım oymaklara
Ulu Yürük (bazan “ Ulu Yürük Türkleri” ) denilir. Bunlar Yüzde Pare,
Orta Pare ve Şark Pare adları ile üç kola ayrılır. Bu bölünmenin ne
gibi bir sebeble ilgili olduğu bizce mechül ise de, Yüzde Pare sözünün,
Moğollar'ın yüzlük (farsça sade) teşkilâtından geldiği düşünülebilir.
Nitekim buna evvelce işaret edilmişti. Bu Ulu Yürük Türkleri bölük
adları ile muhtelif oymaklara ayrılmıştır. Bölük sözü Çorum'dakiler
ile bu topluluğa has bir deyim olup, İran'da. Moğol devrinden itibaren
İdarî ve malî yöre anlamında kullanılmıştır. Ulu Yürk'ü meydana geti­
ren başlıca oymaklar şunlardır
1 — İl Beğlu 15 — Ballu
2 — Saraçlu 16 — Çavurçı
3 — Çepni 17 — Ustacalu
4 — Kulağuzlu 18 — Dodurğa
5 Ak Kuzulu 19 — Özlü
6 — Ak Salur 20 — Kırıklu
7 — Tatlu 21 — Kara Fakihlu
8 — Gerenpa ( UJİj>) 22 — Turğutlu
9 — Gökçelu 23 — Ağça Koyunlu
10 — • Şerefeddinlu 24 — Ali Beğlu
11 — Yukarı Çunğar 25 — Kuzu Güllü
12 — Aşağı Çunğar 26 — Kara Keçilu
13 — Çapanlu 27 — İnallu
14 — İkizlü
21 Çorum Defteri, Başbakanlık Arşivi, nr. 444, Kanunî devri, s. 284-308; nr.
982; Tapu ve Kadostro Umum Müdürlüğü Arşivi, nr. 38, III. M u ra d devri, yp.
253 b ve devamı.
Bu bölüklerden hiçbiri Tatar veya Moğol olarak vasıflanmıyor.
Bununla beraber, bunlardan bazılarının, taşıdıkları isimlerden, Tatar
menşeli oldukları anlaşılabilir.22 Görüldüğü gibi, 11. 12. bölükler
Tukaru Çunğar ve Aşağı Çunğar adlarını taşıyor. Bu Çunğarlar, K a d ı
B u rh a n e d d in devrinde Amasya taraflarında yaşadığını gördüğü­
müz Moğol Cavunğar (Ca’unğar) topluluğunun kalıntısından başkası
değillerdir. Çunğar’lar X V I. yüzyılda kalabalık bir halde Amasya
ve Bozok bölgelerinde yaşıyorlardı. 16. sırada geçen Çavurçilarm da,
taşıdıkları addan, Tatar menşeli olduğu tahmin edilebilir. Cedvelde,
görüldüğü üzere, Çepni, Ak Salur, Dodurğu gibi Oğuz boylarına mensup
oymaklar da vardır. Yine bu cedvelde yer almış olan înanlular, Haleb
Türkmenlerinden, Ağça Koyunlu’lar Dulgadırlu ulusundan idiler. Ced-
veldeki Ustacalu adlı oymak, Safevî devletinin kuruluşuna katılan meş­
hur Ustacalular’m, Türkiye’de kalmış bir obasıdır. 8. numaradaki
Gerenpa’ya. gelince, bunun da pek mühim bir kısmının İran’a, gittiğini ve
İran’daki Ustacalular’vn bir obasını teşkil ettiğini biliyoruz23. Cedveldeki
geri kalan oymaklardan Moğol menşeli olanlar var mıdır ? Bu hususta
birşey söylemek mümkün değildir.
Şüphesiz X V I. yüzyılda, Moğol menşeli oymaklar bu sayılanlara
inhisar etmiyordu. Daha birçok Moğol menşeli oymaklar vardı.
Bunların Tatar veya Moğol olarak anılmamalarmda, yukarıda da
belirtildiği gibi, en mühim âmil onların artık tamamen Türkmenleş-
miş olmalarıdır. Esasen X V I. yüzyılda gördüğümüz Moğol menşeli
oymakların hepsi istisnasız toprağı işlemektedir.
İşte, Uzak Doğu’da, Mançurya sınırlarındaki Boyur Navur kıyılarında
yaşayan Tatarlar, Onon ve Kerulen ırmakları arasında yaşayan Moğol-
lar, Tula ve Selenge boylarındaki Kireyitlery onların komşuları Uyratlar
ile sayıca onlardan az olmayan Uyğury Kıpçak ve belki de Kartuklar
dan müteşekkil olan Anadolu’daki Moğol veya Kara Tatarlar’vn hayat
hikâyesinin esası budur.
Anadolu’ya gelen Moğol - Türk topluluğunun hangi el (kavim)
ve boylar tarafından meydana getirildiği üzerinde kesin bilgiler ver­
mek güçtür. Hattâ, bu ülkeye gelmiş beğlerin menşelerine bakarak

28 Hattâ, bu topluluğa verilen Ulu Yürük tabirindeki Ulu kelimesinin, K a d


B u rh a n ed d in devrindeki kalabalık Moğol topluluğunun, yani Cauunğarlar’m beğ-
lerinden U lu B eğ’in adından gelmiş olabileceği bile hatıra geliyor.
23 Defter-i Yürükân-ı Sivas, Tapu ve Kadostro Umum Müdürlüğü Arşiv
nr. 16, tarih 982, yp. ıb-i75b.
yapılacak tahminler bile isabetsiz olabilir. Çünkü, kaynaklardaki
ifadelerden açıkça anlaşıldzğı üzere, bir beğin şu el veya boydan
olması, buyruğundaki birliğin de aynı el veya boydan olmasını gerek­
tirmiyor. Diğer taraftan Anadolu'da, bulunan beğlerin mühim bir
kısmı buraya, merkezden vazife ile gönderilmiş olup vazifeleri sona
erince bu ülkeden ayrılmaktadırlar. Bu sebeble aşağıda verilen
bilgilerde, işaret edilen bu hususlar göz önüne alınmalıdır.
X III. yüzyılda, bu ülkede oturmakta olduklarını bildiğimiz
aileler Doğu ve Güney-Doğu Anadolu'da kalabalık bir halde yurd tut­
muş olan Uyratlar'm başında bulunan T e n g iz G ü re g e n ve Ç a k ır
G ü r eğen aileleri ile Orta Anadolu'da yaşayan Bisu'ut B aycu , Kireyit
T a y c i (Tayşi, Nebci, Nebşi) ve Kum Tatar Samağar aileleridir. Bun­
lardan B a y cu ailesi, S ü le m iş’in ayaklanması dolayısı ile X III.
yüzyılın sonlarında ortadan kalkmıştır. X IV . yüzyılda Doğu ve Düney-
Doğu Anadolu'da Su ta y ailesi yurd tutmuş, Orta Anadolu'da da, her
biri bir bölgede oturan yeni aileler meydana çıkmıştır.
Görmüş olduğumuz gibi, bu aile veya oymakların başlıcaları
şunlardı : B a b u k ve o ğ u lla r ı {Niğde bölgesinde), İsm a il A ğ a
ve o ğ u lla r ı (Beğşehir), A ta B eğ ve o ğ u lla r ı {Ilgın), Çavdar
Tatarı (Kütahya Eskişehir), Bayancar Tatarı (yurdu ?), S a v c ı ve
o ğ u lla r ı (Ankara), K a t a r ve o ğ u lla r ı (Çorum), S a m a ğ a r
o ğ u lla r ı (Kır Şehir - Ürgüb ?), Caykazan (Yozgat?), Caunğar-Cun-
ğar (Sivas, Amasya, Tokat), B a ra m b a y (Sivas - Kayseri?), D ile n c i
o ğ lu (yurdu ?).
Şimdi Anadolu'ya geldikleri bilinen ve tahmin edilen boyların
hangileri olduklarına geçebiliriz.
1 — Uyrat Uyratlar'ın, kalabalık bir topluluk halinde, kışın
Musul bölgesi ile onun batısındaki yerde, yazın da Muş ve Bingöl
bölgelerinde yaşadıklarını yukarıda görmüştük. Bunların başında
T e n g iz G ü re g e n ve Ç a k ır G ü re g e n aileleri vardı. Uyratlar
varlıklarını X V . yüzyılın başına kadar devam ettirmişler ve Cela-
yirliler'den sonra tamamiyle Kara-Koyunlu ulusuna dahil olmuşlardır.
Bugün Irak Türkleri'nin mâni tarzındaki şiirlerine verilen horyat
adının Uyrat (Oyrat)dan gelmiş olması, pek muhtemeldir.
2 — Sünit Yine görüldüğü gibi, X IV . yüzyılda Musul - Diyar-
bekir - Ahlat bölgesi S u ta y ve o ğ u lla r ı tarafından idare edilmişti.
Ahlat bölgesinde S u ta y N o y a n ile ilgili bazı yer adları, bugüne ka­
dar gelmiştir S u ta y o ğ u lla r ın ın idaresindeki topluluğa mensup
bir bölüğün, B a ra m b a y o ğ lu H a c ı İ b r a h im ’in ölümü (1352)
veya ICara-Koyunlular'm siyasî hâkimiyeti ellerine geçirmeleri üzerine
Orta Anadolu'ya göç edib, orada B a ra m b a y adı ile tanındığına
yukarıda temas edilmişti24.
3 — Bisu'ut: Az yukarda, Moğollar'm adı geçen boyundan olan
Anadolu fatihi B a y c u N o y a n ile oğul ve torunlarının bu ülkede
yaşadıklarına işaret edilmişti25.
4 — Celayir: Bu boydan T a y c i, o ğ lu B a ltu ile B a lt u ’ nun
oğullarının Anadolu'da yaşadıklarını gördüğümüz g ib i20, yine C e la ­
y ir î lg e y N o y a n ’m oğullarından T o k u A ğ a ’nın burada vâlilik
yaptığını ve kardeşi Ş ik tu r N o y a n ’ın oğlu O k u n a ’n m 27 ve diğer
kardeşi U r u k tu ’nun oğlu îk b a P in d e 28 Anadolu'da bulunduklarını
biliyoruz. II. B a y e z id devrinde Karaman ilinde bu adda yani
(Celayir) bir oymağın yaşadığından evvelce bahsedilmişti.

24 C ece O ğ lu vakfiyesinde geçen E bu gen N o y a n ’ın, naşir A. T e m ir ’in


de işaret ettiği gibi (aynı eser, s. 187), S ü n it C u rm a ğ u n ’un torunu Şirem u n
o ğ lu E b u g en olması pek muhtemeldir. Bir de Kireyitler'den (Turna'ut boyundan)
E b u g en B itik ç i vardı ki (R eşid u d -d în , Moskova, 259) bu, vakfiyedeki emîr
olamaz.
25 1298 yılında Anadolu'daki Moğol beğleri arasında A y acı adlı bir emîr vardı
(A ksaray î s. 230). Bu emîr Horasan valisi iken A r ğ u n ’un yakınlarından A y a cı
olabilir (R e ş îd u d -d în , Bakû, s. 157). R e ş îd u ’d-dîn’in ensab kısmında A b a c ı
adlı iki şahsa rastgeliniyor. Bunlardan biri, ünlü kumandan C e b e ’nin yeğeni
U ru s’un üç oğlundan biri, diğeri de Kuntlaş'dan G a r a k a y N o y a n ’m oğullarından
A b a c ı’dır (Bakû, s. 412, 559). E m îr A y a c ı için bu şahıslardan biri, belki bahis
konusu olabilir.
28 B a ltu ’nun X IV . yüzyılın başında hayatta bulunan Isa adlı bir kardeşi
vardı (Moskova, s. 144).
27 R e ş îd u ’ d -d în (Moskova, s. 136). (liy jl); A k s a r a y î (s. 305). (Izsjl)
Y. nüshasında her halde doğru olarak: (Uîjl) O kuna. Bu emîr Anadolu'ya U lc a y tu
zamanında incularm, yani hana ait emlâkin idaresi için gönderilmişti. Fakat kuman­
dan î r ine in, keyfî olarak, vazife gördürmediğinden O k u n a geri dönmek zorunda
kalmıştır (A k sa ray î, s. 305). O k u n a ’nın T e k n e adlı bir kardeşi vardı. Fakat
G ece O ğ lu ’nun vakfiyesinde geçen aynı addaki şahidin (s. 213), Ş ik tu r N o y an’ın
oğlu olduğundan şüphe edilebilir. Çünkü vakfiye’deki şâhit T e k n e S a m ağ a r
N o y a n ’m nökerlerinden idi. Îlgey ailesinin itibarını kuvvetle devam ettiridiği ve
Ş ik tu r N o y a n ’m hayatta olduğu bir devirde, oğlu T e k n e ’nin S a m a ğ a r’m
nökeri olmasını kabul etmek bize güç görünmektedir.
28 Elbistan savaşında T o k u ile birlikte ölen C e la y ir U ru k tu ’nun oğlu
İk b a l, S ü lem iş’in ayaklanmasına katıldığı için öldürülmüştü.
5 — Tatar: Bu kavimden D u rb a y N o y a n ’ın A b a k a devrinde
Diyarbekir valisi olduğunu biliyoruz. D u r b a y ’m, B u ra cu ve
onun da D e n g iz adlı oğlu vardı. D u rb a y , Tatar'ın Tutuklayut (?
cjjAajj!) boyundan id i29. Yine aynı boydan (yani Tutuklayut)
A b ışk a (Abuşğa)nın 1299 I3°4 yılları arasında Anadolu ordusu
kumandanlığında bulunduğunu görmüştük. A b ışk a Ş a li N o y a n ’ın
oğlu olup bu ailenin yurdunun Horasan'da, olduğunu biliyoruz.
A rğ u n H an zamanında ileri gelen merkez emirlerinden biri
de Ku'in Tatar (Kara Tatar)dan Kuhistan'lı D o ğa n idi. D o ğ a n ’ın
akrabasından M u la y da G a z a n H an devrinde Diyarbekir vâliliği
yapmıştı. Fakat Anadolu'da. Tatarlar'm bu boyunu temsil eden, görmüş
olduğumuz gibi, S a m a ğ a r N o y a n ile oğulları olmuşlardır. Bunlar­
dan başka Anadolu'da Çağan Tatar (Ak Tatar)’dan da bazı beğler bulun­
muşlardır. Bunlar 1277 de binbaşı olarak Elbistan savaşına katılan
G ire y ve kardeşi T u la d a y 30 ile G a z a n ve U lc a y tu devrinde
Malatya - Harput bölgesi beği olan K ü r B u ğ a idiler31. Görülüyor-
ki Anadolu'da yaşamış veya vazife ile bulunmuş Tatar eline mensup
birçok beğ vardır.
6 — Kireyit: Bu elden Anadolu'da î c i T u t ğ a v u l32, Irin c in ,
hattâ belki B u ğ d a y Y a r ğ u c u 33 ve T a y c u 34 Anadolu'da bulun­
muşlardır. O sm an Beğ zamanında Kütahya - Eski Şehir bölgesinde
yaşadığını gördüğümüz Çavdar Tatarı'mn adını, Kireyit A lin ak

29 R e ş îd u d -d în , Moskova, s. 186; Bakû, s. 102.


30 G ece O ğ lu ’nun vakfiyesinde geçen G ir e y (s. 192) o yıllarda Anadolu'da
bulanan binbaşı G ir e y olacaktır. 1292 yılında yine Anadolu'daki binbaşılardan
G ir e y w(A k sa ra y î, s. 172, 173, 175), arada epeyce bir zaman olmasına rağmen,
aynı şahıs olabilir. Yine aynı vakfiye’deki T u la d a y da (s. 215) G ir e y ’in kardeşi
olsa gerektir.
31 G ece O ğ lu vakfiyesinde S a m a ğ a r N o y a n ’ın nökerlerinden olarak,
K ü r B u ğ a adı geçiyor (s. 194).
32 Î c i T u tğ a v u l Kireyitler'in Turna'ut boyundan olup, 1288 yılında iki İdarî
bölgeye ayrılan Türkiye'nin Kayseri'den uçlara kadar olan kısmının emîri idi. (Ak-
sa ra y î, s. 154). G e y h a tu ilhan olunca T u ğ a ç a r ’m tümenini î c i T u t ğ a v u l’ a
vermişti ( V assaf, Bombay, s. 260).
33 B u ğ d a y 1291 yılında S a h ib A lım e d -i L â k u ş î ile Anadolu'ya, gelmişti.
Kendisine eyâlet memuriyeti verilmişti ki, bu memuriyet, vergilerin tahsiline, mahsul
ve hayvanların toplanmasına nezaretle mükellef idi. B u ğ d a y her ne kadar y a r ğ u c ı
unvanını taşımakta ise de, halka merhametsizce davranmıştır (Aks a ra y ı, s.
I56' 159^
34 T a y c u , Incu denilen ilhan’a ait arazinin idaresi için G e y h a tu tarafından
Anadolu'ya, gönderilmişti (A k sa rayî, s. 180-184).
N o y a n ’ın oğullarından Ç a v d a r ’dan aldığına evvelce işaret edil­
mişti 35.
7 — Kurulas: B a y c u ile birlikte Anadolu'ya gelen Y is a ’ur
(Yasavur) N o y a n o ğ lu H o ca N o y a n ’ın oğullarının Anadolu'da
yaşadıkları üzerinde bilgiye sahip değiliz.
8 — Uryangat (cuS&Ljjl) Ç elm e U h a ve S ü b e d e y gibi, C e n ­
g iz H a n ’ın en ünlü kumandanlarının bu boya mensup olduklarım
biliyoruz. X IV . yüzyılın başlarında binbaşılardan S a rb a n ( objU ),
N â rin A h m ed ve K a r a ’ una Ç o b a n , C e lm e ’nin neslinden
idiler.
T im u r B u ka B a v e rc i de S ü b e d e y ’in oğlu olup, T e m ü r
B u k a ’nın B a y ıtm ış, K ü n ç e k ve K u tlu ğ Hoca adlı oğulları ile
B a y a n c a r, B a y a n d a r, K ö k e İlg e ve (o^lSjl) adlı akraba­
ları vardı. Bunlardan B a y a n c a r ’ın 1299 yılında G a z a n H an
tarafından Anadolu ordusu kumandanlığına tayin edildiği, fakat
B a y c u ’nun torunu S ü lem iş tarafından öldürüldüğünden bahsedil­
mişti. Yine O sm an B eğ zamanında görülen Bayancar Tatarı'nm
adını, bu beğden aldığına hükmedilebilir. Yukarıda adı geçen K ö k e
lig e o ğ lu H e rk a su n (? ) tümenbaşılarından olup, 1277 yılında,
K o n ğ u r ta y ’ın maiyyetinde Anadolu'ya, gelmişti. C e ce O ğ lu ’nun
vakfiyesinde geçen U r y a n g id a y ’ın d a 36 taşıdığı addan, bu boya
mensup olduğu muhakkaktır.
9 — Suldus (z): Bilhassa Ç o b a n o ğ lu D e m irta ş’ın vâliliği
dolayısiyle Sulduslar’dan bir topluluğun Anadolu'ya, geldiğine ihtimal
verilebilir.
10 — Arulat (Arlat): C ece O ğ lu ’nun vakfiyesindeki37 şâhit-
ler arasında rütbesi gösterilmeyen T ü l ek adlı bir şahıs vardır. Bu
T ü le k , C e n g iz H a n ’ın en büyük beğlerinden B o ’u rcu (Boğurcu)
N o y a n ’ın akrabasından T u le k ( olabilir38. X IV . yüzyılın

35 Gece Oğlu vakfiyesinde Ç ir k in N o y a n ’ın adı geçiyor (s. 186). Bu beğin


A. T e m ir ’in de dediği gibi, Kireyitler’in bu adadaki boyuna mensup olması muhte­
meldir.
86 s. 218.
37 s. 215.
88 R e ş îd ü d -d în , Moskova, s. 431. T ü le k 1295 de yeni hükümdar olan
G a z a n ’a karşı cephe alan H ü le g ü ’nün torunlarından Y a şm u t o ğlu Söke’nin ta-
rafdarları arasında bulunduğu için öldürülmüştü (R eşîd ü d -d în , Bakû, s. 305, 306).
ikinci yarısında Anadolu'daki Moğol boylarından T ü le ’nin de ÇûjUdjS
< .) ! ) , bu Moğol beğinin adını taşıması imkânsız değildir.
11 — Menkut : U lc a y t u devrinde Anadolu'daki Moğol kumandan
larından K a z a n c u k ’un, M e n k u t K u t lu ğ Ş ah N o y a n ’ın oğlu
olması ihtimalinden evvelce bahs edilmişti.
1 2 — Suğanut: Bu boydan meşhur T u ğ a ç a r N o y a n ’ın 1295
yılında G a z a n tarafından Anadolu ordusu kumandanlığına tayin
edilip orada öldiirtüldüğü evvelce kaydedildiği gibi, amcası oğlu
B u la r ğ ı’nm da U lc a y tu devrinde Anadolu'ya, geldiği ve Ermeni
kiralının ülkesine akm yaparak kıralı öldürdüğü ve kendisinin de
îlhan tarafından aynı âkıbete uğratıldığı anlatılmıştı.
13 — Uygur: X IV . yüzyıldan önce, Anadolu'daki Moğollar ar
sında Uygarlar'a mensup beğlerin bulunup bulunmadığı hakkında
hiçbir bilgiye sahip değiliz, ^furum ışı ve îr in c i n ’in 1319 yılında
ayaklanmaları üzerine, Anadolu'da D e m irta ş ’a karşı harekete geçen
beğlerin ileri gelenleri arasında Uyğur Esen K u t lu ğ B eğ’in kardeşi
K ü r B u ğ a d a bulunuyordu. Ayaklanmanın muvaffak olamamasın­
dan dolayı K ü r B u ğ a arkadaşları ile birlikte D e m irta ş ta­
rafından öldürülmüştü. 1329 yılında Esen K u t lu ğ ’un oğlu M a lı­
nı u d Anadolu ordusu kumandanlığına tayin edilmişti. U y ğ u r E re t5
n e ’ye gelince, onu, evvelce bahsedildiği gibi, ilk önce D e m ir t aş’ın
buyruğundaki beğlerden biri olarak görmekteyiz.
İran'da olduğu gibi, Doğu ve Güney - Doğu Anadolu'daki pek çok
türkçe yer adları da Moğol devrinden itibaren görülmektedir: Ala Dağ,
Min Göl (Bin Göl), Bulanık ve diğer bazıları. Doğu Anadolu'da bugün
de yaşayan bu yer adlarına Sutay Sazlığı, Sutay Gediği39 (her ikisi de
Ahlat'ın takriben 15 kilometre kuzey doğusunda), Tatar Gazi, Tatar
Düzü, Tatar Yazısı, Kara Haşan (bunların hepsi Malazgirt bölgesinde),
gibi yer adları ilâve edilebilir. Orta Anadolu'da bilhassa
Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat, Kır Şehir ve Ankara bölgelerinde Moğol­
lar'a ait birçok yer adı bulunabileceği40 ve bu konuda, tahrir def­
terlerine de dayanılarak yapılacak bir araştırmanın ilgi çekici sonuç­
lar vereceği muhakkaktır.3 *
0

30 Mahallî söyleniş, Sutey Sazlığı, Sutey Gediği şeklindedir.


40 Meselâ adı geçen bölgelerde dar ve uzun vâdilere öz denilmektedir ki, bunun
Moğol devrinin bir hâtırası olduğunu sanıyoruz. X IV , yüzyılın ikinci yarısında
Ankara'nın takriben 15 kilometre kuzey batısındaki Mürted ovası9nda Moğollar9dan
bir bölüğün oturmakta olduğundan evvelce bahs edilmişti. Ovanın, adını
NETİCELER

840 yılında, merkezi Orhun bölgesinde olan Uygur devletinin


yıkılması, bilindiği gibi, Türk âlemi için bir felâket olmuştur. Uygur
devletini yıkan K ırğızlar moğolca konuşan kavimlerin hücumlarına
karşı duramayarak bu eski Türk yurdunun ebediyen elden çıkmasına
sebeb oldular. Bu hâdise sonucunda batıya kaymış olan Türk âlemi,
X II. yüzyılda öyle zayıf bir durumda bulunuyordu ki, Çm’den kovul­
muş olan Hıtaylar Türkistan*^ gelib oranın siyâsî hâkimiyetini ellerine
geçirmeye muvaffak olmuşlardı. Fakat bu, Türk âleminin kavmî
çehresinde görünür değişiklikler yapmadı. Buna karşılık C e n g iz
H an idaresindeki Moğollar*m batıdaki fetihleri Türk âleminin kavmî
yapısını kökünden yıktı. Uyğur, Karluk> Kıpçak (onların kardeşleri
Kanlı ve Yimek*ler) ve diğer Türk kavimleri parçalanıp, Moğol ulusları­
nın kalabalık alt tabakasını (Kara Kamuğ> Karacu, Unağan Boğol)
teşkil ettiler. Bunların başındaki Moğollar her ne kadar zamanla
türkleştiler ise de, siyasî geleneklerini kuvvetle muhafaza ederek,
üstünlüklerini daima ellerinde tuttular.
Moğollar*m İslâm âleminde açtıkları yaralar zamanla tedavi
edilebildi. Yalnız Irak, siyasî ve kültür üstünlüğünü ebediyen kayb
etti. Siyasî ve kültür üstünlüğü Memlûk Türkleri sayesinde Mısır ve
Suriye*ye geçti.
Anadolu*ya. gelince, bu ülke Selçuklu hükümdarlarının gayretleri
sayesinde büyük bir medenî gelişme içerisinde bulunuyordu. Bu geliş­
me, yakın bir gelecekte, Islâm âleminin siyasî ve medenî üstünlüğünün
bu ülkeye geçeceğini gösteren bir mahiyet ve istikamete idi. Moğol
istilâsı bu gelişmeyi yalnız durdurmakla kalmayıp, aynı zamanda
onun mahv olmasına da sebeb oldu. Orta Anadolu X V . yüzyıldan
itibaren yeniden gelişmeye doğru yönelebildi ise de, ne burası, ne de

(eski eserlerde: bir Moğol beğinden almış olması hatıra geliyor. Gerçekten
G a za n ve U lc a y tu ’nun beğlerbeğisi M en k u t K u tlu ğ Şah ’ın akrabasından
M ü rte d (jtf^ a d lı b ir beğ ta n ıy o r u z ki, bu beğ G a za n H a n ’ ın
1299 y ılın d a k i S u riye seferin d e b u lu n m u ştu r (R e ş îd u d -d în Moskova,
s. 5 10 ; B akû , s. 335). H a ttâ Esen Boğa h a v a a la n ın ın da adını
bir Moğol beyinden almış olması muhtemeldir. Şimdi Ankara’nın semtlerinden
biri olan Mamak için de aynı şey söylenebilir. X V I. yüzyılda Yozğat vilâyetinin
Batı yöresi Baltı adiyle anılıyordu. Bu adın, Moğol beğlerinden B a 1 1 u ile
ilgisi olması imkânsız değildir. B a 1 1 u’nun ise buralarda oturduğu bilinmektedir.
Doğu ve Güney-Doğu bölgeleri hiçbir zaman eski gelişmiş durumlarını
kazanamadılar.
Bütün bunlara mukabil Moğol istilâsının Türklük bakımından
mühim müsbet neticeleri de olmuştur. Bu, bir cümle ile ifade etmek
istenir ise denilebilir ki, “ Moğollar Takın Doğu veya Ön Asya Türklüğünü
maddeten ve manen güçlendirmişlerdir. Moğol istilâsından önce Sir
Derya (Seyhun), Mâverau’n-nehr, Harizm, Horasan ve Azerbaycan’da.
yaşayan kalabalık Türkmen toplulukları, bu istilânın önünden kaçarak
Anadolu’ya, geldiler. Bunların gelişi Anadolu Türklüğünü her bakımdan
kuvvetlendirdi. Öyle ki, ülkenin kavmî çehresi ve manevî havası
Türklük lehine kat’î şeklini aldı. Türkiye’nin daha önce fethedilmeyen
bölgeleri de bu yeni gelenlerin yardımları veya doğrudan doğruya
onlar sayesinde feth ve iskân edildi.
Moğollar, aynı zamanda, evvelce temas edildiği üzere, beraber­
lerinde Uyğur, Kıpçak ve diğer Türk kavimlerine mensup çok sayıda
bir halk getirmişlerdi ki, Moğollar’ın türkleşmesinde en mühim rolü
bu Türkler oynamışlardır. Görmüş olduğumuz gibi, Takın Doğu’ya
bizzat moğolca konuşan unsurun seçkin bir topluluğu da gelmiştir. Bu
seçkin unsur arasında C e n g iz H a n ’ ın, B o ’ u rc u (Boğurcu), Ç elm e
U h a , S ü b e d ey , C eb e ve K u b ila y gibi en muteber kumandanla­
rının oğul veya torunları, Kireyit ve diğer kavimlerin başındaki hâne-
danların çocukları vardı. Hülâsa A lt a y ile B o yu r N a v u r arasındaki
Moğol âleminin mühim ve seçkin bir bölüğü, her şeyi ile Takın Doğu’ya
gelmişti. Bu Moğol ve Türk unsuru, şüphesiz Takın Doğu Türklüğünü
kuvvetli bir şekilde takviye etmiştir.
M o ğ o lla r , yine evvelce belirtildiği gibi, yerlilere muhtaç olma­
yacak şekilde mükemmel bir askerî ve mülkî teşkilâta sahib olarak
gelmişlerdi. Aralarında, ekserisini Uyğur Türkleri’nin teşkil ettiği,bir
aydınlar zümresi de vardı. Bu aydınlar zümresi başlıca din adamları
(bahşi), mülkî memur (bitikçi), tabib (otacı) gibi muhtelif meslek­
lere mensub idiler. Moğollar’m, kalabalık bir unsur, mükemmel bir
askerî, mülkî teşkilâta, aydınlar zümresine ve her türlü gelenek ve
müesseselere sahib olarak gelmeleri ile Orta Asya kültür atmosferi,
sadece İran’da, değil, Anadolu ve Arab ülkelerinde bile tesirini hisset­
tiren -Şah nâme unsurlarının da bulunduğu- kuvvetli Fars kültür hava­
sının yerini aldı.
Orta Asya kültürü, İran'da, varlığını uzun asırlar kuvvetle devam
ettirdikten başka, tesirini bilhassa Mısır ve Suriye'nin hâkimleri Mem­
lûk Türkleri üzerinde de gösterdi. Memlûkler Moğollarla, çok değer
veriyorlardı. Esasen Arab müellifleri onları birbirinden farklı saymı­
yorlardı. Meşhûr müverrih E bu Şâm e, 1260 yılında Ayn Câlut
savaşında Memlûkler'm Moğollar'ı yenmesi münasebetiyle, “ akreb
etmez akrabanın akrabaya ettiğin” şeklinde bir söz söylemişti. Moğollar'ın
getirdiği Orta Asya kültürü Anadolu'da tesirsiz kalmadı. Oğuzlar'a
ait destanları okuyan ozanlara, Moğollar'm ve onların her hususta
mukallidi olan Memlûkler'in değer verdiklerini biliyoruz. Câmiu't-
tevârih'de Oğuzlar'a. mühim bir yer verilmesi de bu husus ile çok
yakından ilgilidir. Hattâ Dede Korkut destanlarının yazılmasını bile bu
atmosfere ve dolayısıyle onu getiren Moğollar'a borçlu olduğumuzu
bu münasebetle hatırlatmak isteriz. Türkmen hânedanlarının bu
bakımdan Câmiu't-tevârih'e nasıl yakın bir ilgi gösterdikleri de malûm­
dur. Yine bu Türkmen hânedanlarının başında bulundukları devlet­
lerin teşkilâtlarında, muhtelif nisbetlerde olmak üzere, Moğol teşkilâ­
tının ve geleneklerinin tesiri görülmektedir.
Makalede, yazılanlardan anlaşılacağı üzere, Moğollar'm Tür­
kiye'de sevilmeleri beklenemezdi. Onların torunları olan Müslüman
ve bazı bakımdan T ö re lle şm iş Kara Tatarlar'a. karşı da aynı his
beslenmiştir. Çünkü Müslüman olmak ve Türkmenleşmek (tabiî dil ve yüz
şekli bakımlarından) onların davranışlarında esaslı bir değişiklik yap­
mamıştı. Yağmacılık yaparak olca (ganimet) elde etmek, çöl Arabları
gibi, onlar nezdinde de halâ biricik ülkü idi. Kara Tatarlar'm hüküm­
darlara karşı olan tutumları daima menfaatlarına göre olmuş ve
bununla ilgili olarak umumiyetle kuvvetli olanların yanında yer al­
mışlardı; Ankara savaşında T im u r ’un tarafına geçmeleri bu hususla
izah edilebilir. Eski müelliflerin savaşın kaybedilmesinde onların,
baş sorumlu olduklarına dair sözlerini tasdik etmek, sanırız ki, güçtür.
Kara Tatarlar'm eski yaşayış ve davranışlarını devam ettirmeleri,
ye hattâ hiyanetleri, yukarda anlatılan âkıbetlerini hazırlamıştır. Bütün
bunlara rağmen Kara Tatarlar'm Türkistan'a, göçürülmesi, şüphesiz
Türkiye Türklüğü için mühim bir kayıb olmuştur. T im u r bununla
iktifa etmeyerek Azerbaycan ve Irak-ı Acem'den de, her devirde insan
ihraç eden Türkistan'a, göçebe Türk halkı göçürmüştü. Oğlu Ş a h ru h ’-
un da Azerbaycan seferleri dolayısiyle bu bölgeden Horasan'a, on bin
Türkmen evi göçürdüğünü biliyoruz. Bu sebeple T im u r ’un seferleri­
nin bu bakımdan da zararlı neticeler verdiğini söylemek lâzımdır.
Kara Tatarlar*m göçürülmesi ile Orta Anadolu'da, boşalan yerler,
Türkiye tarihinin her devrinde olduğu gibi, gecikmeksizin, Türkmenler
tarafından dolduruldu. Bu Türkmenler güneyden gelmişlerdi.
İç İl ve Çukur Ova'dan gelen oymaklar, Niğde ve Kır Şehir'den
itibaren Karaman ili'ndeki boş yerlerde, Maraş - Kars (Kadirli) bölge­
sindeki Dulgadırlı ulusu ile Haleb Türkmenler?ne mensub oymaklar da
Kayseri - Sivas, Yozgat ve Ankara bölgesinde yurd tutarak Orta Anadolu
bozkırının ıssız kalmış yerlerini şenlendirdiler.